"Ölmedin ama hayatta da değilsin."
&
Hikâyenin asıl adı "GÜN AĞARIRKEN BAŞLADI RÜYA"dır. Kısa süreliğine değiştirilmiştir bu isim.
Bu isim ve kurguyla yazılmış ilk ve tek hikâyedir, içerisindeki virgüllere kadar şahsıma aitti...
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
Zihin hırsızı...
Zihnimin derinlerde fokurdayan durgun deniz.
Düşüncelerimin kıyıya vuruşu...
Ruhum ve bedenim.
İki dünya arasında sıkışan benliğim ve gerçeğe perde indiren gözlerim...
Gerçek nedir?
Gözünle gördüğün mü yoksa ruhunda hissettiğin mi?
Hakikat mi daha güçlüdür yalan mı?
Yalan, cehennemdir ve herkes kendi cehenneminde kavrulur.
Ben bir rüyada mıyım yoksa rüya sandığım her şey aslında gerçek mi?
Rüyalarımızda gördüğümüz insanlar gerçekte var mıdır, yoksa var olan sadece görmek istediklerimiz midir? Zihnimi işgal eden sisli hava, mantığımın görüş açısını kapattı.
Uyudum, uyandım.
Uyudum, uyandım.
Uyudum, uyandım...
Peki, nereye gitti rüyalarım?
"Sence..." dedim Azrak'a. Şöminenin içinde titreyen alev gözbebeklerindeki yangını körükledi. Kül karası bakışları bakışlarıma değdi ve sanki ateşe eli değmişçesine aniden kaçırdı bakışlarını.
"O rüyayı tekrar görürsem, gerçeğe dönebilir miyim?" sorum karşısında hiçbir mimiği oynamadı ve öylece baktı yüzüme. Sanki bir şeyleri kafasında tartmaya çalışıyor gibiydi. "Ya aslında tüm yaşamın bir rüyaysa veyahut şimdi o rüyadan uyandıysan?" gözlerini kıstı, kaşları hafif çatılmıştı ve kendinden emin bir şekilde hakikati savunur gibi çıkmıştı sesi.
"Hiç düşündün mü?"
"Neyi?" dedim. Çünkü düşüncelerim bitmeyen yollar gibiydi, sonunu kestiremiyordum. "Seni kurtardığım rüyayı. Belki de o bir rüya değil, bir anıydı. O günü hiç düşündün mü?"
Düşünmemiş miydim? Elbette, düşünmüştüm.
Peki ama ne zaman?
"Neden o adamlardan kaçıyordun Hasna? O adamlar kimdi? Ya sen, kimdin? Bir bekleyenin var mıydı?" ardı arkası kesilmeyen soruları düşüncelerimin üzerine bir enkaz gibi çöktü ve ben o enkazın altında birilerinin beni bulmasını diledim. "Düşün," dedi. "Düşün, düş gelinciği..."