Bölüm 12 'Mektup'

152 6 0
                                    

Babamın mektubunu defalarca okudum. Ona hak vermek istedim ama bu kadar basit olacağını düşünemezdim. Bu kadar basit nedenlerle bunca acıyı çekmiş olamazdım. Amcam tamamen bir psikopattı. Yaşlı gözlerle elimdeki mektubu tekrar okudum. Bu kadar ucuz bir hayatım olamazdı.

Meleğim,
Bu satırlara ne yazarsam yazayım beni belkide bizi affetmeyeceksin biliyorum. Amcanla aram sandığının aksine hiç iyi olmamıştı. Ailemiz tüm mirası bana bırakınca müthiş bir öfkeyle abini yani oğlumu öldürmekle beni tehdit etti. Hani sana 'seni hava atmak için evlatlık aldı' demiş ya öyle değildi Miray. Daha kötüsüydü. Seni abine karşılık olarak amcana vermek için evlatlık almıştık. Ben acımasız biriydim Gaye'de evladına sahip çıkmak isteyen bir anne. Seni evlatlık alıp çok değer verdik ki kardeşim sana zarar versin Meriç'i bıraksın. Öylede oldu. Seni alınca Meriç'in peşine sadece adam taktı ki biz vazgeçersek direkt ölsün. 4 yaşında olman avantajtı çünkü seni tamamen biz yapabilirdik ama seni bu kadar sevebileceğimiz aklımıza gelmezdi. Abin daha 6 yaşındaydı Miray ve öldürülmesi için bekleyemezdik. Amcana seni vermedik ve abini yurtdışına yolladık sen 12 o 15 yaşındayken. Yerini bilmediği için tehdit edemedi ama daha sonra kardeşim güçlendi ve 3 yıl sonra biz her şey bitti derken seni kaçırdı.

Sana öyle söyledi ama biz evde bile değildik Miray. Yalan olduğunu düşünüp kendini daha fazla yıpratma diye doğruları söyleyemedik. Amcana engel olamadım çünkü yurtdışında abinide buldu ama seni korumak için öz çocuğumuzu gönderdiğimiz için senin daha önemli olduğunu düşündü.

Oğlumu, eşimi ve tüm paramı elimden alabilirdi. Anneni tecavüz etmekle bile tehdit yedim meleğim. Çok üzgünüm ama bunu yapmak zorundaydık ya sen ailemiz için bunları yada ailemiz senin için bunları çekmek zorundaydı.

Mektubu parçalara ayırıp yaktım. Onlardan hala nefret ediyordum. Yapıcak mutlaka bir şeyleri vardı basite kaçıp tüm yükü 15 yaşında bir kız çocuğuna yüklemekten başka bir şey yapmamışlardı. Yastığıma gömülüp birkez daha düşünmeyi kendime erteledim.

Uyku vücudumu ele geçirdiği sırada babamın yüzü karşıdan bana göz kırparak nasılda aklını karıştırdım dercesine bakıyordu. Biliyordum olayın alakası yoktu ama sonuçları bunlardı işte.

●●●●

Arka sıranın sağ köşesinde oturup dersi pür dikkat dinleyen bir kızdım. Lise 1'e kadar hep sınıf birincisiydim. Bir yıl okula erken başladığım için şu an lise 3'e gitmem gerekiyordu ama amcam yüzünden bir yıl kaybettiğim için 2. Sınıf öğrencisiydim. Ama içimde 60 yaşında bir teyze vardı ki tüm olaylarda ayaklanmak istiyordu. Küçüklüğümden beri kormadığım tek şey yalnızlıktı tabi bu başınıza gelince göründüğü gibi durmuyormuş.

Zil çalınca toparlanıp yarısı çözülmüş saçımı tekrar topladım. Ardından hemen giriş katındaki kantinden kendime bir çay alıp evin yolunu tuttum. Metroda insanları rahatsız edici bir şekilde gözlemlerken aslında içten içe hepsini öldürüp bu sevmedim dünyada yalnız kalmak istiyordum. Birkez daha aynı kelimeler ama farklı cümleyle söylemek istiyorum ki türüm ve türümün tüm örnekleri bu hayatta gereksizdi.

Yokuşu tırmanmaya başlayacaktım ki çelik gibi bir kol kolumu bulup beni kendine çevirdi. Ela gözleriyle birleşen yeşil gözlerim soru sorarcasına onu izliyordu. Artık ondanda nefret ediyordum.

Ailem bile beni tamamen çıkarı için almışsa bir yabancıya güvenmek ne kadar doğru olurdu ki. Artık ailem hakkındaki gerçekler beni üzmüyordu. Onlar umrumda değildi.

"Seni bir yere götürmek istiyorum"

"Üzgünüm eve gitmem gerek" yalan söylediğim sesimin tonuna dek işlemişti. Beni çekiştiren bedene en öfkeli halimi yansıtıp "Sen ne yaptığını zannediyorsun! Gelmek.istemiyorum." vurgularına özellikle dikkat ettiğim cümlem etkili olmamıştı. "Benimle gelmeni söylüyorum." Yankı'nın bu kadar kaba bir insan olduğunu görmem ona karşı güvenimin sarsılmasının yanı sıra ayrı bir çekicilik katmıştı.

Bir insandan eziyet gören kişi eziyetin sonunda iki farklı insana dönüşebilirdi. Birinci insan herkesten merhamet bekleyen ve kırgınlığını insanlara çabucak fark ettiren. İkinci insansa herkesten azda olsa acı görerek gerçeği görmek isteyen ve ne kadar üzülürse üzülsün bunu fark ettirmeyen.

Ben ikinci tarafta olmalıydım

Araba durup inebilirsin diyene kadar arabaya bildiğimizin bile farkında değildim. Kapıyı açıp soğuk havayla temasa geçerken geldiğimiz küçük ahşap eve bakmaya başladım.

Burası abimle tasarladığımız ama abim yurtdışından geldiğinden beri hiç gitmediğimiz bir evdi. Burda iyi kötü binlerce anımız vardı.

Yüzümde hissettiğim tuzlu su, dudağımda hissediğim ufak tebessüm, tüm vücudumda hissettiğim soğuk ve son olarak omuzlarımda hissettiğim peşimdeki insanın elleri.

Huzuru bulmadığım aşikardi ama kısa bir süreliğine çok yakınında olduğumda.

HİÇHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin