Emir ile arayı düzeltmemizin üzerinden 1 ay geçmiş, Kasım ayına girmiştik bile. Alışmış olduğum gibi her şey normal gidiyordu. Annem ile aram düzelmiş -babam sayesinde- derslerime tam gaz çalışıyordum. Derslerimiz çok yoğun olduğundan kızlarla da görüşememiştik bu iki hafta da.
Elif ile sözleştiğimiz gibi saat 11'de evden çıktım. Kütüphaneye gidip ders çalışmaya karar vermiştik öncesinde de kahvaltı edecektik.
Hava çok soğuktu ve görünen o ki yağmur yağacaktı. Atkıma sarılmış arabanın yanında Elif'i beklerken evlerinin kapısı açıldı ve Elif ardından da Ediz kapıdan çıktılar. Elif somurtarak Ediz'e bir şeyler söylüyordu fakat her zaman olduğu gibi Ediz umursamaz ifadesinden taviz vermedi. Ediz'in Elif ile bana doğru geldiğini görünce şaşırmadan edemedim. Ediz'i davet etmiştik fakat bize; "benim ders çalışmaya ihtiyacım yok" deyip gülmüştü. Anlaşılan birileri fikrini değiştirmiş.
Yanıma ulaştıklarında Ediz'i taklit ederek arabanın kapılarını açtım. "Bönüm der çölöşmaya öhtöyacım yoh ohohohoho." Taklidim Elif ve beni güldürmüştü. Ediz gözlerini devirip Elif'ten önce ön koltuğa kuruldu. Elif'in yüzünde ki gülümseme silindi ve Ediz'in arkasından dil çıkarttı. Bu haline gülmeden edemedim. "Günaydın. Ediz yine neşe saçıyor." Kafasıyla onayladı.
"Ya ya ne demezsin. Neşe yumağı. Günaydın bu arada." Ediz gibi bizde arabaya bindik. Koltuğa oturur oturmaz klimayı çalıştırdım. Kahvaltı için Ataşehir'de bir Alışveriş merkezine gitmeye karar vermiştik. Kahvaltının ardından Üsküdar'a geçelim diye konuştuk. Gideceğimiz yeri bildiğimden navigasyonu açmadım.
Gözlerimi yoldan ayırmadan radyoyu açtım ve sesini kıstım. Telefonuyla uğraşan Ediz'e göz attım. "Sen hani gelmiyordun. Ne oldu da fikrin değişti?" Kafasını kaldırmadan cevapladı.
"Evde otur otur olmuyor. Ben sizin gibi depresyona girmem." Tiksinici bir ifadeyle söylediği şeye güldüm. "Sizin gibi ne demek be?" diye sordum. Bu sefer başını kaldırdı ve Elif ile ikimizi işaret etti. "Sizin gibi yorgan döşek yatıp kendimi salmam ben. En zor anımda bile bir şekilde toplarım çünkü merhaba güzelim düşene el uzatmazlar ezer geçerler." Ağır konuştu. Arabaya derin bir sessizlik çökmüştü. Ben bir yandan araba sürüyor bir yandan Ediz'in son cümlesini düşünüyordum. Dediklerinde kesinlikle haklıydı. Hele İstanbul'da düşene el uzatan olmazdı, uzattığı el onu da yere çeker diye korkardı insanlar.
12 yaşımdaydım hatırlıyorum. Okulum yakındı fakat yürüyerek yarım saat sürdüğü için otobüse binerdim. Yine bir gün koşarak otobüse yetişmeye çalışıyorum, mevsimde kış. Aldığım her nefes boğazımı acıtıyor. Sonra ben koştur koştur otobüse yetiştim bir şekilde. Bindim ama midem o kadar kötü ki, deliler gibi bulanıyor. Okula gelemeden inmek zorunda kaldım otobüsten. İndiğim gibi ağzıma gelen safranı kusmuşum. Başım dönüyor, midem bulanıyor. Hani net hatırlamıyorum bile o anları. İleride 4 kişi duruyordu, anneleriyle kızları. Kızlarla benimle yaşıtlardı sanırım.
İki kadında gelmedi yanıma. Durup seyrettiler, yere çöküşümü, başımın dönüşünü, ellerimin titreyişini sadece seyrettiler. Kendi aralarında konuştular fakat yanıma gelip nasıl olduğumu sormadılar, yardım etmeyi teklif etmediler. Kendi kızlarının başına gelse bu, ne tepki verirlerdi acaba? Başkalarının böyle izlediklerini görseler. O an aslında Ediz'in dediği şeyin farkına varmıştım ben. İnsanlar 12 yaşında ki bir çocuktan dahi korkar olmuşlardı.
Aklımda beliren anının suratımın düşmesine neden olmasına izin vermedim. 15 dakikalık yolculuğumuz Ediz'in laflarından sonra sessizce son bulmuştu. Arabayı Alışveriş Merkezi'nin otoparkına park ettik ve kahvaltı edeceğimiz kafenin olduğu kata çıktık. Kafenin içi lüks ama evi andıran bir dizayna sahipti ki bu benim çok hoşuma gitmişti. Masaya yerleştikten sonra ne yiyeceğimiz hakkında konuşmaya başladık.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Dansın Melodisi
Teen Fiction"İnsanları korumak, onları savunmak istiyorsun doğru mu anladım?" Tek kaşını kaldırdı ve bana meydan okurcasına baktı."Hepimiz bunun için burada-" Alay edercesine güldü." Hayır, hepimizin hayalleri senin gibi değil bailarina, ben buraya hüküm vermey...