5. Bölüm

66 4 0
                                    

Multi: Lavinya Kara






Mağlubiyettir aşk bir selamına bile yenilirsin..

..

"Lavinya!" Zeynep'in çığlığı yüzümü buruşturmama neden oldu. Sanki öpüşürken yakalanan benmişim gibi şaşkındı. "Neden bana öyle bakıyorsun? Öpüşen sensin ben değil." Diye kendimi savunmaya aldım. Kolları hala Onur'un omuzunda olduğunu fark edince hızla geri çekildi. "Birde sapık gibi beni öpüyorsun!" Diye sinirle söylendi. "Yok artık beni öpen se-" avuç içini Onur'un ağzına dayadı. "Neden bu kadar çok konuşuyorsun?" Dudağımı bir birine bastırdım. Eğer gülersem Onur'u bırakıp benim boğazıma yapışacak gibiydi. "Pekâlâ çıkalım mı? Benim işim bitti." Diyip arkamı dönüp sessizce güldüm. Aslında şuan kahkaha atmak istiyordum. Duyduğum ayak sesleri gittikçe yaklaştı. "Çıkalım o zaman." Yandan Zeynep'e bakış attım. Hiç oralı değildi. Hissetmiş olacak ki parmağını bana uzattı. "Sakin tek kelime etme sakın!" Omuz silktim. "Sadece bugün eve gelmeyeceği mi söyleyecektim." Gözlerini kısıp bana bakmaya devam etti. "Benden izin mi alıyorsun?" Güldüm. "Sadece bu gece yalnızsın diyorum." Diyip göz kırptım. "Sen!" Dediğinde hızlanıp ondan uzaklaştım.

..

Karşımdaki değişik eve bakıp derin bir nefes aldım. Her seferinde bu evin önüne gelip girmeye cesaret edemiyordum. Öyle tuhaf birşey ki, ilk gördüğümde şok olmuştum. Bu ev rüyalarımda gördüğüm kanlı evdi. İşin en ilginç yani ise yıllardır bu ev boştu. Bir keresinde çevrede bir kadına sormuştum, kadın ev yıllardır boş gelen gideni olmuyor demişti. İçine girmeye ise cesaretim hiç olmadı. Sıkıntılı bir nefes alıp, arabayı çalıştırdım. İyi ki Zeynep'le birlikte yaşıyorum. En azından orada kendimi fazlalık hissetmiyordum. Arabayı bahçeye park edip yan taraftaki çantamı aldım. Arabadan inip kapıyı yavaşça kapattım. Ayaklarım geri geri gidiyordu. Neden bilmiyorum ama ne ben bu eve gelmek istiyordum. Nede Neslihan hanım gelmemi istiyordu. Çantamı koluma takip, ellerimi cebime koydum. Hava çok soğuktu. Hoş soğuk hava bana en iyi gelen şeydi zaten. Kapının önüne geldiğimde elimi uzatıp zile bastım. Kapı açıldığında Zeliş gülerek yüzüme baktı. "Hoşgeldin." İçeri girip montu mu çıkardım. "Hoşbuldum Zeliş." Durup yüzüne baktım. "Kim var?" Diye sorup uzun koridora göz gezdirdim. "Selim bey daha gelmedi. Ama Neslihan hanım salonda." Başımı sallayıp sıkıntılı bir nefes aldım.

Salona geçtiğimde Neslihan hanım elindeki dergiye bakıyordu. Geldiğimi fark ettiğinde başını kaldırıp yüzüme baktı. Yine öfke vardı bakışında. Konuşacak gibi olduğunda, buna fırsat vermeden yukarı çıktım. Zaten yorgundum, birde Neslihan hanımın lafları eksik kalsın. Babam gelene kadar burada odamda kalmayı tercih ederim. Kapıyı açıp odama girdiğim de kalakaldım. Gördüğüm şeyle şaşkınca etrafa bakındım. Sanki oda benim odam değilmiş gibiydi. Odamın köşesinde en sevdiğim renkli ışıklarım ve mumlarım yoktu. Gözlerim dolarken tamamen değişen odama doğru adım attım. Yatağa ilerleyip üzerine oturdum. Dizlerimi kendime çekip kollarımı etrafına sardım. Yerimde hafifçe sallanıp kendimi sakinleştirmeye çalıştım. "Güzel olmuş mu?" Kapının yanında durup keyifle beni izleyen, Neslihan hanıma baktım. Bu halimden keyif alıyordu. Durup öylece yüzüne baktım. "Keşke ......  Keşke hiç doğmasaydım." Fısıltım kan dondurdu. "Keşke seni doğurmasaydım." Ve içimdeki çocuğu bir kes daha öldürdü kelimesiyle. Bir insan kaç kes ölürdü? Sahi bu kaçıncı ölüşüm? Ölü bedenime bile saygı duymadan, arkasına dönüp gitti. Yine her zaman yaptığım gibi üzerimi çıkarıp banyoya girdim. Belki de kaçtığım tek yerdi.

Islak saçlarımı küçük havluyla kurutup giyinme dolabına yaklaştım. Kapıyı kaydırıp elime geçen her hangi birşeyi alıp yatağa yanaştım. Babama artık buraya bir daha gelmek istemediğim, konusunu açsam iyi olacaktı. Zaten bu evde istenmediğim açık açık ortadaydı. Üzerimi giyip aynanın karşısına geçtim. Saçımı elimle düzeltip doğruldum. Odamdan dışarı çıktığımda, gözüme çarpan parlak şeye dikkat kesildim. Merdivenin en üstü kısmında öylece duruyordu. Adımlarımı yavaşça atıp oraya yöneldim. Yanında durduğumda eğilip elime aldım. Beyaz bir zincirin ucunda parlayan siyah inci. Çok güzeldi. Dudağımı ısırıp yakından baktım. Güzel ötesi bir şeydi. Kimindi acaba? Neslihan hanım böyle şeyler takmazdı. Evet güzeldi ama pahalı bir şeye benzemiyordu sanki? Daha önce hiç görmedim taktığını zaten. Bence bu kesin Zeliş'indir. Bir süre inceleyip avucumun içine sakladım. Aşağı inip mutfağa geçtiğimde Zeliş'e baktım. "Zeliş, bu senin mi?" Diyip elimdeki kolyeyi ona uzattım. "Yo hayır benim değil." Dediğinde kaşlarımı çatıp elimdeki kolyeye baktım. Daha fazla düşünmeden boynuma takarak mutfaktan çıktım. Şimdilik boynumda kalsa iyi olurdu. Kiminse zaten çıkar ortaya. Elimi boynumda ki incide gezdirerek solana geçtim. Neslihan hanım geldiğimi görünce elindeki kahveyi sehpaya bıraktı. Onu yok sayarak tekli koltuğa geçip oturdum. Babam birazdan gelirdi.

MASADAKİLERHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin