Bölüm 4 (Bulaşım)

143 4 4
                                    

 Eflatunlaşmış gökte yankılanan ezan sesleriyle inmişte aşağıya… Uzun yıllar boyunca hiçbir kadını bu denli arzulamamış, bu denli “kadın” objesine aç kalmamıştı. Sanki yıllarca onu bekleyen bir hediyeydi. Yakalarını düzeltti, bir camel pakedinden çıkardığı cigaralarından birini yaktı. Ezanın verdiği aralarda İstiklal caddesi, sadece kedilerin miyavlaması ve çöpçülerin sesleriyle can çekişiyordu. Kundurasının sesleri, onu erkeksi bir kapitalist köle modülü olarak gösteriyordu. Uykusuzluktan kıpkırmızı kesilen gözleriyle ayrıldı Taksimden… 
 Eve geldi, ufak bir duş seremonisi, kısa bir Beethoven dinletisi ve omlet! Çay ve peynir sponsorluğunda ortalama bir erkek adına güzel bir kahvaltı hazırlamıştı. Telefonu geldi aklına, 35 mesaj, 26 çağrı. Elif… Sahi, onu unutmuştu. Hiçbir pişmanlık göstergesi hissetmiyordu. Neden pişman olacaktı ki? Erkeklerin böyle kaçamakları olabilirdi. Bu, toplumun ona sunduğu “özgürlük” kavramının getirilerinden biriydi. Erkek bu, kırıkları olur elbet! 
 Kahvaltı arasından sonra hasta olmaktan korkarak çıktığı dondurucu soğuğu barındıran sokakların arasından yürüyerek, ter ve nefes dolu otobüsün mazot kokusuyla birleştirdiği hizmetinin içerisine bıraktı kendini. Yine dolu, yine mutsuz, umutsuz yüzler! Ne güzel bir gün Tanrım. Hayatı boyunca en çok korktuğu şey başına geliyordu. Monoton, birbirinden farksız günlerle yaşamak. Amaçsız, hedefsiz. Duyguları bile belli oranlarda nükseder duruma geçmiş, heyecanı, sevgisi bile belli seviyelerde, vasat şekillerde beliriyordu. Elif ile evlenirse, ki bu onu gösteriyordu. Bu gidiş daha da güçlenecek ve kanserli bir hücre gibi tüm yaşamını saracaktı. Derin bir iç çekti. Aslına bakılırsa, bu günleri ve bu hayallere ulaşımı çok arayacaktı. Zira başına öyle bir iş gelmişti ki, hayatı boyunca unutamayacak ve belki de onu intihara sürükleyecekti… 
 Haftalar böyle boş ve bitap geçerken, dilinde ve genital bölgelerinde yaralar baş gösterdi. İlk önce bunlara anlam vermedi, ancak bu yaraların ısrarcı kalıcılığı üzerine doktora gitmeye karar verdi. Bu sürede Elif’in ufak küskünlüğünü aşmayı başarmış, ve “meleğim” dediği bu kadınla bir ömür geçirmek, artık kalbine tatlı bir sükut şeklinde oturmaya başlamıştı. Elif, sanatı seven, ancak teolojik geleneklerin dogmalarından çıkmayan bir kadındı. O ise, inançsız, sanattan ziyade politik fikirleriyle ön planda, özgürlükçü biri. Belki de bir ilişkiyi en çok güçlendiren olgu budur; farklılıklar! 
 Hemşirenin çağırmasıyla kendine geldi. İçeri girdiğinde yaptırdığı testlerden memnun olmayan doktor, ona hayatının haberini verecekti… 

Ruh AdamHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin