Selam güzellerim, hepinize iyi okumalar diliyorum. Okumadan yıldıza basmayı unutmayın, öpüldünüz❤️
♠️
'Ölümün kıyısında beklerim seni. Eğer yolun sonu sana çıkıyorsa, ölümün nefesi değsin dudaklarıma'
Koridorun ortasında durup hayatımın yönünü düşündüm birkaç saniye. Nereye gidiyordu? Kiminle gidiyordu? Nerede olmak istiyordum? Kiminle olmak istiyordum? Kendime kendim için iyilik yapıp verebileceğim tek bir doğru cevap vardı. Brand..
Yönüm oydu. Gitmek istediğim yer onun yanı, oğlumla olmak istediğim alan, onu ve bizi kaplayacak her alan olabilirdi. Sokakta da yaşayabilirdim Brand'la. Küçücük tek camlı bir evde de. Nefes alınamayacak kadar dar olan bir kafeste de yaşardım. Ben onunla yaşamsızlığa da vardım.
Zihnim ağrıyordu. Hislerim, kaygılarım, acılarım, kalbimin üzerine atılan toprağın ucu değdiği yeri yakıyordu. Orada bir yerlerde alev alıyordu hislerim, kokusu doluyordu genzime. Elimi duvara bastırıp, girmeye korktuğum odamın yanında düşüncelerim yüzünden nefes nefese kalmıştım.
Şakaklarımı tırmalayan ağrı içler acısıydı. Gözlerimi yumup dudaklarımı dişlediğimde nefes vererek kapıyı hafif tıklattım ve içeri girdim. Trajikomikti öyle değil mi? Kendi odama girerken sevdiğim adam beni tanımadığı için kapımı tıklatarak içeri giriyordum. Kapıyı araladım ve yatağın ucunda uzanan oğluma bakarak onun yanında oturan Brand'ı gördüm. Kafasını ağır ağır bana doğru çevirdiğinde bedenimi ayak ucumdan yukarı doğru süzdü.
Tek kelime etmedi. Tek kelime etmeden sessizce yanına yürüdüm. Oğlumun diğer yanına oturdum. Brand yüzüme dahi bakmadan oğlumun dudaklarında gezdirdiği minik avcunu eliyle ağzından çekti.
"Küçük adam seni." diye fısıldadı belli belirsiz tebessümüyle. Oğlum gri gözlerini ikimizde çepeçevre gezdirirken minicik dudaklarını gülmek ister gibi oynatıyordu. Ama sanki kızgındı. 'Anneme düzgün davran.' demek istiyordu sanki, 'Onunla düzgün konuş, onu göremesen bile anlamaya çalış' der gibiydi. İçim acıya acıya baktım oğluma.
Onu babasının kolları arasında dünyaya getirmiştim ama bu dünyada onu şimdi babasının kolları arasına veremiyordum. Gözlerimi oğlumdan kaldırıp Brand'ın zaten beni izleyen bakışlarıyla denk düşürdüğümde nefesim bir saniye sustu.
Mantığıma beynimden bir sinyal gönderildi sanki. O an 'Nefes alma!' diye bağırdı bütün beyin fonksiyonlarım. İçi boşaltılmış mezara koymuşlardı bedenimi. Görmek istemiyor, duymak istemiyor, algılamak istemiyordum. Nefes almak istemiyordum, hayatın engebeli acısına karşı susup ölmek istiyordum.
"Nefes al!" diye bağırdı Brand. Beynim işlevini kaybetmeye doğru yönelirken gerçekten nefesimi tuttuğumu son anda fark edip nefes nefese can havliyle nefes almaya başladım.
"Kıpkırmızı oldun karşımda, neden nefesini tutuyorsun? İyi misin?" diye sordu azarlar ama bir yandan da yatıştıran bir sesle. Onu onaylarken elimi kalbime götürmüş, tam üzerine koymuştum. İnip kalkan göğsüme eşlik ediyordu şimdi elim..
"iyiyim ben.." dedim gözlerine bakarak, "Dalmışım." baktı yalnızca yüzüme. Gözlerim oğlumdayken o an tahmin edemeyeceğim bir saniye yaşadık. Brand elini alnıma koydu. Yavaşça.. Ağır ağır yanağıma doğru kaydırdı büktüğü parmaklarının sırtını.
"Ateşin yok." dedi tekdüze sesiyle, "Üşütmüş olma ihtimalin yok, ama o içtiğin sana dokunmuş olabilir." ima dolu konuşmasını görseydiniz, tıpkı benim gibi salakça gülerdiniz.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
KAN MAVİSİ
خارق للطبيعةMumun içinde eriyen bedenlerdik. Mumun üzerinden gökyüzüne dağılan ince dumanında bir parça bizden vardı ve gökyüzünde ruhlarımızla raks ediyordu tenimiz. Tek bir farkla. Ruhumuz... Hatta bedenlerimiz bile birbirine saplı şekilde dans ederken, zihni...