Bölüm 9 (İlk deneyim)

66 3 0
                                    

 Yağmur tüm şiddetiyle yağıyordu karanlığa bürünmüş şehrin üstüne… Yakalarını kaldırdığı kabanıyla kısmi görünen yüzü, birikmiş bir nefreti barındıran kumbara gibiydi. Yüzüne çarpan yağmur suları; içerisindeki karmaşık duyguların, en önemlisi heyecanının dışavurumu gibiydi. İstiklal caddesi görünmüştü. Duraksadı. Yapmalı mıydı? Bu, tehlikeli bir karardı. Zira birazdan cinayet işleyecekti. Arkasına baktı. Kolay mıydı? Arkasında bir hayat bırakmıştı. Umutlarla, hayallerle dolu bir hayat. Elifi bırakmıştı, canını bırakmıştı, psikolojik dengesini bırakmıştı. Ona bunu reva görenler, umarsızca hayatlarına devam edebiliyorken; o neden korkakça geri çekilecekti? Siniri, korkusunun ötesine zıplamıştı. Adımlarını hızlandırdı. Caddeye çıkmıştı. Kalp atışları hızlanmış, göz bebekleri büyümüştü. Derince bir nefes aldı. İlerlemeye başladı. İşte! 50-60 metre kadar ilerde bir fahişe vardı. Dip boyası gelmiş bir sarışın! esmer teniyle uyumsuzluk içerisindeydi. Kahverengi gözleriyle süzüyordu caddeyi, caddedeki erkekleri. Ağzındaki sakızını onu erotik kılacak şekilde çiğniyordu. Ancak onun için nefret harici hiçbir duygu veya güdü yoktu. Diğerlerine de bakmalıydı. Kaçmıyordu ya?! 
 Biraz daha ileride kızıl saçlarıyla, beyaz teni dans edecek derecede güzel; masmavi gözleriyle etrafa bakan başka bir kadın vardı. Bu mu olmalıydı? Düşündü bir an. Tam o sırada göz göze geldiler. O birkaç saniye, sanki yıllarmış gibi geçti. Kadın kendisine bakan bu garip adamın kendisini beğendiğini düşünerek, onu çağırıyordu; “Gelsene!”… Kafa salladı, devam etti. Bu, o değildi. Peki o halde kimdi? “Düşünecek zaman değil” dedi kendi kendine, “Bakınmaya devam et!”… Sağlı sollu, birçok fahişeyi süzdü. Ancak içerisindeki ‘Avcı’ harekete geçmemişti. Bu, ilk cinayetini işleyecek olmanın verdiği bir korku muydu; yoksa hala avını bulamamış olmanın sükuneti mi? Bilmiyordu. Devam etti… Bütün gece İstiklal caddesinde mi geçecekti? Ne yapmalıydı? Bu sırada ona bakan ve kahkahalar atan bir kadın gördü. Neşesi yerindeydi. Birbirine orantılı bembeyaz dişleri, omzundan dalgalı şekilde salınan kahverengiyle birleşmiş boya sarısı saçları, uyumlu bir esmerliği ve göz kapaklarının altında mahsur kalan kahverengi gözleriyle bir ahuyu andırıyor olmalıydı… Neden gülüyordu? Manasız bir bakışla; “Ne oldu?” diye sordu. Kadın kahkahalarını keserken başladı konuşmaya; “Gecenin bir vakti avını arayan abazanın birisin, senin gibiler için anca gülerim.”… Kendine yapılan bu gereksiz benzetme canını sıkmıştı. Ancak onu terslemedi. Cevapsız kalmayı yeğlemişti. Bu sırada kadın devam etti sözlerine; “Ancak” dedi, “Gülmekten başka şeylerde yaparım. Denemek ister misin?” diyerek elini onun uzvuna götürdü. Ani bir refleksle kendini çekerken, tekrar kahkahalara boğuldu kadın. Göz göze geldiler. Bu delicesine gülen gözler; hayat doluydu. Bu işi bir zevk meşgalesi haline getirmiş ve umarsızca yapar durumda olduğu belliydi. İşte o an içindeki hayvani dürtü ortaya çıktı; “Onu avla!”… 
 Birlikte odalarına geçerek, sert şekilde öpüşmeye başladılar. İlişkilerinin yakınlığı devam ederken, kadının gözlerinin içine bakıyordu. Gözlerinde hayat vardı; yaşam vardı. Eğlence ve mutluluk vardı. İşte alması gereken buydu! Hayatını, yaşamını, mutluluğunu ve eğlencesini almak; yerine saatli bomba misali bir mutsuzluk; acı bir ölüm yerleştirmek istiyordu. Her saniye gözünün içine bakıyordu. Zira o habersiz bir kurbandı. Her saniye kahkahalar içerisinde etrafı süzen bu kadının gözündeki ışık; artık sönecekti… 
 Şiddetli şekilde sevişiyorlarken, yanlarındaki radyo Hayko Cepkin’in; Paranoya yorumunu dinletiyordu dinleyicilerine… 15 dakika kadar sonra, son kez göz göze geldiler; her ikisininde göz bebekleri büyüyerek… Nefesleri karıştığı, anın durgunlaştığı, zamandan soyutlanan o an! Dünyada sadece ikisi varmışçasına… Göz bebekleri küçülürken; selamlıyormuşçasına kenara bıraktı kendini. Saatli bombayı bırakmıştı bu hayat dolu fahişeye. Üzerini giydi, evine gitmek üzere yürümeye devam etmeye başladı. Uykusu bastırmıştı. Yüzüne çarpan rüzgar, uykusunu açıyor gibi olsa da, dinecek gibi değildi. İçinde muhteşem bir sevinç vardı. Gizliliğin sevinci! Kimse farketmemişti. Bir yaşamı infazcı alacak olan, ‘ölümü’ bırakmıştı aynı umarsızlıkla! İçi rahatlamıştı. Bir an düşündü; nasıl olurdu bu? Gerçekleştirdiği salt kötülükten çocuklar gibi mutlu olmuştu. Bu gece birinin ölümüne sebep olmuştu. İlk cinayetini işlemişti; her ne kadar kadın farketmese de. Bir kadının acılar içerisinde, bakımsızlıktan, zayıflıktan, vücudunda çıkan iğrençleşmiş yaralar içerisinde, nefessizlikle, acıdan sıktığı yumruğunun bile moraracağı şekilde ölmesine sebebiyet verecekti. Gözündeki hayat ışığını almakla kalmayıp, tarifi imkansız bir yokluk ve boşluk içerisinde onu ölüm uçurumundan aşağıya tekmelemişti. Ancak mutluydu! Bu intikamdan çok daha farklı birşeydi. Zira içerisindeki mutluluğun intikam ile hiçbir alakası yoktu. Kendini güçlü hissediyordu. Bomboş bir ara sokağın ortasında, karanlıklarla ve siyahlıklarla doluydu. Durdu. Gökyüzüne baktı. Bir yaşamı, bir ruhu sanki ufak bir canlının içerisindeymiş gibi söküp almıştı. Tekerlekli sandalyeye mahkum, 40 kadar kilosunu gökyüzüne bırakmış, kemiklerinden başka hiçbir şeyi kalmamış, kararmış göz altları, dökülmüş saçları ve içinde hissettiği tarifi imkansız acılarıyla çığlıklar içerisinde ölecek bir kadın bırakmıştı. Gözleri açıldı; kendini Tanrı gibi hissediyordu. Bir ruh almıştı ondan, tarifi imkansız bir acı bırakmıştı… Ruhu hiç olmadığı kadar güçlü hissediyordu! Gökyüzüne baktı. Tanrıyı görüyordu! Ellerini kaldırdı göğe, bedeni titriyordu. Biriktirdi içerisindeki tüm gücü, mutluluğu, nefreti ve kötülüğü… İnsan kötülükten zevk alan nadir varlıklardan olmalıydı. Tek sorun bunu kendine bile söylemekten çekiniyor olmasıydı. Bağırdı! Bağırdı tüm gücüyle. Kahkahalar atıyordu; bağırıyordu! Öylesine bağırıyordu ki; evlerden kafalarını çıkartan insanlar ona ilginç bakışlar atıyordu. Ancak kimin umrundaydı? O artık herkesten ve herşeyden soyutlaşmış; Tanrının ona bahşettiği zevki tadıyordu! Tanrısal bir zevk! Bu muhteşemdi! 
 Saatler sonra kendini attığı yatakta, takım elbisesiyle uyuyakalmıştı… 

Ruh AdamHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin