Bölüm 10 (Puzzle'ın eksik parçası)

71 3 0
                                    

 Johann Sebastiann Bach’ın Cello Suitesi çalıyordu bir alarm olarak… Kapanmakta ısrarcı, şişmiş gözlerini binbir zorlukla açtığında, ufak bir delik süzmesi olan simsiyah bir mağaranın içerisine doluşan ışık süzmesi gibi dolmuştu kapalı havanın beyazlığı karanlık gözlerinin içerisine… Ufak bir uyuma detoneleri daha… Her gün olağan şeylerdi, lakin bu farklıydı. Sadece fizyolojik değil, aynı zamanda duygusal olarak da uyumak istiyordu. Zira dün gece aklından hiç çıkmıyordu. Unutmak istiyordu o anı. Bir cana kıymıştı. Bir hayatı en ücra kaynağına dek sömürerek almıştı… Bu, ziyadesiyle acınası ve dramatik bir olaydı. Kendini belli eden sakalları, artık uzaktan görünen bir adama el sallar pozisyona gelmişti. Doğrulttu kendini. Hala bir iç hezeyan yaşayamamış olmasını, duygusuzluğuna vuruyordu. Ancak bu duygusuzluktan öte, vicdansızlıktı! 
 Tuvalet, duş, sofra hazırlama gibi ekstraları kolaylıkla halletmiş, sofrada yemeğini yiyordu. Ancak aklından çıkmıyordu yaptığı. Doğru muydu bu? Evet. Doğruydu. Doğru olmalıydı! Zira insanların canına, ve dahi ailesine sadece 50 lira adına kasteden ve bunları onların en elde edilmesi kolay mekanların bulunduğu yerlerde yapmak… Bir cezası olmalıydı. Hemde akılda kalır bir cezası olmalıydı. Onlara, kendi yayabilecekleri bir ölümle saldırmıştı; devam etmek üzere… Ölüm?! Bir hayatın sonu. Son kez büyüyen gözler; son demlerini atan kalp, akla hayale gelmeyecek acılar, çığlıklar içerisinde ölüm! Son nefes!  Ölüm, tarih boyunca insanoğlunun karşılaşabileceği en dramatik ve en tragedyel olgulardan biriydi. Ancak daha önce hiç ‘ölüm’ dağıtma özelliğine sahip kişilerle tanışmış mıydı? Daha da ötesi, hiç ‘ölüm’ dağıtmış mıydı? Artık bu sorulara vereceği cevap evet olsa bile, artık üzülmeye, sızlanmaya veya Wertnervari bir hezeyan içerisine girmeye gerek duymuyordu. Bu makul görülebilen, ve olması gereken bir durumdu. Sık sık oraya gidecek, kurbanlarını seçecek ve onların içerisinden hayata dair en umutlularını belirleyerek onları avlayacaktı. Bu, onun için sıradan hale gelmeliydi, gelecekti! Tek bir isteği vardı, ölümden önceki son hallerinde, artık hayattan ümitlerinin zerre kalmadıkları o ‘tükenme’ anlarında onları görmek ve göz bebeklerinin içerisine derince bakarak, çiçeği burnunda bir sevgilinin aşkına yolladığı mektup misali, derinlemesine anlamlar göndermek ve işlerinin bittiği o anın zevkini çıkartmak istiyordu… Bu sosyopatlık tezahürü olmalıydı! İnce dilimlenmiş, üzeri maydanoz ve ufak bir zeytinyağı ile kaplı peynirini ağzına hızlıca atarken baktı ileriye keskin bir tonda! 
 Avrupa’nın kabul ettiği brifinge göre 2 kişi, Amerika’nınkine göre ise 3 kişi daha öldürürse, bir ‘seri katil’ olacaktı. Ne demekti bu? Post modern bir vampirlik, bir ‘ölüm taciri’ veya daha fazlası?! … Ancak bu, onun için takdire şayan bir olguydu. Zira ölüm, hakedilen derecede insanlara indirgenebilmeli ve belli bir sivilizasyonu başaramamış olan gereksiz kişilikler, argosal bağlamdaki ‘israf’lar bütünü, yok edilmeliydi. Buna fahişelerden başlaması, fahişelerle sınırlı kalacağı anlamına gelmiyordu. Yine de, içerisinde yaşadığı patlamaları, hezeyanları hiç kimseye belirtmemeli, bunun kimse tarafından öğrenilmemesini sağlamalıydı. Psikiyatr ve diğer doktor türevlerine belli koşullar ve şartlar altında gitmeyi kabul etti kendince. Ayrıca yalnızlığına ve katil olma şüphelerine set çekmek amacıyla Elif ile birlikte olmalıydı. Elif… Masumiyet temsili, sevginin, sevgilinin tanımı! Artık onun için bir anlamı yoktu, hiçbir değer bağlamı taşımıyordu… Zira o, artık evlenmesi ve birlikteliği mümkün olmayan bir adamdı. Şu andan itibaren yapması gereken, ziyadesiyle normal bir kişi gibi davranmak veyahut davranmaya çalışmak; kimselerin şüphesini üzerinde toplamadan, tedavilerini olan ve ufak hayatında mutlu olmayı amaçlayan bir adam olarak görünmekti… 
 ”Hay hay!” dedi gülerek. Masayı dahi toplamadan, elini sildiği selpağı buruşturup kenara attı. Ayağa kalktı, kabanını giydi, çantasını eline alarak dışarı çıktı. Artık onu bekleyen dışta monoton, içte bambaşka ve “ölüm” dolu bir hayat vardı… 

Ruh AdamHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin