Ev kasabanın merkezine arabayla 10 dakikalık bir mesafedeydi. Yürüyerek yaklaşık iki saat sürüyordu. Etrafta kendi evinin haricinde sadece bir tane merkeze uzak olan bir mülk vardı. Orası da küçük gölün öteki tarafında, evinden 25 dakikalık yürüme mesafesindeydi. Wooyoung tüm boş zamanını o gölün yanında oynayarak ve parlak yüzeyinin diğer tarafındaki gizemli ev sahibini izleyerek geçirdiği yazları hatırladı. Evin sahibi bu tenhalığı seven ama büyükanne ve büyükbabasıyla arası da çok iyi olan genç bir adamdı. Wooyoung'un hatırladığı kadarıyla bir köpeği de vardı, küçük altın sarısı bir kaniş.
Ertesi sabah erkenden uyanıp Shiber'i çamaşır makinesi için denek olarak kullandıktan sonra peluşu sandalyesinin arkasına kurumaya bıraktı ve yürüyüşe çıktı.
Göl evden yaklaşık on dakika mesafede, ormanın içine gizlenmişti. Wooyoung biraz kafa dinlemek istediğinde orada oynayarak ve dinlenerek saatlerini geçirirdi. Altında en sevdiği kişisel yerini bulduğu eski üvez ağacı hala suyun puslu yüzeyinin yanında yükseliyordu. Wooyoung bir anlığına durdu ve suyun ilerisine, ormana ve ilerideki karanlık eve özlemle baktı.
Belki bir ziyaret edebilirdi.
Elleri siyah montunun cebinde ve başı eğik şekilde işi, hayatı ve geleceği hakkındaki düşüncelerine dalarak ıslak çimenlerde ilerledi. Yarım saat buralarda daha farklı geçiyor gibiydi ve farkına bile varmadan çoktan küçük malikanenin önüne gelmiş, kendisininkine benzeyen merdivenleri tırmanıyordu.
Kapı zilinin nazik sesi evin içinde çınladı, Wooyoung bir an tek komşusunun erken uyanıp uyanmadığından emin olamadı.
Ama tam o sırada ağır ayak sesleri duyuldu ve hemen ardından kapı açılarak zayıf adamı gösterdi. Koyu renkli kıvırcık saçları alnına ve gözlerinin önüne düşerek yüzünün daha koyu gözükmesine sebep oluyordu. Herkesin alışkın olduğu gibi simsiyah giyinmişti ve sol elinde hala açık eski bir kitap tutuyordu.
Uzunca bakışırlarken dudakları aralandı, ve sonunda konuştuğunda sesi evinin yanındaki gölden daha derindi.
"Wooyoung. Geri mi döndün?"
Aralarında daha genç olan, gülümsemesine engel olmaya çalıştı ve utanç içinde ayağını verandaya sürterken diğerinin elindeki kitap yavaşça kapandı. En sonunda neşe galip geldi ve Wooyoung'un yüzüne ışıltılı bir gülümseme yayıldı.
"Ah, beni nasıl bu kadar çabuk hatırladın?"
Diğeri, çıplak ayaklarını çaprazlamak için bir omzunu kapı eşiğine yaslayarak çekingen bir şekilde cevap verdi. Hiç üşümüş gibi durmuyordu.
"Seni nasıl unutabilirim? Özellikle kahkahalarını dinleyerek ve gölümüzü ne tür bir yunusun ele geçirdiğini merak ederek geçen onca zamandan sonra?"
Wooyoung tam olarak aynı şekilde yüksek sesle güldü ve karşısındaki adama kocaman bir gülümseme sundu.
"Seni tekrar gördüğüme sevindim, Yongguk. Bir süreliğine eve bakıcılık yapacağım o yüzden lütfen kahkahalarımı mazur gör."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Monster Under The Bed | woosan
FanfictionKüçükken hepimiz yatağın altındaki canavardan korkmaz mıydık? Wooyoung da diğer herkes gibi korkuyordu. Ama çocuksu endişeler, sahte hayaller ve sevimli korkular olması gereken şeyler, onun için beklediğinden çok daha gerçekti. - -childhood fears!AT...