Wooyoung aslında çocukken birçok şeyden korkardı, tam bir korkak tavuktu. Ancak asi gençlik yıllarında bu çocukça korkuların çoğundan kurtulmuştu, herkes gibi o da büyüyordu sadece. Küçük gelen kıyafetleri atmak gibi bir şeydi.
Çocukların bu tür şeyler hakkında çok daha iyi içgüdülere sahip olduğu ne kadar söylenmiş olursa olsun, bir film onu kaç kez korkutmaya çalışırsa çalışsın bu korkuların gerçek hayatta nasıl böylesine gerçek ve maddesel olabileceğini kesinlikle aklı almıyordu. Nasıl dünyadaki tüm çocuklar korkularında haklı olabilirdi, ve nasıl bu canavarlar yıllar içinde ortadan kaybolmuştu?
"Burası yüzünden mi yoksa burada yaşayan insanlar yüzünden mi bilmiyorum. Belki de bu şehir aslında bulaşmamamız gereken antik kalıntılar üzerine inşa edilmiştir. Ama eve döndüğümde benim de başıma benzer şeyler geldi. Ve eminim ki seni şu an deliye döndüren şey nasıl gizli kalacaklarını zamanla unutan eski korkuların."
Yongguk'un söylediğine göre eski ruhlar yok olalı uzun zaman olmuş olmalıydı. Onlar sadece çocukları korkutmak ve onlara hayatta kalma içgüdüsü aşılamak için varlardı, yetişkinleri korkutmak için değil. Gel gör ki, şimdi Wooyoung onlardan tekrar korkmaya başladığı için daha da güçlenmişler ve onunla aynı evde sıkışıp kalmışlar gibi görünüyordu. Wooyoung ile ne yapacaklarını, Wooyoung onlarla nasıl başa çıkacağını ne kadar biliyorsa o kadar az bilen, belirsiz sayıda ruhlar...
Wooyoung kısık bir sesle sordu, "Beni öldürebilirler mi?". Bir bankta elindeki simidi çiğneyerek Yongguk'un yanında oturuyordu. Sonbahar rüzgarı yaprakları havaya kaldırıp Yongguk'un dağınık saçlarına uçurdu. Yongguk siyah ceketinin içine sıkıca sıkıştırılmış bej ve kırmızı bir fular takıyordu.
"Hayır öldüremezler. Ama seni, bunu kendi kendine yapmak isteyeceğin kadar delirtebilirler. Öyle bir hayalet karşısında dikkatli olmalısın. Bu hayaletler ise eski arkadaşlar gibiler, seninle birlikte büyüdüler ve en az senin kadar bağımsızlar. Ama korku her zaman olumsuz bir şeydir. Şimdi onların etrafında olduğunu bildiğine göre onlarla bir uzlaşmaya varmalısın. Onlar... istenmeyen ev arkadaşları gibiler."
Yongguk, ne hakkında konuştuğunu çok iyi bilen birisi gibi iç çekti ve Wooyoung önündeki parka baktı, hiçbir şey görmeden, bu uzlaşmayı nasıl yapacağına dair hiçbir fikri olmadan. Hayaletler kira veriyor muydu? Onlardan bir şekilde kurtulabilecek miydi?
Muhtemelen taşındığında kurtulabilirdi. Cidden çocukluk evi ile bir bağlantıları var gibi duruyordu.
"Sende kaç tane var?"
"Beş. Şimdilik sen de beş tane saydın, değil mi? Sende de beş tane olabilir ama hepsi birbirinden farklı. Ben bazen gerçek insanlar olmadıklarını bile unutuyorum."
Doğru, bunun hakkında konuşuyorlardı. Wooyoung uzun bir süre düşündü ve evde keşfettiği beş korkuyu hatırladı.
Bir karanlık korkusu vardı, özellikle bodrumda. Sonra dolabındaki kırmızı kukla. Kafasız bir insan gibi gözüken sandalye. Bodrumdaki yeşil kazak. Ve tabi ki yatağının altındaki canavar. Özellikle yontulmuş gibi yüz hatları ve kollarında Shiber olan, doğru.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Monster Under The Bed | woosan
FanfictionKüçükken hepimiz yatağın altındaki canavardan korkmaz mıydık? Wooyoung da diğer herkes gibi korkuyordu. Ama çocuksu endişeler, sahte hayaller ve sevimli korkular olması gereken şeyler, onun için beklediğinden çok daha gerçekti. - -childhood fears!AT...