"Heves! Heves!" Ecem gözlerini açar açmaz sevdiği kadının adını haykırmış, gözlerinden akan yaşların sıcak birer ateş topu gibi tenini yaktığını duyumsamıştı. Etrafını sarmalayan arkadaşlarını ve içtenlikle gülümseyen yaşlı adamı görünce sık sık aldığı nefeslerine bir son verdi, olanları idrak etmeye çalıştı. "Azra... Yaşıyorsun..."
Kızıl saçlı kadın sessizce gözyaşı dökerek genç kadına sarıldıktan sonra çekildi, hem kendinin hem de Ecem'in gözyaşlarını nazikçe sildi. "Buradayız, merak etme. Kanımızın son damlasına kadar savaşacağız."
"Heves nerede? Eğer ona bir şey olduysa ben-"
"Onu da bulacağız." dedi Azra kendinden emin bir sesle, ayağa kalktı, elini genç kadına uzatarak ayağa kalkmasına yardım etti.
Ecem ağır aksak iki ayağı üstünde durduğunda neredeyse haline şükredecekti, zira o kadar uzun zamandır zincirlerle bağlanmış, bir kukla misali havada oynatılıyordu ki ayakları üstünde durmanın nasıl bir duygu olduğunu unutmuş, uçmayı kanıksamıştı. Tek fark, uçuyordu ancak bir kafes içindeki kuş kadar çaresizdi; kısıtlı bir özgürlüğe razı gelmişti.
"O herifi elime bir geçirirsem..."
Suikastçı adam içtenlikle arkadaşının sırtını sıvazladı. "Dövüşebilecek durumda mısın?"
"Canımı teslim etmek üzereyim Emre." diye itiraf etti Ecem, dişlerini sıkarak gözlerini kapattı, sanki Ruhi denen o caniye karşı koyamadığı için kendini suçluyordu. Belki de eline geçen ilk fırsatta kaçmak yerine onu öldürmeyi deneseydi bunların hiçbiri yaşanmayacaktı.
"Ama doğrusunu istersen umurumda bile değil. Tıpkı Azra'nın dediği gibi, kanımızın son damlasına kadar savaşacağız."
"İşte benim tanıdığım güçlü kadın bu. Haydi." diye el çırptı Emre. Bir saniye bile arkadaşlarının canına mal olabilecekken vakit kaybetmeleri doğru değildi. "Silah taşıyabilir misin?"
"Evet."
Emre belinden çıkardığı, hafif olduğunu düşündüğü siyah bir tabancayı arkadaşına teslim ettikten sonra artık bir seviye daha güçlü olan grup ahenkle ilerlemeye başladı. Emre önden giderek onlara rehberlik ediyor, kadınlar ortada hem Emre'yi tilki adımlarıyla izliyor, hem de sağdan veya soldan gelebilecek herhangi bir tehlikeye karşı tetikte duruyordu. Yaşlı emektar ise keskin nişancı tüfeğini her an kullanmaya hazır duruyor, tüm içgüdüleri ve algıları açık olarak en arkadan geliyordu.
Grup bir merdiven daha çıktığında bir kadının öfkeyle bağırdığını duydular. Kadının yanı sıra belli aralıklarla metalik bir ses duyuyorlardı, sanki birisi elindeki sert bir nesneyle metalik bir cisme vuruyor, vurdukça sinirleniyor, daha hızlı vuruyor ve bağırıyordu.
Emre'nin işaretiyle herkes durdu ve genç adam suikastçı olmasının hakkını vererek sanki yokmuş, görünmezmiş gibi sessizce ilerledi. Öyle sessizdi ki sesin geldiği odaya girip gözden kayboluncaya dek metalik sesler ve kadının bağırışı kesilmedi.
"Lanet olası! Açıl! Açılsana!"
Bu hırslı ses Derya'ya aitti. Emre kadının arkasında durup ne yaptığını inceledi. Derya elindeki bıçakla kilitli bir kasaya vuruyor, onu açmaya çalışıyor ancak başarılı olamıyordu. Grubun diğer üyeleri odaya girdiğinde Derya nihayet orada yalnız olmadığı fark etti ve kendini koruma içgüdüsü ile arkasındaki Emre'ye bıçağını salladı, ancak Emre zaten buna hazırlıklıydı; kolunu Derya'nın kolu altına atıp elinin tersiyle Derya'nın eline vurdu, bıçak odanın bir köşesine kadar uçtu.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Siyahtan Koyu
Fanfiction"Kalbim saf iyilikle beslendiği sürece dışım varsın, siyahtan koyu gözüksün." Bir parça kızıl, bir tutam mavi: Onlar büyük bir planla hapishaneden kaçmış iki kadın da olsa, birbirlerinin kalplerinde hala birer mahkumlar. Azra ve Deniz kaçak olarak y...