♑︎X

185 21 13
                                    

•

Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.

Aklının en derin kuytularına yerleşmiş anılar seni hiç beklemediğin anda avlamak için pusuya yatardı. Sabahın ilk aşıklarının vurduğu odanda, günün ortasında, önemli bir işin ortasında ufacık bir hatırlatıcı çıkagelir ve seni oradan alıp götürürdü. Aklın anıların pençesine takılır ürpertici bir hisle oradan oraya bir bayrak gibi savrulurdu. 

"Parçalanmış." Patronum Kim JunHoon'un fevri sesi karşısında irkilerek arkama döndüğümde son anda elimdeki boş bardaklarla dolu olan tepsiyi düşürmemeyi başarmıştım. O kadar yüksek sesle bağırmıştı ki bundan sonra ses tellerini doğru düzgün bir şekilde kullanamayacağından şüphe edecektim. 

"Hanginiz yaptı lan bunu?!" 

Kafe daha yeni kapanıyordu ve haliyle patron bugünün cirosuna bakmak için kapanmadan önce gelmişti. Kulağıma ilişine bir dedikoduya göre de tüm gününün yeni çıtır sevgilisi ile geçirmek için kendine ayırmıştı. Ayırdığı tek bir gün de ona pahalıya patlamıştı. 

Bar daha geç saatlere kadar açık kaldığı için biz üst kattaki işlerimizi bitirdikten sonra gidebiliyorduk. Bu kattaki çalışanlar aksi patronumuzun sesini duyunca meraklı ve biraz da korku dolu bir ifade ile onun sinirden köpüren suratına döndü. 

Elimdeki tepsiyi masanın üstüne bıraktıktan sonra ellerimi önlüğümün cebine koyup ben de ne olduğunu çözmek için o tarafa döndüm. Dönmemle elinde parça parça olmuş vazoyu da gördüm. 

Patronumuzun iki odası vardı. Biri çalışma masası ve iş ile ilgili evrakların olduğu oda, diğeri de kendine ayırdığı arada gelip kafa dinlediği oldukça rahat koltukların olduğu bir odaydı. Şimdi elinde tuttuğu ve vazo demeye bin şahit isteyen şey de o odadaydı. Bu işletmenin yegane parçası. Patronumuzun koleksiyonunun yegane parçası şimdi ellerindeydi.

Nasıl? 

"Ya kendinizi itiraf edersiniz ya da tüm kamera kayıtlarını didik didik ederim." 

Havaya savurduğu tehdit ile bir an duraksadım. Söylediği açık ve netti ama uyanıklığı karşısında nefesimin altından bir küfür savurmak istemiştim. O odaya biz çalışanların gerekli olmadığı sürece girmesi yasaktı ve birisi girmiş üstelik kıymetli vazoyu da kırmıştı. Ama bunca zamandır sessizliğini korumasının sebebi patronun bize o odayı gören kameraların bozuk olduğunu söylemesinde yatıyordu. Sadece göz korkutmak için oraya koymuştu ve biz de onun lafına güvenerek kameraların kayıt almadığını düşünüyorduk. Anlaşılan patronun oyununa gelmiştik. Asıl bize bir rahatlama vererek hal ve hareketlerimizi izliyor olmalıydı. Bu da benden önce çalışan ve birden kovulan personeli açıklıyordu. Patron kayıt almadığını düşündüğümüz kameralar sayesinde bir açığını bularak postayı koymuştu anlaşılan.  

Benim o taraflarda pek işim olmadığı için gitmemiştim ve haliyle vazonun son durumundan da yeni haberim oluyordu. Dudaklarımı birbirine bastırarak diğerlerinde gözlerimi gezdirdim. Birkaç kişi benim gibi yapmamış olmanın rahatlığını taşıyordu ama biri vardı, suratı renk vermese dahi gözlerimizin buluştuğu ilk anda oradan sızan korku onu ele vermişti.

Don't Wake Me Just YetHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin