Aradan koskoca iki hafta geçmişti. Siyah, ekibin toplanma takviminin yaklaştığını görünce tedirgin oluyordu. Dört gün öncede Mavi'yi ziyarete gitti. Mavi konuşmaların çoğunu toplantıya saklamıştı. Siyah'dan asla şüphe etmiyordu ama Sarı aklına sokmuştu bir kere. Kızların ona vermiş olduğu ismi toplantıda açıklayacaktı. Hatta toplantıdan önce Cengiz'i ziyaret edip hesap soracaktı. Mavi'nin başına buyrukluğu zamanında can sıkıcı durumlara yol açmış yine de akıllanmamıştı. Mavi ilk defa Siyah'a bu kadar temkinli yanaştı çünkü Sarı'nın söylemiş olduğu sözler haksız sayılmazdı. Kendine yediremiyordu, Siyah'ı kardeşi olarak gördüğü adamı hain olarak düşünmek istemiyordu. Dışarda yapmayı planladığı şeyler için beklemesi cezasının bitmesi gerekiyordu. Ekiple olan toplantı Siyah'ın aksine onu heyecanlandırdı.
Mavi'nin, Siyah'a Cengiz'in ismini vermemesi güven duvarını yıkan ilk mermi değildi. Bu mermiyi ilk Siyah atmıştı aslında. Mehir olayının tek bir kelimesini bile Mavi'ye söylemedi. Hisler karşılıklıydı lakin Siyah söylemeyerek Mehir'i olabilecek şeylere karşı korumak istedi. Siyah'ın kaldığı evi bilen beş kişi vardı. Turuncu, Mavi, Lacivert, Yeşil ve son olarak ustası Salih. Eğer ortada bir hain varsa bunlar ancak evi bilenlerin dışındaki kimseler olmalıydı. Siyah ekipte bir hain olduğundan da şüpheliydi. Hainin kesinlikle var olduğuna dair bir kanıt yoktu. Aklına saçma bir düşünce geldi. Kendisi dışında herkes kod isim kullanıyordu. Kod ismiyle kendi ismi aynı olan bir tek oydu. Belki de onu bu yüzden bulamamışlardı. İsimleri veren kişi ekipteyse neden onunda ismini vermedi ki. Bütün detaylar toplantıda masaya yatırılacak yapbozun kayıp parçaları ortaya çıkacaktı. Bir ihtimal hainde kendini belli edecekti.
***
Akşamüstüne doğru kafeye dinginlik çöktü. Kasada hesapları gözden geçiren Mehir, gizlice Siyah'a baktı. Çok gizemli ve tuhaftı bu adam. Boş vakit bulduğu an masasına oturur kitap okurdu. Babasıyla ilgili sorulabilecek her türlü soruyu iki hafta içinde sormuştu. Artık az çok babası hakkında fikir sahibi olmuştu. Siyah'ın gözünde babası çok iyiydi ama kendisi öyle göremiyordu. Sonuçta hiçbir sebep onu terk etmesi için geçerli bir mazeret değildi. Siyah ustasını anlatırken kendi özelliklerinin de ustasına benzediğini atlamıştı. Siyah'ın gece yarısı kapısını çaldığında onu ayakta dinç şekilde görmüştü. Sanki hiç uyumuyordu. Siyah saçları, uzun siyah kaş ve kirpiklere sahipti. Boyu uzun sayılırdı, kahverengi gözleri uzun kirpikleriyle birleştiğinde keskin bir bakışa sahip olurdu. Düzenli, titiz aynı zamanda çalışkandı. Moladayken sormak istedi. Nasıl olsa artık samimi sayılırlardı.
"Siyah ?" kafasını hafifçe çevirerek yandan bakış attı. "Efendim ?"
"Kız arkadaşın var mı ?" Siyah tavana bakarak düşündü. "Arkadaş anlamında var ama sanırım senin sorduğun manada yok."
"Peki hiç olmadı mı ?" Siyah sorulardan rahatsız olmuş gibiydi. "Yani oldu zamanında ama hepsi genellikle beni sıkıcı buldular."
İstemeden hafif bir kahkaha attı Mehir. "Gerçekten öylesin." İkisi de güldü. Sessizlik çöktü. Uzun süren sessizliğin içinden bir soru daha gelir mi diye bekledi Siyah. Gelmeyeceğini anlayınca kitabına gömüldü. İşte tam o sırada sessizliği bozan tespit geldi.
"Bu yüzden sıkıcı olarak görüyor olabilirler seni." Mehir'in tespitini anlamayan Siyah kaşlarını kaldırarak sordu.
"Kitap okuduğum için mi ?" Mehir güldü.
"Sana senle ilgili bir soru sordum ama sen bana benimle ilgili soruyu sormuyorsun. Konuşmak istemiyor gibisin. Yani karşı taraf böyle anlayabilir."
"Hayır aslında konuşmayı çok severim. Küçükken çok yalnızdım. Konuşmak benim için bir insan tarafından bana verilebilecek en güzel hediyedir. Sadece... Bilemiyorum."
"Biri sana sen nasılsın diye sorduğunda iyiyim peki ya sen demiyor musun ?"
"Elbette diyorum o kadar kütük değilim."
"İşte biri sana özel bir soru sorduğunda sende ona özel bir soru sorarsan sıkıcılığını belki birazda olsa geçirirsin." İkisi de tekrardan güldü. Siyah, kitabını kenara koydu. Sandalyesini düzelterek Mehir'e yöneldi.
"O zaman bende sana sorayım senin erkek arkadaşın var mı? olmuş muydu ?"
"Hmm. Vardı. Kendisi çok iyiydi ama beni aldattığını öğrendim maalesef. O kadar güzel zamanlar geçirmiştik ki. Sen nasıl yalnız bir çocukluk geçirmişsen inan benimde senden bir farkım yoktu. Kalbimdeki yalnızlığı dolduruyordu. Sonraysa bir şekilde gerçeği öğrendim."
Az önceki sessizlik yine çöktü ama bu sefer kısa sürdü. Siyah söze girdi.
"Gerçeklerin bazıları acıdır elbet. Aldatıldığını bilmeden yaşamak güzel gelir insana. Yalanlar insanları mutlu eder. Herkesi kandırmak kolay hatta kendini kandıramazsın derler ya hani, ben ona inanmıyorum insan isterse kendini bile kandırır. Bazıları yalanları görmezden gelir, yalanları görmezden gelerek sahte cennetlerinde sonsuz saadeti ve huzuru bulacaklarını düşünürler. Oysa ki yalanlar deve dikeninden farksızdır. Develer bu dikenli bitkiyi ağızlarında tutarak oynarlar, diken dillerinde yaralar açar ve akan kanlar deveye tatlı gelir. Zamanla yaralar çeşitli sorunlara yol açar, mikrop, enfeksiyon, kan kaybı... Sonuçta deve ölür. Tatlı yalan cennetinde yüzmektense, gerçeklerin acı deryasında boğulurum. Bu çok daha iyi inan bana."
Siyah, bu sözlerine biraz ara verdikten sonra Mehir'i teselli etmek için ekledi.
"Ya öğrenmeseydin ? Onunla sahte mutluluğu paylaşmak zorunda kalacaktın. Dikenler ilerde sorulara yol açacaktı."
Mehir öylece bakakaldı. İlk kez Siyah'a karşı yüreğinde derin duygular işlendi. Ona minnettardı ama bu duydu minnetten çok daha yoğundu. Siyah'ın sözleri kalbine huzur vermişti.
"Sen sıkıcı bir insan değilsin Siyah. Teşekkür ederim. " Siyah'ın ciddi yüz ifadesi yerini rica ederim anlamındaki tebessüme bıraktı ve kitabına döndü.
***
Dükkanı kapatıyorlardı. Masalar silinmiş kepenk yarıya kadar indirilmişti. Son kontroller yapıldı gitmek için hazırdılar. Siyah arabaya yönelmişti ki Mehir'in telefonundan bir bildirim sesi geldi. Mehir umursamaz gözlerle telefona baktı. Ardından gözleri açıldı. Telaşla Siyah'a seslendi.
"Siyah ! Babam ?"
"Ne !? Ne oldu." Siyah koşarak Mehir'in yanına geldi. Mesajı okumaya başladı.
Merhaba kızım, uzun zaman oldu biliyorum. Şuan nerede ne yapıyorsun bilmiyorum, seni arayamam ve konuşamam. Telefonu birazdan yok edeceğim çok zor durumdayım. Seni ölmeden son kez görmek istiyorum. Bir hafta sonra çarşamba günü saat 16:00'da aşağıda yazan adreste bekliyorum.
"Siyah mesaja bak babam beni çağırıyor." Mehir'in gözleri doldu eli ayağı durmuyordu. Siyah ise oldukça sakindi. Kaşlarını çatmış vaziyette mesaja bir kez daha baktı. İçinden tuzak bu dedi. Çünkü mektup yakalandığını söylüyordu ayrıca bu zamana kadar Mehir'e tek kelime bile etmemiş olan ustası niye şimdi zor durumdayım diye mesaj atsın ki ? Siyah, olayı anlamıştı. Mesajın bahsettiği yere gitmek zorundaydı çünkü Mehir'e gitmeyelim dese o kendi yine giderdi. Hiç bir şey çaktırmadan cevap verdi.
"Gitmekten başka çaremiz yok. Adres pek uzak değil."
Birde bu durum vardı işte. Adres bulundukları şehri gösteriyordu. Nereden biliyorlardı ki ? İşler kötüye gidiyordu, bunu onlara yapanlar her kimseler, haklarında azda olsa bir şeyler biliyorlardı. Mesajla ilgili aklında tek bir soru kalmıştı Siyah'ın. Neden bir hafta. Madem aynı şehirdeler neden bir hafta ? Belki de bizi başka şehirde düşündüler ve gelmemiz için bize zaman verdiler. Olabilirdi ama gerçekten tuhaftı.
Mehir'in mesaja bakarak tebessüm ettiğini gördü. Gerçek değildi o mesaj babasından gelmemişti. Ustası asla böyle bir mesaj atmazdı. Mehir'se sanki babasını çoktan affetmiş, onunla yüzleşeceği için mutlu olmuştu. Mehir'in bu saf halleri bazen işleri zorlaştırıyordu. Ona da kızamıyordu çünkü gerçekleri bilmiyordu. Siyah derin nefes aldı. Ardından telefona dikkat kesilen Mehir'e bakarak içinden şu cümleyi geçirdi.
"İŞTE UCUNDA ÖLÜM OLAN BİR DEVE DİKENİ DAHA."

ŞİMDİ OKUDUĞUN
BEYAZ KARGA
AdventureSiyah isimli genç bir adamın ustasının kaybolmasıyla başlayan olaylar zinciridir. Ustası gizli istihbarat timinin başıdır. Bu ekibin adı "Kargalar'dır" ve Siyah bu timde görev yapan önemli şahıslardan sadece biridir. Ustayı arama macerasında ustasın...