2. Bölüm

10 1 10
                                    

"Neden hiç sızlanmıyorsun merak ediyorum doğrusu." dedi Darya yumuşak bir sesle.
Şifacı sırtımdaki yaralara merhem sürüyordu. Aslında onları anında iyileştirmek için sihrini de kullanabilirdi fakat Deirdre teyzem bunu yapmamasını emretmişti. Bu da cezanın bir parçasıydı. Acı çeke çeke geç iyileşmek.
"Bu bir şeyi değiştirmez ki." Şifacıya baktım. "Öyle değil mi?"
Her zaman olduğu gibi çenesini kapalı tuttu. Aslında öfkemi ona yöneltmemeliydim fakat sanırım gücüm ancak benden alt seviyedekilere yetiyordu. Bu da kendimden iğrenmeme sebep oluyordu. Bu olayda şifacının hiçbir suçu yoktu. Tüm suç bana aitti. O kitabı başından beri okumamalıydım. Deirdre teyzemin öfkeleneceğini bile bile okumuştum. Hepsi aptal merakım yüzündendi. Annemden bana geçen o baş belası merak.
İç geçirerek yüzümü yastığıma gömdüm. O anda sıcak yaşlar gözlerime hücum etti. Hıçkırarak ağlamak istedim. Annemi istiyordum. Beş yaşındaymışım gibi annemi delicesine istiyordum. Keşke burada olup tüm bunlara engel olabilseydi. Canımın yanmasına asla izin vermezdi, bunu biliyordum.
Fakat ağlamadım. Şifacı umrumda değildi ancak Darya'nın önünde güçsüz görünmek istemiyordum. Ben güçlü olan, ikimizi de ayakta tutan taraftım. O bıktığını söyleyerek hıçkıra hıçkıra ağlarken katı bir sesle ağlamayı kesmesini, her şeyin düzeleceğini söyleyerek onu teselli eden taraftım. Geceleri kabus görerek uyandığımda Darya hala mışıl mışıl uyuyor olurdu. Onu asla uyandırmazdım çünkü ona tüm o acı verici duyguları hatırlatmak istemezdim. Daha fazla acı çekmesini istemezdim. O bir kabustan uyandığında ise zaten uyanık olduğumdan dolayı hemen yanına gider, ona sarılırdım. O geceler birlikte uyurduk. Zaten uyanık olurdum çünkü çoğu gece uyuyamıyordum. Uyuduğumda ise kabuslar tarafından rahatsız edilirdim. İçinde bazen annemin, bazen Deirdre teyzemin geçtiği kabuslar. Bu cehennemden ne zaman kurtulacağımı merak ediyordum.
Şifacı çıktığında gözlerimi yastığıma silip başımı kaldırdım.
"Ağladığını gördüm." dedi Darya suçlarcasına.
"Ağlamadım." diye itiraz ettim.
"Boşuna yalan söyleme. Gördüm işte."
"Tamam, ağladım. Oldu mu?!" diye çıkıştım.
"Ne kızıyorsun?" Kırmızı, biçimli kaşları çatıldı. "Yanımda güçlü olmana ihtiyacım yok, Nevara. Biz kardeşiz."
Yalan söylüyordu. Bal gibi de buna ihtiyacı vardı. Eğer yıkılacak olsaydım Darya tam o an yıkılmaya müsaitti. Fazla hassastı. Ayrıca henüz on altı yaşındaydı. Bunlarla uğraşmak için fazla gençti. Peki ya sen değil misin, dedi içimden bir ses. Onu anında susturdum. Fakat konuşmaya devam etti. İlk kırbaç cezanı henüz on dört yaşındayken aldın. Sen fazla genç değil miydin?
"Kapa çeneni!" diye haykırdığımda Darya irkildi. Bunu ona söylediğimi sanmıştı.
Yüzünde incinmiş bir ifade belirdiğinde kendimden bir kez daha nefret ettim. Her seferinde farkında olmadan canını yakıyordum. Deirdre teyzemden farkım yoktu.
"Sana demedim." diye mırıldandım.
Gözlerime baktı. "Kime dedin öyleyse?"
"Kendime."
Kaşları çatıldı. "Ne demek istiyorsun?"
Başımı ellerimin arasına aldım. "Yok bir şey."
"Hadi ama, Nev." Elini kuyruğumun orta kısmındaki lacivert pullarda gezdirdi. "Her ne hissediyorsan bana söyleyebilirsin. Yoksa..." Sustu.
"Yoksa ne?" dedim ona bakmadan.
"Yoksa bana güvenmiyor musun?"
Şaşkınlıkla başımı kaldırdım. "Ne, hayır. Bununla bir alakası yok."
"Neyle alakası var öyleyse?"
İç geçirdim. "Boşversene."
"Hep böyle yapıyorsun." dedi öfkeyle. "Ne zaman sana yakın olmaya çalışsam kendini uzaklaştırıyorsun. Ne yaşadığının gayet farkındayım, tamam mı? Onun sana neler yaşattığının hep farkındaydım!"
Başımı iki yana salladım. "Lütfen bu konuşmayı gerçekleştirmeyelim."
"Korkağın teki olmayı kes!" diye çıkıştı. Sanırım Darya'nın da bir sınırı vardı ve buna ulaşmıştı. "Deirdre zalimin teki. Kim öz yeğenine bunu yapar ki?" Sırtımı işaret etti. "Şu haline bir bak. Paramparçasın."
     Gözlerime hücum eden gözyaşlarını gözlerimi kırpıştırarak geçiştirmeye çalıştım. Haklıydı. Asla bir bütün haline getirilemeyecek kadar parçalanmıştım ve sonsuza dek paramparça halde kalacaktım.
Yutkundum. "Öyleysem ne olmuş?"
"Sen beni çıldırtmak mı istiyorsun?! Bu sakin halinle ne yapacağım ben?!"
"Bağırmayı bırak." diye homurdandım. "Hiçbir çıkış yolu yok, Darya. Ben asilik yapmaya devam ettikçe o da beni cezalandırmaya devam edecek."
"Yaptığın şey asilik değil."
"Ne öyleyse?"
"Eğer bu asilik olsaydı Lorelei ve Asherah da o kitapları okuduklarında cezalandırılmazlar mıydı? O kitaplar neden sadece bize yasak, Nevara? Bunu hiç düşündün mü?"
Anlaşılan Darya hakkında yanılmıştım. Hem de oldukça uzun bir süre boyunca. Sandığımdan çok daha zekiydi ve her şeyin farkındaydı.
"Elbette düşündüm. Sebebini ikimiz de biliyoruz."
"Sana onları okumamanı söylemiştim. Bak, ben okumuyorum."
İç geçirdim. "Aynı şey değil."
"Gayet de aynı şey."
"Hayır, sen okumayı benim kadar sevmiyorsun."
"Hayır, sadece sırtıma değer veriyorum."
Histerik bir şekilde gülmeye başladım. Bir yandan da gözyaşları gözlerimden akıyor, ortamdaki suya karışıyordu. Darya bana büyük bir acımayla baktı.
"Bıktım." diye fısıldadım. "Öyle ki hayatıma son vermeyi düşündüm. Defalarca."
Güzel gözlerinde büyük bir korku belirdi. "Ne saçmalıyorsun sen? Beni bırakıp gidersen burada tek başıma ne yaparım ben?" Elimi tuttu. "Sana ihtiyacım var, Nevara. Yaşamana ihtiyacım var."
"Biliyorum." diye fısıldadım. "Ben de bu yüzden buradayım zaten."
Kollarını etrafıma dikkatlice doladı. Sırtımdaki yaralara temas ettiğinde acı nefesimi kesse de sesimi çıkarmadım. Gözyaşlarının yarattığı basıncı omzumda hissettiğimde ona şaşkınlıkla baktım fakat başını omzumdan kaldırmadı. Saçlarını yavaşça okşarken tek kelime etmedim. Anlaşılan kız kardeşimin de ağlamaya en az benim kadar ihtiyacı vardı.
"Ne yapacağız?" Sesi boğuktu. "Buradan nasıl kurtulacağız?"
"Buradan kurtulmanın bir yolu yok." dedim karamsarlıkla. "Hem de hiç. Sonsuza dek onun kıskaçlarının arasında yaşayacağız."
     Sözlerim ağlamasını şiddetlendirdiğinde içimden kendime lanetler yağdırdım. Ona her zaman doğruyu söyleme kararımdan asla dönmeyecektim fakat anlaşılan bu o kadar da akıllıca bir karar değildi. Yine de onu bir yalanın içinde yaşatmaktansa doğrularımla yaralamayı tercih ederdim.
"Hayır." Başını kaldırıp gözlerimin içine baktı. "Gidelim buradan."
Kaşlarım çatıldı. "Ne saçmalıyorsun sen?"
"Buna artık dayanamıyorum. Canının yanıp durmasını izlemeye devam edemem. Kaçalım. Bizi bulamayacağı bir yere gidelim."
İç geçirdim. "Yapamam, Darya."
"Ama neden?"
"Burası bizim ülkemiz, bizim sarayımız. Bu...annemin hatırasının olduğu yer."
"Annem hala hayatta olsaydı çekip gitmemizi isterdi."
     Annem öldüğünde Darya oldukça küçüktü fakat anlaşılan onu gayet iyi hatırlıyordu. Annem bize gitmemizi söylerdi. Fakat ben...yapamazdım.
"Hadi, biraz yüzmeye çıkalım." dedim konuyu değiştirmeye çalışarak.
Sırtıma baktı. "Bu halde mi? Hiç sanmıyorum."
     Haklıydı. Sırtımdaki yaralar yeniyken yüzmeyi bir türlü beceremiyordum. Kollarımı her çırpışımda her bir kırbaç yarası sızım sızım sızlıyor, acıdan nefesimi kesiyordu. Dinlenmem lazımdı.
"Bir de kaçalım diyordun." dedim alayla. "Bu halde mi kaçacağım?"
"Bunu sen iyileştiğinde yapacağız, şu an değil."
"Asla iyileşmeyeceğimi ikimiz de biliyoruz."
Kaşları çatıldı. "Yine bir kitap çalmaya kalkışmazsan iyileşeceksin."
Sırıttım. "Bunu asla bilemezsin."
"Mercanlar aşkına, Nevara!" diye patladı. "Buna nasıl dayandığını merak ediyorum doğrusu. Her seferinde ne olacağını bile bile yine de yapıyorsun."
Çünkü bu aslında bir baş kaldırıydı. Bir isyandı. Ona açıkça karşı çıkıyordum ve bu bana hiçbir şeyin vermediği kadar büyük bir zevk veriyordu. Bedeli ne olursa olsun.
Omuz silkmekle yetindiğimde koluma hafifçe vurdu. "Bunu bir daha yapmayacağına söz ver."
"Bunu yapamam."
"Yapacaksın. Bir kitabı da okumasan ne olur sanki?"
"Bir kitap değil. Onlarca kitap."
"Ülke yönetimini ne yapacaksın, Nevara? Bir gün kraliçe olacağını falan sanıyorsan eğer," Bakışları sertleşti. "Korkarım yanılıyorsun. Deirdre tahtı asla sana bırakmaz. Asla Kraliçe olamayacaksın, Nevara. Asla."
Yutkundum. "Öyle bir amacım-"
Sözümü kesti. "Söylediğin tek bir kelimeye bile inanmıyorum."
"Kalbimi kırıyorsun."
"Her kalp kırılır. Fakat sonunda düzelirler."
Sırtımdaki yaraların altındaki eski yara izlerim aynısını söylemese de başımı salladım. Sırtım bir harita gibiydi. Kırbaç izlerinden oluşan bir harita.
Yüzümü ellerinin arasına aldı. "Seni seviyorum, anlamıyor musun? Sen olmazsan yaşayamam, Nev. Buna devam edemem. İşte bu yüzden kaçmamız gerekiyor."
"Bunu zihninden sil." dedim. "Kaçmıyoruz."
"Amma inatçısın."
Annem gibi.
"Öyleyimdir."
"Keşke sana kızabilseydim."
"Bunu zaten yapıyorsun."
"Sen buna kızmak mı diyorsun? Güldürme beni."
"Doğru." dedim alayla. "Gerçek bir öfke kırbaçtan geçer."
     Normalde cezalarımdan sonra bu konudan asla bahsetmezdim ve Darya konuyu açmaya çalışsa bile ona engel olurdum. Oysa şimdi kara mizahtan yararlanıp duruyordum. Kendime engel olamıyor gibiydim.
"Yapma şunu." diye azarladı. "Sana kaçalım diyorum."
"Ben de büyük olan kardeş olarak hayır diyorum."
"Keşke sana korkak diyebilseydim. Ama değilsin. Sen gördüğüm en cesur kişisin."
Ona ciddiyetle baktım. "Teşekkür ederim."
"En azından düşünsen?" dedi ailesine bir oyuncak için yalvaran bir çocuk gibi. "Lütfen."
İç geçirdim. "Peki, peki."
     Yalan söylüyordum. Çünkü nereye kaçarsak kaçalım Deirdre teyzemin bizi bulacağını ve bu cehenneme -onun cehennemine- sürükleye sürükleye geri getireceğini biliyordum. Peşimizi asla bırakmazdı. Özellikle bana kafayı taktığından şüpheleniyordum. Darya'yı bu kadar sık azarlamıyordu. Gerçi bu Darya uslu bir tip olduğu için de olabilirdi. Bense onun kurallarına aykırıydım. Varolmam bile gözünde bir suçtu. Çoğu zaman bize baktığı için ona minnettar olsam da aldığım cezalardan sonra son derece öfkeli olduğumdan hakkında böyle şeyler düşünüyor, ardından bunu yaptığım için pişman oluyordum. En iyisi düşünmemekti. Hiçbir şey düşünmemek.
"Teşekkür ederim!" dedi büyük bir coşkuyla.
      Vicdan azabı içimi sızlatsa da gülümsedim. Bunu her zaman yapıyordum.
"Bir düşüneyim." dedi. "Güney'de Avonlea Krallığı var. Doğu'da Hurley. Batı'da ise Struan. Doğru hatırlıyorum, değil mi?"
     Ve bizim krallığımız, Kuzey'in serin sularının krallığı Adair'di.
"Siyasi kitaplar okumayıvermenin zararlarını görüyorsun, değil mi?" dedim ona alayla bakarak.
Yanakları kızardı. "Ne? Yanlış mı söyledim?"
"Hayır, doğru. Yine de kendinden şüphe etmemen gerekirdi."
"Seni pislik! Bu adil değil!"
"Hayat hiçbir zaman adil değildir, değerli kız kardeşim. Bunu öğrensen iyi olur."
"Zaten biliyorum." diye homurdandı.
"Tabii, tabii." diye uğraştım onunla.
"Bunu sana kanıtlamak zorunda değilim."
"Elbette."
"Nevara!"
      Kahkahalarımın sarayın koridorlarında yankılandığından emin olsam da güldüm. Bunu biraz da inadına yaptım. Deirdre teyzemi hala ayakta olduğumdan ve gülebildiğimden haberdar edebilmek için. Böylece yıkılmadığımı bilecekti. Henüz yıkılmamıştım, hayır. Kız kardeşim için ayakta duruyordum ve yaşadığım sürece bunu yapmaya devam edecektim. Deirdre teyzem bu konuda beni asla durduramayacaktı. Canımı ne kadar yakarsa yaksın.
Bana kızsa da Darya da benimle birlikte güldü. Ona dikkatle baktım. Kız kardeşime. Annemden bana kalan tek şeye. Tabii sıkı sıkıya sarıldığım o eski mi eski kitap dışında. Annem onu bana dokuzuncu doğum günümde hediye etmişti. Uzak diyarları anlatıyordu: doğuyu, batıyı ve güneyi... En sevdiğim kitap oydu ve Deirdre teyzemin ona hala el koymamış olmasına inanamıyordum. Oysa çoktan almasını beklerdim. Belki de içinde biraz olsun acıma kalmış ve annemden bana kalan tek nesneyi almak istememişti. İlginçti.
Melodik kahkahalarımız paylaştığımız odayı adeta aydınlatırken suda hareket eden ses dalgalarımızı izledim.
Her şeye rağmen gülmek güzeldi.
Özellikle de sevdiğiniz biriyle gülüyorsanız.

Deniz Kızının ŞarkısıHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin