=Bölüm Üç=

755 48 2
                                    

Olay anlatma özürlüsü olduğum için bazı yerleri anlatamamış olabilirim. Bunun için kusura bakmayın.

_______________baslayalim______________

Sabah uyandığımda yanımda yatağın köşesindeki Toprak'a bakarak "Toprak hadi kalk! Uyanma zamanı!"dedim hâlâ uyku sersemliğim üstümdeydi. Sonra duyduğum tıkırtıyla kafamı hemen odanın kapalı kapısına çevirdim. Ses salondan geliyordu. Hızla yataktan kalkıp parmak ucunda kapıya yaklaştım. Seslerin gerçek olduğunu teyit edince elime aldığım beyzbol sopası ile kapıyı yavaşça açtım. Beyzbol sopasının ne işi var orada demeyin Toprak'ın uğurlu sopası o.

Sessizce hareket ederken seslerin mutfaktan geldiğini fark ettim. Yavaş yavaş mutfağa yaklaştım. Bir yandan da sopayı sıkı sıkı kavradım. İçimden üçe kadar sayıp elimdeki sopayla hırsıza vuracaktım.

Bir... İki... Üç! Hemen sopayı savururken bir anda karşımdaki sopayı tuttu ve beni kendine çekip çelme takması bir oldu. Ne olduğunu anlamadan kendimi yerde bulmuştum.

Eğer karşındaki kişi fiziksel güç olarak senden güçlü ise geriye tek çare kalıyordu... Oda etrafına onun gücünde kişileri toplamak. "Aaaaaaa!"gözlerim kapalı bağırırken bir yandan da ellerimle ona vurmaya çalışıyordum.

"ECRİN!?!"duyduğum Toprak'ın sesiyle rahatladım. Şimdi o hırsız bitmişti, ehe.
Toprak'ın gelmesinden sonra hiç bir ses, tepki gelmeyince temkinli bir şekilde gözlerimi açtım. Gördüğüm yüzle şoka uğradım. Bu... bu Miray'dı.

Miray kahvaltı hazırlıyormuş mutfakta, ben de uyku sersemi onun evde olduğunu unutmuştum. Şuanda da hazır olan kahvaltı sofrasında beraber kahvaltı yapıyorduk. Miray'a alttan alttan mahçup gözlerle bakmaya çalışıyordum.

"Ben...ben gerçekten özür dilerim." ben konuşmaya başlayınca bana baktı. "Sana zarar vermek istememiştim. Şey yani sen olduğunu bilmiyordum. Uyku sersemi olduğumdan senin evde olduğun aklımdan çıkmış..."

"Önemli değil dedim ya. Kaç kere özür dileyeceksin. Ayrıca merak etme bana bişi olmadı asıl sen iyi misin? Biraz sert karşılık verdim galiba."diye cevap verdiğinde unuttuğum sırtımın ağrısı yeniden başlamıştı. Resmen beni basketbol topu gibi yere sektirmişti zalımın kızı. "Önemli bir şeyim yok. Sağol"dedim sırtımın ağrısını unutmaya çalışarak. Acaba belim kırılmış mıdır ki?

"Kaşınan sendin Ecrin." Toprak'ın konuşmasıyla ona dönmüştüm. "Ne diye sabah sabah olay çıkartıyorsun ki? Ayrıca eve gerçekten hırsız girmiş de olabilirdi. Niye beni uyandırmıyorsun?" diye söylendi. "Seni çağırsam napıcaktın? Abi dur onu çalma onu yeni aldık sen bunu çal bu daha eski diye adamı vazgeçirmeye mi çalışacaktın?"

"Ecrin ayıp oluyor ama! Ben ne zaman öyle bir şey yapmışım."

"Dur bi hatırlatayım. 15 yaşındayken ailelerimizin bir günlüğüne tatile gittikleri günün akşamı. Hani senle beni bırakmışlardı..."

"TAMAM hatırladım. Sus!"

"Nolmuştu ki?" Miray'ın sorusuyla Miray'a dönüp "O akşam bizim evdeydik..." Toprak'ın ağzımı kapatmasıyla konuşmam bölündü. "Ehe önemli bir şey değil ya işte"diye geçiştirmeye çalışıyordu konuyu Toprak. Daha fazla dayanamayıp elini ısırdım. Elini ağzımdan çektiği anda rahatça nefes aldım. "Sen beni öldürmeye yeminli misin, Toprak?"sonra Miray'a dönüp olayı anlatmaya başladım bir an önce.

"O akşam bizim evdeydik. Salonda oturuyorduk. Bende iki dakika tuvalete gitmek için üst kata çıkmıştım. Tuvaletten döndükten sonra Toprak'ın sesi geliyordu aşağıdan. Merdivenlerden aşağı baktığımda ne göreyim. Eve hırsız girmiş. Toprak da onu pahalı ve yeni eşyaları çalmasın da eskileri çalsın diye ikna etmeye çalışıyordu."tek nefeste anlattığımdan sonra Miray ile birlikteydi kahkahaya boğulmuştuk. Toprak ise yalancı bir sinirle sofradan kalkıp odasına yöneldi. "Nereye ya?"diye arkasından seslensem bile duymamazlıktan geldi.

Gülmemiz kesildikten sonra Miray'la göz göze geldik. Gözlerinin içi gülüyordu resmen. Gözlerimi ondan çekemiyordum onun da çekeceği yoktu. "Ecrin! Siyah tişörtüm nerde, biliyor musun?!" Toprak'ın seslenmesiyle ikimizde kendimize gelmiştik. Toprak sende tam seslenecek zamanı buluyorsun ya inanamıyorum sana! "Ne bilim ben senin siyah tişörtünü Toprak! Bir sürü siyah tişörtün var giy işte birini!"diye Toprak'a söyledikten sonra Miray'a dönüp "Saat geldi. Hadi bizde hazırlanalım. Beraber gideriz."dedim. Miray başıyla onaylayıp ayaklandı ve eline bir kaç tabak aldı. Bende geriye kalanları toplayıp Miray'ın arkasından mutfağa ilerledim.

Bulaşıkları lavabomun içine bıraktım gelince temizliyecektim. Arkamı döndüğümde Miray'ı dibimde görünce duraksadım. Ben tezgaha doğru sırt üstü eğilirken Miray da yüz üstü benim üzerine doğru uzanıyordu. Ellerini kaldırıp mutfak dolaplarına uzattı. Gözlerimiz birbirine kenetlenmişti. Yüzlerimiz arasında çok az bir mesafe kalmıştı. O kadar yakındı ki nefesini yüzümde hissediyordum. Sonra burnuma gelen kokusu... O kadar tanıdık gelmişti ki sanki daha öncelerde duyduğum bir kokuydu. Bu koku beni mayıştırmaya başlamıştı. Anın güzelliğiyle gözlerimi yumdum. Miray hâlâ üzerime eğik bir şekildeydi. Hiç bir şey yapmıyordu. Sadece yüzü yüzüme yavaş yavaş yaklaşıyordu. Bulunduğumuz bu durum aklıma garip şeyler getiriyordu. Sanki... sanki beni öpecekmiş gibi.

"Kızlar, hazırsanız birlikte çıkalım..." Toprak'ın aniden mutfağa girmesiyle Miray benden hızlıca uzaklaştı. Elini mutfak dolaplarından çekerken yanlışlıkla bardağa çarpmasıyla tezgaha hemen dibime düşen bardakla az önceki mayışık halimden kurtulmuştum. Toprak bir gün seni öldüreceğim. Senin benim güzel anlarımı öldürdüğün gibi...

"ECRİN!"beni kendisine çeken bedene sarıldım ne olduğunu anlayamadan. Sonra bir anda beni kendisinden ayırıp yüzüme uzun ince ve bir o kadar da güzel ellerini koyup yüzümün her yanını incelemeye başladı içinde kaybolduğum gözler... "İyi misin? Bir yerin kesilmedi ya?"az önce mutluluk dolu olan gözler şimdi endişeyle doluydu. Oysa ki o gözlere endişeden çok mutluluk yakışıyordu. "Ben...ben iyiyim. Bir şeyim yok."diyebildim sadece o endişeli gözlere bakarken. Miray ne zamandır duygularını bu kadar dışa vuruyordu ki. Duyguları resmen yüzünden, gözünden okunuyordu. "Ben sadece bardak alacaktım su içmek için. Toprak bir anda bağırınca korktum. Elim de bardağa çarpınca düştü. Üzgünüm..."

Yabancı iki el omuzlarımdan tutup beni daha bakmaya doyamadığım o gözlerden ayırdı. "Gerçekten iyi misin?"
"Gerçekten iyiyim Toprak!"tabi beni o gözlerden ayırmasaydın daha iyi olabilirdim ama... "Neyse hadi çıkalım artık. Yoksa geç kalacağız."dedim ortamı yumuşatmak için.

Evden çıktıktan sonra aynı otobüse bindik. Üniversitenin önünde indiğimizde Toprak hemen yetişmesi gereken bir ders olduğunu söyleyip önden koşturmaya başladı fakülteye. Ben de Miray'la yavaş yavaş gidiyorduk fakültelerimize. Miray'ın fakültesi benim fakültemin birazcık ilerisindeydi. Bu yüzden beraber gidiyorduk. Yol boyunca sessizce yürüdük sadece.

Fakültemin önüne geldiğimizde Miray'a dönüp "Burda ayrılıyoruz. Sana iyi dersler." Tam merdivenlerden çıkarken Miray'ın seslenmesiyle ona döndüm. "Ecrin."
"Efendim?" Bir süre sessizce bana baktı. Sonra dudaklarını aralayıp tekrar kapattı ve bunu bir kaç kez daha yaptı. Sanki bir şey söyleyecekmiş de söyleyemiyormuş gibiydi. "Şey... Çizimin çok güzel ya... Bugün öğleden sonra bir maçım var. Okulun bahar etkinliği için yapılan fakülte arasında bir basketbol maçı. Maçı izlemeye gelip eğer kazanırsam benim oradaki resmimi çizer misin?"sessizce söylediği sözleri duymak için ona biraz yaklaştım. "Maçına gelip orada senin resmini mi çizmemi istiyorsun?"kafasını sallayarak beni onayladı. "Peki gelirim. Saat kaçta?"verdiğim cevapla gözlerindeki parıltının ortaya çıkışını görmüştüm resmen. O kadar güzeldi ki gözleri... "Teşekkür ederim. Saat 2'de fakültemin ortak kapalı spor salonunda! Geç kalma!"diye koşarak yanımdan uzaklaştı.

Tabi ki gelirim... Sen teklif etmesen bile gelirim ben...

_________________________________________

Nasıl gidiyor?
Umarım saçma değildir 🥴.
Neyse Çarşamba günü görüşürüz 🤗
Oy vermeyi unutmayın!

best friend forever |glHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin