3. Bölüm

84 12 0
                                    

Oy ve yorumlarınızı bekliyorum.

İyi okumalar.

3

Mete gözlerini açtığında tek odalı evinin yakınlarında, çorak bir toprakta yatar halde buldu kendini. Güneş'in cılız ışıkları gökyüzünde yükselmeye başlamıştı ama etrafta hiç ses olmadığını fark ettiğinde saatin epey erken olduğunu anladı.

Sim sakinleri erkenden uyanırlar, güneş önlerini görebilecek kadar etrafı ışıttığında akşam karınlarını doyuracak kadarının peşine düşerlerdi. Onlar için hayat erken başlardı. Işık kadar hayat vardı bu şehirde ve bu son derece azdı.

Mete başının arkasını ovuşturarak doğruldu. Olduğu yeri anlamaya çalışarak etrafına bakındı. "Şerefsizler!" diye söylenirken yalpalayarak yürümeye başlamıştı. Evine giden sokağı tanıdığında içinde saatlerdir yer bulmayan bir huzur belirdi. Saat kaçtı, günlerden neydi bilmiyordu. Toğ şehrinde Körler tarafından apar topar alıkonulmadan önce iki dostuna akşam buluşmak için mesaj atmıştı. Gökalp Oğuz'dan daha sakin ve telaşsız olsa da şimdi ikisinin de ortalığı karıştırması konusunda endişeleniyordu.

"Umarım Sim'e gelmemişlerdir." diye söylenerek yürümeye devam etti. Bir an aklına gelen şeyle ceplerini yokladı. Bok kafalı herifler onu kaçırmadan önce telefonunun yanında olduğundan emindi. Lacivert ceketinin iç cebine gelişigüzel sıkıştırılmış telefonu eline geldiğinde şükürler ederek telefonun tuş kilidine uzunca bastı. Telefon açılmıyordu. Şarjı bitmiş olmalıydı. Saçlarını sıkıntıyla karıştırdı. Oflayarak yürümeye devam etti.

Evinin önüne geldiğinde kapının üstündeki çıkıntıya sakladığı anahtarı alıp tahta kapıyı açtı ve içeri girdi. Odası günlerdir havalanmadığından içeride boğucu bir hava vardı. İstemsizce birkaç defa derince öksürdü. Topallayan adımlarla küçük penceresine doğru ilerledi ve pencereyi açtı. Ardından yine aynı topallayan adımlarla tahta sedirin yanına gidip sedire kendini bıraktı. Kolunu başının altına koyup kirli, küflenmeye yüz tutmuş tavana bir bakış attı ve sonra gözlerini yorgunca kapattı. Beli birkaç saat uyuyabilirdi.

***

"Aç lan kapıyı! Ne yapmaya çalışıyorsun? Kapının tepesindeki anahtar yok, içeride olduğunu biliyorum Mete! Mete, Meteee! Açsana kapıyı lan!"

Mete irkilerek uyandı. Bağırarak kapıyı yumruklayan Oğuz'un sesini önce algılayamadı. Kendine birkaç saniye zaman tanıdı ağrıyan başını ovalayarak yerinden doğruldu. "Geliyorum Oğuz!" diye seslenerek küçük odasındaki tek kapıya doğru yürüdü.

Mete kapıyı açtığı an Oğuz'un kızgın suratıyla karşı karşıyaydı. Mete'nin bakışları Oğuz'un arkasındaki kişiye çevrildi. Gökalp de Oğuz'un üç dört adım gerisinde duruyor, memnuniyetsiz ve telaşlı bir ifadeyle Mete'ye bakıyordu.

"Kapıyı açmasaydın bacadan girmek üzereydi." dedi Gökalp kısık bir sesle. Oğuz'un burnundan soluyan haline bakılırsa haksız sayılmazdı da. 

Oğuz Mete'nin omzuna bilerek sert bir şekilde çarpıp içeri doğru adımladı. Gökalp "Tutamadım kusura bakma." diye söylenerek arkadaşına mahcup bir bakış attı ve sonra o da Oğuz'un arkasından içeri girdi.

Üç arkadaş köşedeki yıpranmış minderlerin üzerine oturduğunda Oğuz şöminedeki külleri savurup köşedeki odunlardan birkaçını oraya yerleştirdi ve becerikli bir şekilde cebinden çıkarttığı kibritle şömineyi yaktı. Bu şekilde Sim karanlığına hapsolmuş oda da aydınlandı ve üç genç adam birbirlerinin suratlarını daha iyi görmeye başladılar.

BENİM KÜÇÜK KARANLIK ÇAĞIM Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin