Sanki beşikte yavaşça sallanıyormuşum gibi bir uykunun içerisindeydim. Boynum biraz ağrımıştı. Beşik dediğimiz şey bu kadar rahatsız edici bir şey miydi?
Boynumun aşağı doğru düşmesiyle kafamı kaldırdım. Güneş resmen gözlerimi açmam için emek sarf ediyordu.
Ellerimi güneşe doğru uzatıp, parmaklarımın arasından tenimi okşamasına izin vererek gözlerimi açmaya çalıştım.
Arabanın içerisindeydim. Ve güneş daha yeni doğuyordu. Kafamı yavaşça sola çevirdiğimde, Jungkook'un hala öfkeyle bana baktığını fark ettim. Gözlerinde bir boğukluk vardı.
Kafamı ondan çekip pencereye çevirdim ve yolu izlemeye başladım.
Dün Jungkook gidelim dedikten sonra Jimin beni arabaya götürmüştü. Ben arabaya biner binmez kafamı cama yaslayıp, zaten açık olan klimanın sıcaklığına bedenimi yavaşça bırakmıştım. Sanırım saatlerdir uyuyordum.
Yolu izlerken insan çok şey düşünüyordu. Jungkook'un da ağzını bıçak açmıyordu. Anladığım kadarıyla, bakışları gayet belli ediyordu, bana hala çok öfkeliydi.
Arabanın arkasında kim olduğunu görmek için arkamı döndüm. Yalnızca Jimin ve Tae vardı. İkisi de benim yaptığım gibi yolu izliyordu. Benim uyandığımı fark etmişlerdi, benimle göz göze gelmişlerdi ama kimse konuşmuyordu.
"Niye konuşmuyorsunuz?" en sonunda sessizliği benim cılız sesim bozmuştu.
Herkes ufacık bir süreliğine kafasını bana çevirip tekrar ilgilendikleri şeye dönmüşlerdi. Ne yapmıştım da bu kadar tavır gösteriyorlardı? Jimin'e ne oluyordu?
" Jimin? "
Tekrar kafamı çevirip bana bakmasını sağlamaya çalıştım. Kafasını inatla bana çevirmiyordu. Bu ne kadar gıcık bir durumdu böyle? Sanki arabada yokmuşum gibi davranıyorlardı.
" Jimin dedim." kızgın bir sesle kolumu bacağına uzatıp dürttüm. Enteresan bakışlarını bana çevirdi. Gözleri kapkaranlıktı. Öfkeli desem değildi, kırgın desem değildi, üzgün desem o da değildi, zaten mutlu hiç değildi. Bu zamana kadar gözlerinde daha önce görmediğim bir duyguyu görüyordum ancak bu duygunun ne olduğunu bilmiyordum.
Kimsenin bana cevap vermemesinin ardından Jimin'in bomboş bakışları altında tekrar kafamı oflayarak cama çevirdim. Dışarıyı izlemeye devam ettim.
Uzun süren sessizliğin ardından ilk ağzını açan Tae oldu.
" Daha fazla dayanamıyoruz Jungkook. Bizi bir yerde indir. Arkadan gelen üç arabamız daha var onlardan birine yetişiriz."
Neye dayanamıyorlardı acaba? Ne kadar süredir yoldaydık da bunlar bu kadar yorulmuştu?Jungkook ufak bir kafa sallama hareketinden sonra arabayı sağa yanaştırıp otobanda resmen arazinin ortasında Jimin ve Tae'nin inmesine izin vermişti.
Arabayı anında kapatmaları ve yok olmaları bir olmuştu. Nasıl olabilmişti? Camı açıp kafamı arkaya doğru çevirdim. Gerçekten yoklardı. Jungkook çoktan arabayı sürmeye başlayıp onları geride mi bırakmıştı? Bu kadar hızlı olması mümkün olabilir miydi?
" Nasıl olabildi ? "
Camdan hafif uzanmaya çalıştığımda kolumdaki baskıyla yeniden yerime yapıştım.
" İntihar etmek gibi bir planın mı var? "
Sesi yorgun çıkmıştı. O kadar yorgundu ki... Gören de zannederdi ki 15 yıldır uyuyordum ve Jungkook 15 yıl daha yaşlanmıştı. Boğuk ve derinden geliyordu. Bir o kadar da kalın. Sanırım araba kullanmaktan çok yorulmuştu.
" Sen iyi misin? " kolumdaki elini diğer elimle tutarak ve yüzüne bakmaya çalışarak sormuştum bunu. Gözlerime baktığında onun da gözlerinde Jimin'de gördüğüm siyahlıktan görmüştüm.
" Yorgunum." yine aynı ses tonuyla cevap vermişti.
" Ben kullanabilirim."
Elini elimden çekip cevap vermeden yola bakmaya devam etti.
" Jimin ve Tae nasıl o kadar hızlı yok olabildiler anlamadım." hala kafamın içindeki anlamsızlıkları sorguluyordum.
" Sadece hızlıca oradan ayrıldık Vien. Bu kadar."
O kadar bıkkın bir şekilde konuşuyordu ki, onunla konuşma hevesimi tamamen yok etmişti. Tamam ne derlerse inanmak zorundaydım. Ama inanmıyordum. Sorgulamıyordum belki şu an evet, ama bir gün muhakkak hepsini birleştirdiğimde bir sonuca ulaşacaktım.
Tekrar kafamı çevirip yolu izlemeye devam ettim.
...
Sanırım yaklaşık bir gün daha yol gitmiştik. Ben bu sırada defalarca kez uyuyup uyanmıştım. Jungkook hiç durmadan ve benimle hiç iletişim kurmadan araba kullanmaya devam etmişti. Arabadaki mini buz dolabındaki yemeklerden yemiştim. Jungkook hiç yemek yememişti... Teklif etmiştim ama cevap bile vermemişti.
Hava kararmaya başlamışken nihayet varmamız gereken noktaya gelebilmiştik. Malikane gibi bir şeydi burası. Kocaman kapıları vardı arabayla içeriye girebilmemizi sağlayan. Kapıda iki tane sivil güvenlik bekliyordu.
Bizi görünce kapıları açtılar. Jungkook arabayı bahçeye sürmüştü. Park kısmına geldiğinde yorgunlukla arabadan indi. Hatta arabadan aşağı kendisini attı diyebilirdim. Yere düştüğünde çok güçlü bir ses çıkmıştı. Çuval gibi kendini yere atmıştı. Telaşla kapımı açıp aşağı indim. Sırt üstü yatıyordu. Yerdeki bedenine ne yapacağımı bilmez bir şekilde baktım.
Şoku kısa bir sürede atlattıktan sonra yanına gidip omzundan sallama başladım.
" Jungkook. İyi misin? Ne oluyor? " bir yandan da onu sarsıp duruyordum. O kadar panik olmuştum ki ne yapacağımı bilemiyordum. Gözleri kapalıydı. Sadece dudaklarını hareket ettirmeye çalışıyordu.
" Eve git." sesi resmen hırlıyor gibiydi. Elbette gitmeyecektim. Onu burada bu halde nasıl bırakabilirdim?
Ayağa kalkıp ilerideki güvenliklere seslendim.
" Yardım edin."
Kafalarını anında bana döndürmüşlerdi. Takip edemediğim bir hızla Jungkook'un yanına ulaşmışlardı. Bu nasıl mümkün olabiliyordu her defasında? Bunu sonra tekrar sorgulayacağımı aklımda tutarak onların yanına gittim.
Jungkook'un hala gözleri kapalıydı. Ve hala sırt üstü duruyordu. Güvenliklere bir şeyler fısıldıyordu ama ben duymuyordum.
" Nesi varmış? Ne diyor? "
Kimse niye bana bir şey söylemiyordu? Güvenliklerden birisi yanıtlamıştı.
"Siz içeri geçin."
"Geçmiyorum."
"İçeri geçin dedim." kısa boylu ve daha agresif görünen güvenlik bunu kolumu sıkarak söylemişti. Parmaklarını tenime bastırıyordu. Kafamı çevirip sıktığı yere baktım. Parmaklarının bastığı yerler beyazlaşmaya başlamıştı. Canımı gerçekten yakıyordu. Tırnaklarını tenime batırmaya başlamıştı.
"Çek elini." Kolumu hırsla çekip kaşımı çatarak suratına baktım.
Adamın gözlerindeki öfke dalgasının geçişini görmüştüm.
Bu arada yanımızda yine nasıl olduğunu anlamadığım bir şekilde Tae ve Jimin belirmişti. Daha doğrusu Jimin yürüyerek gelirken Tae adamın üzerine doğru uçarak geliyordu. Gerçekten bir süre havalandığını görmüştüm. Güvenliğe attığı yumruğu size sanırım tarif bile edemeyeceğim... Uçarak öyle bir yumruk atmıştı ki adam yerde beş metre sürüklenerek kapının oraya geri gitmişti. Ağzını açıp resmen adama kükreyerek konuşmaya başladı.
" Jungkook'un uzun bir süre kendine gelmemesini dilesen iyi edersin. Seni mahvedecek."
Bu sırada Jimin eğilmiş Jungkook'la konuşuyordu.
Bu çocuk niye ben hariç herkese derdini anlatıyordu. Bilmemem gereken bir şey miydi? Erkeklerle alakalı bir şey miydi?
Jimin'in yumuşak bakışlarını bana çevirmesiyle sabahki halinden eser kalmadığını fark ettim. Nihayet normale dönmüş gibiydi.
" İçeri girer misin güzelim? Jungkook iyi, endişelenme. Şimdilik bilmen gereken bir şey değil."
Kafamı olumlu anlamda sallayıp onlara doğru bakarak eve doğru ilerlemeye başladım. Arada arkama bakıp ne yaptıklarını görmeye çalışıyordum. Jungkook Jimin'in omzundan destek alarak kalkmaya çalışıyordu.
Evin girişine geldiğimde dönüp onları izlemeye başladım. Jungkook'u arabanın arka koltuklarına yerleştirip Jimin de sürücü koltuğuna oturmuştu.
Hızlı bir şekilde arabayı çalıştırıp yine aynı hızda bahçeden çıkartmıştı Jimin arabayı. Tae bu sırada güvenliklere kızmakla meşguldü. Ne söylediğini duyamıyordum ama öfkesinden gözlerinden alev çıktığını fark edebiliyordum.
Güvenlik görevlileri yanından gittikten sonra bir süre kendine gelmeye çalıştı. Sadece durduğu yerde gökyüzüne bakıp suratını ellerinin arasına aldı. Sanırım o da artık bir şeylerden bunalmaya başlamıştı. Sanırım varlığım buradaki birçok kişiye rahatlık vermeye artık başlamıştı.
Uzaktan bana bakıp yavaş adımlarla yanıma gelmeye başladı. Sabaha göre daha dinç ama hala yorgun gözüküyordu.
Yanıma gelip soğuk parmaklarını koluma yerleştirdi.
"Üşüyeceksin. İçeri geçelim." Kolumdan hafif destekleyerek beni içeri götürmeye başladı. Öğrenmek istediklerim vardı. Bunların ilk başında Jungkook'a benim bilmemem gereken ne olduğuydu.
Üç katlı evin en alt katındaydık. Bu kısımda sadece kocaman bir salon ve yine kocaman bir mutfak vardı. Salonda iki tane siyah üçlü koltuk bir tane de tek kişilik koltuk vardı. Bir kısmında da şömine köşesi vardı. O köşeyi gözüme kestirmiştim ve havalar soğumaya başlamışken bizimkilerin aklına girip orayı kullanma fikrini aklımın bir köşesine yazmıştım.
Tae koltuklardan birisine kendisini atıp uzanmış ve gözlerini hemen kapatmıştı. Gerçekten çok yorgun gözüküyordu.
"İyi misin?" ben de diğer koltuğa yerleşirken gerçekten nasıl olduğunu merak ederek sormuştum bunu.
Gözlerini açıp tavanı incelemeye başladı. Çook yüksekte olan tavanı.
"Bilmiyorum Vien. Aslında bu tarz maceralara atılmayı çok severim, çok da istemiştim. Çok monotondu çünkü her şey. Ama uzun sürelerdir sadece vakit bulamadığımız için kendimize büyük zararlar verdik. Hepimiz çok yorgunuz ve hepimizin bir süre kendine gelmesine ihtiyacı var."
"Buna istemeden sebep olmuş olabilir miyim?" bu soruyu biraz çekinerek sormuştum. Olayın aslını, neden kendilerine zarar vermiş olabileceklerini düşünüyordum. Sanırım yine temelinde ben yatıyordum.
"Sana anlatmak istediklerim var." Bu arada uzandığı koltuktan yavaşça doğrulmuştu." Beni iyi dinlemeni istiyorum. Ve lütfen, ilk başta çok büyük tepkiler verme." Şimdi de yavaşça yanıma yürümeye başlamıştı. Galiba artık her şeyi öğrenmenin vakti gelmişti. Yanıma oturup dizimdeki elimi avuçlarının içine aldı.
Kafamı ellerimizden kaldırıp gözlerinin içine baktım. Çok ciddi gözüküyordu. Bir o kadar da nazik bakıyordu.
Sanırım vakit gelmişti.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sevgili Vampir Sevgilim | JJK
Fiksi PenggemarHikayede +18 diyaloglar ve olaylar olacaktır. 18 yaşından küçüklerin okuması yasaktır.