Şuan konum bildirmem gerekirse eğer bir havaalanından diğerine koşturduğum için ruhsal olarak yok sayılabilirim. Yaklaşık iki saattir beklediğim Hatay'da sıcak hava ile pek bir haşır neşir olmuştum.
Nerden çıktım ne ara buraya geldim diye bana hiç sormayın bende büyük bir kayıp ve bilinmezliğin içerisinde savruluyorum.
Telefonumu elime aldığımda gördüğüm bildirimleri es geçerek daimi olarak parıldayan Dağ Ayısının mesajlarına girdim.
Siz: Askerlik epey kolay meslek he
Siz: Ye iç yat oh mis arada iki silah al kovalamaca oyna
Siz: Sonra devletin sana verdiği üniformaları giy, fotoğraflarla kızları tavla
Dağ Ayısı: Ne saçmalıyosun Asiye, yine ne kurdun o kafanda
Siz: Ha ben kuruyorum yani? Doğru haklısın, neyse bende başkalarıyla hayaller kurarım ben kuruyormuşum ya hep
Dağ Ayısı: Asiye uzatmada söyle şuan pek müsait değilim
Siz: Şimdi öyle mi olduk? Kusura bakma ya ben özür dilerim bir DAĞ AYISI ile konuştuğumu unutmuşum.
Mesaj tek tikti, elimde olan valizimi sürüklemeye devam ederken gördüğüm ilk taksiyi durdurup valizimi yerleştirdim. Kapıyı açtığım sırada sol tarafta ne açılan kapıyla beraber kendisini içeri atan sarı saçlar beraberinde geldi.
"Ay noluyo noluyo!"
Havaalanında saatlerce tiktok izleyen küçük kız sayesinde beynimde kalan repliği yapıştırmıştım kıza.
"Ne? Asıl sana noluyor? Hadi in taksimden çabuk zaten çok sinirliyim bir hemcinsim ile kavga edebilecek durumda hiç değilim!"
Kızın omuzları geniş olsa bile hırçın tavrımdan ödün verir miyim? Asla!
"Pardon da nerden senin taksin oluyormuş? Gelmiş buraya vırvır-"
Sözümü kesen kızın bana bakan gözleri olmuştu, kıpkırmızı olan gözleri saatlerce ağlamış olduğunu dışarıya anons edercesine bağırıyordu.
"Ben şey, özür dilerim. Dilersen seninle istediğin yere geleyim bu halde tek gitme"
Beynimde neye üzüldüğüne dair bin tane soru dönerken kız hafifçe kafasını salladı ve şoföre askeriyeye gitmesini söyledi.
Bir yakını şehit mi olmuştu acaba, yada terörist falan mıydı kız bomba falan mı patlatacak ay çok sinirli de duruyor bu!
Bende uluslararası iyi niyet elçisi gibi atladım bende geleyim diye, kızım sanane sanane! Ama annem hep der, o burnunu her fışkıya sokarsan başın beladan kurtulmaz diye.
"Ama nehir hep der, çok geziyosun asiye çok gezenin ayağına bok bulaşır diye"
Yanımdaki kızın anlamsız bakışlarını üzerimde hissettiğimde homurdandığımı anlamıştım.
"Ya şey kusura bakma arada oluyor"
Yapmacık bir sırıtma ile ona bakarken, sorun yok edasına bürünüp telefonunda hızlı hızlı mesaj yazmaya devam etti.
"Öldürücem seni geberticem!"
Telefonu elinde sıkmaya başladığında çoktan askeriyeye gelmiştik. Hızlıca taksiden indiğinde kapıdaki askerler hem şaşkın hemde suskunca kalmışlardı. Ne yani elini kolunu sallayan böyle askeriyeye girebiliyor muydu?
"Semih! Yaktım çıranı Semih! Bu askerinin etrafındaki tellerin hepsini tek tek-"
Peşinden valizle koştuğum kızın ağzını kapatmayı başarabilmiştim.
"Biraz sakin mi olsak, hani askeriyedeyiz ve şuan silahlı olan insanlar, bize bakıyor!"
Tamam Allahtan başka kimseden korkumuz yoktu elbet, ama ölmek içinde çok gencim!
Kapıdan çıkan genç bir çocukla beraber arkasında beliren tanıdık yüze hafifçe sırıttım. İşte şimdi benimde maceram başlıyordu.
"Serkan, Alperen! Nerde o it, çağırın gelsin gelsin ki gözlerini oyup eline verebileyim!"
Alperen'in beni görünce gözleri iyice açıldı, hatta o kadar açıldı ki sarışın kızın bahsettiği Semihin gözlerinin oyulmuş hali ile birebir olmaya yakındı.
Alperen bana doğru yaklaşırken adının Serkan olduğunu yeni öğrendiğim çocukta önümdeki kızı sakinleştirmeye çalışıyordu.
"Bak, Esin yenge nolur sakin ol. Bak açıklayacağız her şeyi ama biraz sabır nolur!"
Olay daha karmaşık bir hal alırken yanımda duran Alperen dudaklarını aralayıp konuşmaya çabaladı, tabii sadece çabaladı.
"Y-yenge! Komutanım, komutanım biliyor mu!"
"Sanada merhaba Alperencim, bilmiyor öğrenecek işte ondan geldim ya"
Tam konuşmamızı bölen şey ise arkadan gözlerini ovuşturarak gelen adam olmuştu. Adının Esin olduğunu öğrendiğim kızın üzerine doğru atlamaya çalışması ile gelenin Semih olduğunu tahmin edebiliyordum.
"Sen ne iğrenç ne pislik herifsin ya! Evlenicez diyosun, yüzük takalım diyosun ben babamın karşısına çıkıyorum söylemeye, kalkıp aramızda bir şey yoktu diyosun Semih!"
Semih korkuyla kıza yaklaşırken gerçekten afallamıştı.
"Bak güzelim-"
"Kes! Bana güzelim falan deme!"
"Esin, canım bir dinle"
"Sus bana Esin, canım falanda deme!"
"Ne diyim Esin! Ne istiyosun ya bir dinle artık beni! Baban anlamış her şeyi, çekti beni kenara istemiyorum seni kızımı da üzmeden ayrıl dedi! Oldu mu! Yeter be kardeşim ya, sırf sen anneni babanı ezmektem korktuğun için ben, beni ömür boyu kötü birisi olarak hatırlamanı tercih ettim. Anlamadan dinlemeden gelmişsin bana, neyse ya gerçekten neyse!"
Kızın gözleri iyice döndüğünde asıl sinir harp savaşı yeni başlıyordu sanırım.
"Bravo ya! Çünkü bizim ilişkimizde söz hakkı sana ait, öyle kafana göre karar verip uzaklaşabiliyosun. Benim hiç karar verme yetkim yok gözünde çünkü sen benim yerimede düşünürsün en iyisi değil mi? Ha birde eksiyi artıyı düşünüp, kötü olmayı tercih etmişmiş. Ya ben seninle kötüye de varsam? Sordun mu bana Semih! Ne hissettiğimi ne düşündüğümü sordun mu! Benim yerime kararlar vermekten vazgeç artık, gerçi bu saatten sonra bir boka karar veremezsin. Al bu yüzüğü de artık nerene sokarsan sok!"
Kız arkasını dönüp hırsla yürümeye başladığında Alperen'e el sallayıp peşinden ilerledim. Şuan bu öfkeli haliyle onu tek bırakmak istememiştim, söyledikleri anlattıkları çok acı bir haklılık payı taşıyordu.
Hızla taksiye bindiğimizde yeni bir adres söyledi, yol boyu ağlamaya devam ettiğinde hafifçe sarılmaktan başka bir şey yapamamıştım. Bir apartmanın önüne geldiğimizde taksi parasını ödeyip aşağıya indik. Ben oldukça geri planda kalırken o hızlıca eve yönelmişti, arkasından gelmediğimi fark ettiğindeyse gülerek yanıma geldi ve koluma girdi.
"Üzgünüm ne doğru düzgün tanışabildik, ne de sana durumu anlatabildim. Esin ben Esin Karacan"
Gülümseyerek karşılık verdim sadece
"Asiye bende"Birkaç adım attığımızda arkadan gelen ses ile kalbim hızlıca atmaya başlamıştı.
"YAYLA ÇİÇEĞİ!"
Birazdan dünyanın en büyük sinir harp savaşı gerçekleşecekti ve Esin ile Semih arasındaki geçen savaş bizim savaşın sadece demo sürümü olabilirdi.
"İşte şimdi, beni daha iyi tanıyabilirsin Esin"
________________________________
Dilerim beğenirsiniz bölümü, yıldızlar ve yorum yaparsınız çok mutlu olurum.
Tatlı okumalar 🧡Eleştiri satırı-
Dilediğiniz yorumu yapıp karakter eleştirilerinizi de yazabilirsiniz

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Yayla Çiçeğim / yarı texting
Novela Juvenil0543x: Geldin yine yaylaya güneşle beraber, kaç gündür sisliydi. 0543x: Gönlüme açtırdığın Güneşi bir bilsen, yaylayı kasıp kavururdu anasını satayım! Asiye: Kimsin? Gerçekten bir telefon sapığım eksikti! 0543x: O nasıl laf Asiye, sapık falan ayıp o...