4.tenimde kalan tuzundan

220 27 33
                                    

Ağustosun 25'i
Sabah vakitleri
Uzman Klinik Psikolog Park Seojoon

Randevu saatinden on dakika önce varmıştım kliniğe. Hep yaptığım gibi girişteki tabeleyı okudum, köşedeki saksının içindeki bitkinin kaç yaprak olduğunu saydım, kapı paspasında ayaklarımı sildim. Aynı yere oturmadan önce sekretere ismimi ve randevu saatimi söyledim, gülümseyerek beklememi söylediğinde ben de gülümsedim. Başımdaki şapkayı çıkarıp yanıma koydum ve masanın üzerindeki sağlık dergilerinden birini elime aldım. İçinde ilgi çekici bir şey olmadığına kanaat etmiştim ki parmaklarımın arasında dönen sayfada büyük puntolarla yazılmış başlık karşısında sayfayı çevirmekten vazgeçtim.

KANSERİN ÇARESİ:AKILLI İLAÇLAR

Zihnimde bir düğmeye basılmışçasına oynamaya başlayan görüntüler karşısında alaycı bir sesin dudaklarımdan kaçmasına izin vermiştim. Kaçmak istediğine yakalanıyordu ya insan her seferinde, ne garipti. İçinde çözemediği her şeyi ardı sıra getiriyordu ve hayat, yarım kalmış ne varsa tam olsun istediğinden göz ardı ettiğin yarım olan ne varsa önüne çıkarıyordu. Makalenin içeriğini okumadan dergiyi kapattım. Zaten okusaydım da artık bir anlamı yoktu. Çareler, benim hikayemde çok geç kalmıştı.

Sekreter, tahminen otuzlu yaşlarının başında sıradan bir kadındı, psikologun beni beklediğini söylediğinde, zihnimdeki kaset sustu. Gülümseyip teşekkür ederken çoktan ayaklanmıştım. Ne kadar zaman olmuştu buraya gelmeye başlayalı? 3 ay, 5 ay, 1 yıl? Emin değildim. Zaman öyle göreceli oluyordu ki hayatımın kronolojisini karıştırıyordum.

"Hoş geldin, Taehyung'ah."dedi sevecen bir sesle Seojoon hyung. Abimin üniversiteden arkadaşıydı. Konuşması kolay biriydi.

"Hoş buldum."dedim gülümsemesine karşılık verirken. Randevu odası insanın gözünü yormayan, sade bir yerdi. Duvarda eğitim diplomaları, sertifikalar, birkaç doğa tablosu bulunuyordu. Ahşap bir masa, tam önünde kadife kumaştan rahat koltuklar. Koltuklardan birine oturdum.

"Nasılsın bakalım?"diye sordu ellerini masanı  üzerinde bağlarken.

"İyiyim ya sen?"

"Ben de iyiyim, teşekkür ederim. Görüşmediğimiz üç hafta boyunca nasıl olduğunu puanlayacak olsaydın 1 ve 10 arasında kaç verirdin? 1 çok kötü, 10 çok iyi."

Bir önceki randevuya neden gelmediğimi sormamıştı çünkü biliyordu ki konuşmaya başladıkça açılacak ve her şeyi anlatacaktım. Dürüst olmaya karar verdim. Hep olduğu gibi. Seojoon hyung beni asla yargılamazdı. "Haftanın başı için 1 puan. Oldukça kötüydü." Durdum. Devam etmemi bekliyordu. "Ama sonrası için özellikle de son hafta 7 puan."

"1den 7ye çıkmak büyük bir değişim. Seni böylesine değiştiren neydi? Neden 1 idi ve neden 7 oldu?"

İç çektim. "Duygu durumlarımı, yaşadıklarımı biliyorsun, hyung. Belki de benden daha çok hakimsin hayatıma." Gülümsedi. "Bir sabah uyandım ve ...devam etmek istemediğimi fark ettim. Neden yaşıyordum? Yalnızca nefes alıp vererek yaşamış mı oluyordum? Neden en küçük bir rüzgarda dahi un ufak olmalıydım? Sabahları beni yataktan kaldıran bu acıyı çekmektense...ölmek istedim." Çekingen bakışlarım Seojoon'un gözlerini buldu. Konuşmanın başında nasılsa hâlâ öyleydi.

"Cevaplarını bulabildin mi?"

"Hayır. Bir cevap var mı, onu da bilmiyorum."

kaktüs and teksas // taekookHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin