Lütfen yıldıza basmayı ve yorum yapmayı unutmayın.
Keyifli Okumalar!
Şarkılar:
Mabel Matiz- Boyalı da Saçların
Manga- Işıkları Söndürseler Bile
Mert Demir, Mabel Matiz- Antidepresan
Selim Tanyeli'nin günlüğünden:
07.07.022
Biliyorum, bana aşık değilsin. Hiç olmadın, belki de hiç olmayacaksın. Gözlerin asla benim gözlerimin sana baktığı gibi bakmayacak bana. Adımı hiçbir zaman benim senin adını söylediğim gibi söylemeyeceksin. Bana bakarken gözbebeklerin titremeyecek, sesin dalgalanmayacak, kalbin göğsünden çıkacakmış gibi atmayacak. Biliyorum, biliyorum ve tüm bunlara rağmen ben, yine de küçük bir çocuğun istediği oyuncağı almayı annesi şiddetle reddetmiş olsa bile annesinin o oyuncağı alacağını ümit etmesi gibi beni seveceğini ümit etmeyi seçiyorum. Çocukça bir ümit bu. İçimi burkan ama yüzümde hüzünlü de bir gülümseme de oluşturan türden. Zaten seni sevmek de böyle bir his. İçimi burkuyor, canımı yakıyor ama aynı zaman da yüzümde bir gülümseme de oluşturuyor.
Seni sevmek bana kendimi de sevdiriyor. Sanatımı da canlandırıyor, resimlerime renk, içime bir heyecan katıyor. Seni sevdiğimden beri gök daha parlak sanki, çocuklar daha mutlu, çiçekler bile daha canlı görünüyor gözüme.
Sevgin, damarlarımda dolanan bir madde gibi aklımı bulandırıyor, giderek daha çok istememe, daha da çok seni düşünmeme sebep oluyor. Seni sevmek bir bağımlılık gibi ve sahip olduğum en zararsız bağımlılık bu: Seni sevmek.
Anılar, hüzünlüdür. Güzel bir anı bile olsa, o anın artık geçip gitmiş olması ve bir daha geri gelmeyecek olması, bir daha aynı şeyler başınıza gelse bile aynı şekilde hissedemeyecek olmanız- çünkü insan geçen bir saniyelik zamanda bile değişir ve siz her saniye aslında yeni bir insan olursunuz ve bir daha asla tam anlamıyla aynı şekilde hissedemezsiniz- o anıyı hüzünlü yapar.
Kötü hislerinizden oluşan bir anı için de geçerlidir bu. O anıyı hüzünlü yapan şey, hala daha hatıralarınızda olmasıdır. Evet, aynı şekilde hissettirmiyordur. Ama hala daha canınızı yakabiliyordur.
Ben küçükken, hep birinin beni sevmesini hayal etmiştim. Masallardaki bir prenses olma fikrinin cazibesinden etkilenmiş, kendi masalımın prensesi olmayı dilemiştim ama kendi masalımın prensi karşıma hiçbir zaman çıkmamıştı ve ben büyümüş, büyüdükçe prenslere de, prenseslere de, masallara da inanmaktan vazgeçmiştim. Hatta aşk diye bir şeyin gerçekten de var olduğuna dair bile şüphe duymaya başlamıştım çünkü gerçek hayatta kurgusal hikayelerdeki o aşklara hiç rastlayamamıştım.
Yine de tüm şüphelerime rağmen, aşkın gerçekten de var olduğuna inancımı hiçbir zaman tam kaybetmemiştim ve Selim'in günlüğünden okuduğum sayfalar bana geçekten de aşk diye bir olgunun var olduğunu ispatlamıştı.
Aşk, bizi yanlış tercihlere sürükleyen bir duyguydu, bunu anlamıştım ve artık ne birinin bana âşık olmasını istiyordum ne de birisine âşık olmayı. Selim'e uyuşturucu kullandıran, hatalar yaptıran, aklını bulandıran duyguydu aşk. Birini, olduğu kişiden utandıracak birine dönüştüren hiçbir duygu iyi olamaz.
Gözlerim karşıdaki trafik lambasının yeşilden kırmızıya dönen ışığındayken arabaların durmasıyla ben yürümeye başladım ve karşıya geçerken düşüncelerimin havuzunda boğulmaya başladığımı hissettim. Yolda attığım sessiz adımlarla beraber düşüncelerimi beynimden kovmaya çalıştım. Çok düşünmek hiçbir zaman hayır getirmez.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Porselenden Hayatlar
General Fiction❝𝐴𝑑ı𝑚ı 𝑏𝑖𝑙𝑒 𝑏𝑖𝑙𝑚𝑒𝑧𝑘𝑒𝑛 𝑏𝑒𝑛𝑖𝑚𝑙𝑒 𝑑𝑎𝑛𝑠 𝑒𝑡𝑚𝑒𝑘 𝑖𝑠𝑡𝑒𝑑𝑖𝑛, 𝑠𝑒𝑣𝑔𝑖𝑙𝑖𝑚. 𝐺ö𝑧𝑙𝑒𝑟𝑖𝑛 𝑔ö𝑧𝑙𝑒𝑟𝑖𝑚𝑑𝑒𝑦𝑘𝑒𝑛 ç𝑎𝑙𝑎𝑛 𝑚ü𝑧𝑖ğ𝑖𝑛 𝑘𝑎𝑙𝑝 𝑎𝑡ış𝑙𝑎𝑟ı𝑚ı𝑛 𝑠𝑒𝑠𝑖𝑛𝑖 𝑏𝑎𝑠𝑡ı𝑟𝑑ığı𝑛𝑎 𝑖𝑛𝑎𝑛𝑑ı𝑚...