29. Rose Petals

22 1 0
                                    

Hafif bir soğuk havada bisiklete binmek ne de güzelmiş. Saçlarını savurup güneşin ilk parıltılarını yüzünü yıkaması nasıl da büyük bir mutlulukmuş. Sadece rüzgarı hissederek gitmek, kendini koyuvermek, zihnini temizlemek ve düşünmeden sadece ilerlemek... Çok düşünmekten kurtulup, zihnini özgür bırakarak içindeki mutluluğa odaklanmak... Ruhun melodisini kendi buluyor bir şekilde, öyle ki her moduna göre bir ritmi var, adımlarını ona uydur yeter. O işini biliyor. Dönmen gerektiğinde sana yönü gösterecek, durman gerektiğinde çileksi bir öpücükle haber verecek. Savur saçlarını nefes alsınlar. Derin nefesle tazele içindeki hayat enerjisini. Markası ne olursa olsun çiçeksi bir parfüm sür kulak arkana, hayatı ritim gitar melodileriyle yaşa. İnan bana, böylesi çok daha güzel.

Kitabı okudukça daha da mutlu oluyordum. Tekrar meditasyona dönmüştüm. Hem de gece uyuyamadığım zamanı beklemeden uygunsam yapmaya başlamıştım. Evin içinde tütsü de yakasım yoktu açıkçası. Hani ne gerek vardı yani böyle şeylere. Uygun anı buldukça meditasyon yapıyordum ve bana çok iyi gelmişti. Ancak her şey düzelmesi gerekirken daha karmaşıklaşıyordu ve bana mı öyle geliyordu bundan emin değildim.

Evlilik teklifinin ardından istediğim cevabı alacağımı düşünürken daha doğrusu bir cevap alacağımı düşünürken bahtsız Bedevilerin bile başına gelmeyecek bir olay yaşandı. Stüdyo tavanındaki dekor Winter'ın kafasına düştü. Derbide son dakika atılan gol gibi herkes gelip ona yardım etmeye çalışırken arada ezildim desem yeridir. Ona yardım edemediğime mi yanayım o an gelen doktorun basit bir pansuman için hastaneye götürmesine mi şaşırayım bilemedim. Yok neymiş beyninde hasar oluşabilirmiş de o yükseklikten düşünce küçük bir parçanın bile etkisi çok fazla oluyormuş da anlattı durdu. Hayır bir de hastaneye gidince MR çektiler ve hiçbir şeyi yokmuş - ne sürpriz.

Ben de onunla kaldım ve dediğim gibi pansumanın ardından onun evine döndük. O paparazzilerden nasıl eve geldik orası da ayrı saçmalıktı ya neyse. Hem eve geçince şu teklif meselesini konuşuruz diye beklerken evine de herkes doluşmasın mı? Yani zaten Robert başta kuyrukları arkada eve teşrif ettiler. Yok ayağını kaldırsın daha rahat edermiş de - ayağına hiçbir şey olmamıştı, yok sırtına yastık mı koysalarmış yok acıkmış yemek mi isteselermiş yani var ya sanki savaştan gelmiş gibi öyle panik öyle çok koşuşturdular ki başım döndü. Ben de hasta gibi bir yere çökmek istedim.

Tam bunlar durulacak gibi oldu biraz sessizleştiler falan derken epey bir saat geçmişti. Eve gitsinler diye esnemeye başladım. O sırada kapı çalıp Jeremy, Cadee, annesi ve babası içeri koşmasınlar mı? New York'tan kalkıp gelmişler küçücük şey için ve ben artık abartma kelimesini açıklayan bir video çeksem mi diye düşünürken annesi kızım kızım diye ağlamasın mı? Babası da onu sakinleştirmek yerine keşke İngiliz olduğunu söylemeseydik tek başına geldin buralara bak kimin kimsen de yok demesin mi? Ben kim ve kimse değildim. Ağaçtım ben dekordum, Winter'ın müstakbel eşi falan değil insan yerine bile konulmuyordum.

Sonunda biri varlığımı fark etti.

Onun fark etmesindense ağaç veya dekor olmayı tercih ederdim.

Winter'ın kardeşi Jeremy.

Bana böyle sanki ülkesini işgale gelen düşman askeriymişim gibi kinle baktı. Sonra da kalkıp yanıma geldi. "Bunların hepsi senin yüzünden. Seni lanet olası uğursuz herif! Ablamın başına ne geliyorsa her nedense senin yüzünden geliyor. Bıktık be senden. Zaten ne işin varsa burada? Onun bir sürü seveni var defol git buradan!"

"Jeremy lütfen Harry ile böyle konuşma, başıma dekor düşmeseydi nişanlım olacaktı o benim. Bence bu fikre alışsan iyi edersin." Winter oturduğu yerden doğruldu. Gayet kendinden emin ve net söylemişti bunları.

Landing in London 2Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin