Bölüm 47: İyi ki

12 4 8
                                    

Öyle çok gurulduyordu ki sanki biri midemi alıp bir bezin suyunu sıkar gibi kıvırıyordu.

Elimle karnımı tutup başımı eğdim. Utançtan domates gibi kızarmıştım çünkü hayatım boyunca hiç böyle bir gurultu duymamıştım. Rüzgar gülmemek için başka tarafa bakıp dudaklarını sıkıyordu. Kendini o kadar zorladı ki yanakları içine göçtü.

"Tüm gün bir simitten başka bir şey yemedim de..." dedim utanç içinde. "Yemek yemeyi unutmuşum. Asla yapmayacağım bir şey aslında. Yani, zamanım olmadı. Okul beni inanılmaz yoruyor ve..."

"Yemek yiyelim mi?"

"Olur." Kalkıp kaskımı taktım ve beş dakika sonra kendimi Adana kebap yerken buldum. Rüzgar dehşetle bana bakıyordu.

"Bu saatte ağır kaçmaz mı? Neredeyse gece oldu ve hazımsızlık çekebilirsin."

"Yürürüz ya, bir şey olmaz." Kendimi yemeğin güzelliğine kaptırdığım için ağzımdan çıkıverdi. Sonra ben ne yapıyorum diye düşünüp utandım ve geri çekilip yavaşça yemeye çalıştım.

"Hayır, lütfen durma. İnsanın sana bakınca iştahı açılıyor."

Çekingen gözlerle ona baktım.

"Ama sen tam bir beyefendisin ve karşında böyle... Kendimi pilavı elle yer gibi hissettim." deyince kendisi de benim gibi kocaman bir lokma ile birlikte ağzına bir sürü şey tıkıştırdı.

"Sen buna mı beyefendi diyorsun?" Kelimeleri zar zor seçiliyordu. Gülmemi tutamadım. Ben de seri bir şekilde yedim ve nihayet doyduğumuzda bir buçuk adanayı eritmek için yürümeye başladık.

"Ben az önce ağladım ya, aç olduğum içindi. Ben yemek yemeyince aşırı duygusal oluyorum."

"Onları ben de özledim. Ve doğruyu söylemek gerekirse burada, okulun ve gereksiz insanların stresi ile başa çıkmaya çalışmaktansa plajda uzanmayı tercih ederim; hatta bunun için bir böbreğimi bile verebilirim."

"Ben ek olarak bir kolumu da veririm." deyince bana doğru dönüp gözlerini kıstı.

"E tabii, yedekte benim kolum var nasılsa. Onu kullanırsın." Ben de güldüm ve onu başımla onayladım.

"Gelecekte ne yapmayı planlıyorsun?" diye sordu. "Bu kadar sıkı çalıştığına göre mutlaka bir planın olmalı."

"Yazmak istiyorum." dedim tereddüt etmeden. Bu cümle dudaklarımdan bir günahkârın tövbesi kadar saf ve huzur dolu çıkmıştı. Hayatım buna bağlıymış, sırf bunun için yaşıyormuşum gibi.

"Sadece yazmak. Edebiyat fakültesinde öğrenebildiğim her şeyi öğrenip sınırlarımın dışına çıkmak istiyorum. Okul bittiğinde öğretmenlik falan yapmayacağım asla. Zaten ben kimseye bir şey öğretemem ki."

"Ne yapacaksın peki?"

"Dergilerde yazacağım. Gazetelerde, dizi setlerinde... Belki komedi programlarına skeçler yazarım. Bir karikatüristle anlaşır ve bir çizgi roman çıkarırım. Zaten her şeyden önce kendi kitabımı çıkarmak istiyorum. En büyük hayalim bu."

Durduk ve birkaç saniye gözlerimin içine baktı.

"Yazmayı asla bırakma Miray. Eminim yazdıkların çok, çok güzeldir."

Güldüm. "Daha onları okumadın bile."

"Böyle büyük ve ateşli bir tutkuyla yazan kim başarısız olabilir ki? İçindeki yazma ateşi sönmedikçe başarısızık da bir kibritin küle dönüşmesi gibi silinir gider."

Beni omuzlarımdan tuttu. "Bana söz ver. Yazmayı asla bırakmayacaksın."

"Bıraktım bile..." Başımı öne eğdim. "Sadece bir süreliğine."

"Neden ama? Sen bu kadar yazmaya istekliyken, bu kadar tutkuluyken nasıl... Neden bıraktın?"

"Öyle yapmam gerektiğini hissettim ve doğru olanın bu olduğuna karar verdim. Pişman değilim ve eğer beklediğim şey gerçekleşmezse ömrümün sonuna kadar da yazmayacağım."

"Sen ciddi olamazsın..."

"Yani, elbette yazmadan duramam ama onları başka kimsenin okumasına izin vermeyeceğim. Mezun olacağım ve insanların yazmamı istediği şeyleri yazıp onlara teslim edeceğim. Konunun dışına asla çıkmayacağım."

"Miray... Bu saçmalık!"

"Emin olmam gereken bir şey var. Yeniden hissetmek istediğim şeyler, yakalamam gereken bir enerji var. Eğer onu yeniden yakalayamazsam yazdığım hiçbir aşk masalına inanmamış olurum. Periler gerçekten var desem bana inanır mıydın? O inanan birine ihtiyacım var. Ben eksik olduğum sürece hikayelerimin nasıl tam olmasını bekleyebilirim ki? Bu kötülüğü ne kendime ne de okuyuclarıma yaparım."

"Ah, sen gerçekten inatçı bir kızsın."

Tekrar motorun yanına döndüğümüzde kendimi epey rahatlamış ve yenilenmiş hissettim.

"Teşekkür ederim Rüzgar. Sen benim kurtarıcımsın. Beni sadece kötü adamlardan değil kendimden de kurtarıyorsun."

Elini ensesine götürüp gülümsedi. Diğer eli cebindeydi. Bu hâliyle liseli bir çocuktan farksızdı.

"Ne zaman nefes alamadığınızı hissederseniz oksijen tüpünüz olmaya hazırım."

Kaşlarımı çattım. "Bu pek edebi olmadı sanki?" Gülüştük ve dönerken de biraz sohbet ettikten sonra gece yarısı evdeydim.

"Sen olmasan annem hayatta bu saatte dışarı çıkmama izin vermez biliyorsun değil mi? Sevim Teyze'nin oğlu olarak VIP bir kulsun sen."

"Öyleyse baya şanslıyım desene. Bugün gerçekten çok eğlendim, olur da ağlayacak bir kola ihtiyacın olursa..."

"Seni ararım." Gülümsedim. "İyi geceler Rüzgar."

"İyi geceler Miray."

Tüm hastalıklı düşünceler ve kötü enerjilerden arınmış bir şekilde yatağıma uzandığımda kendimi hafiflemiş hissettim. Rüzgar iyi ki vardı ve iyi ki hayatımıza girmişti. Herkes böyle bir arkadaşa sahip olacak kadar şanslı değildi.

Yaz RüyasıHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin