Bölüm 54: Komşu Komşunun Kekine Muhtaçtır

25 7 16
                                    

Okulun karanlık koridorlarından geçerken her adımımda yüreğim ağzıma geliyordu. Işıklar yanıp sönüyor, sınıfların içinden çığlıkla karışık ürkütücü sesler kulaklarımı yırtarcasına haykırıyordu. Kapana kısılmış ruhlar özgür kalmak için kapıları ölümüne yumruklarken bir başka köşeden döndüm. Labirent gibi bir şeyin içinde kaybolmuştum ve bu seferki koridorun sonu görünmüyordu. Birden tüm sesler sustu. Işıklar tamamen söndü. Karanlığın içinden parlayan silüetiyle bana doğru yaklaşmakta olan adam, tutmam için elini uzattı. Hiç düşünmeden ona doğru uzandım. Uzandığım anda yok oldu ve her yer yanmaya başladı.

Duvarların ve sınıf kapılarının olması gereken yerde şimdi göz alıcı bir şekilde parlayan turunculuklar vardı. Arkamı döndüm. Alevler boyumu geçiyordu. İleri gitmek istedim, yapamadım. Sadece başımı oynatabiliyordum, vücudum kaskatı kesilmişti. Arkamdan sesler duydum, iki adam tartışıyordu. Alevler çoğaldı. Ta ki ortada yalnızca ben kalana dek.

"Rüzgar!"

Kan ter içinde çığlık attığımda etrafımda ne bir kıvılcım ne de tartışan birileri vardı. Odamdaydım. Az önce gördüğüm korkutucu rüya ile benzer olan tek şey odamın kapkaranlık olmasıydı. Baş ucumda duran masa lambasını açtım. Üzerimdeki örtüyü bir kenara çekip ayaklarımı yatağımdan sarkıttım. Gözlerim kapalıydı. Kâbusun etkisinden çıkamadığım için hâlâ ürperiyor ve kendimi çok kötü hissediyordum. Alnımda soğuk terler birikmişti ve midem bulanıyordu. Biraz daha iyi hissdebilmek için balkona çıkıp aydınlanmak üzere olan şehre baktım. Birkaç derin nefesin ardından daha iyiydim. Eskiden olsa, kâbus gördüğüm zamanlarda hemen Romeo'ya yazardım. Güven verici cümleleriyle beni telkin ederdi, fiziken yanımda olmasa bile tüm ruhu ve enerjisiyle yanımda olduğunu hissederdim. Beni rahatlatmak için öyle güzel şeylerden bahsederdi ki, gecenin 3'ünde karanlıkta yatağımda otururken yüzümde kocaman bir gülümseme belirir, tatlı düşler gördüğümü sanardım.

Romeo bana gözüm açıkken renkli yaz rüyaları gördürürdü.

Korkunç bir kâbustan uyansam bile onunla konuştuktan sonra sanki az önce şekerli bir şey yemişim gibi hissederdim. Vücudumda hoş bir his, varlığından benim bile haberim olmayan hücrelerime kadar işler, her bir zerremi ilkbaharın esintisinin gelincikleri hafif hafif sallaması gibi okşar ve geçip giderdi. İşte onunla konuşmak böyle bir şeydi.

Onunla konuşmak... Dünyanın en güzel hissiydi.

Ama şimdi istediğim zaman mesaj atabileceğim bir Romeo yoktu.

Rüyadan uyanmış ve karşımda Rüzgar'ı bulmuştum. Düşlerimde gördüğüm yüzü saklı Romeo, şimdi ete kemiğe bürünmüş tam karşımda duruyordu. Ona alışmam zor olacaktı. Bu ani karşılaşma beni fena etkilemişti ve bir yanım ona doğru çekilse de, ondan kaçmakta olan diğer yanıma tutunup ayakta kalacaktım.

Saate baktığımda 04:25'i gösteriyordu. Artık uykum tamamen kaçmıştı ve ne yapacağımı düşünüyordum. Kafamda öyle çok şey vardı ki oturup bir an için başımı ellerimin arasına aldım ve gözlerimi sıkıca kapattım.

"Sabahın bu saatinde bile neden bu kadar çok şey düşünüyorsun? Neden yoruyorsun kendini bu kadar?" Kendi kendime kızıyor, kafamı biraz olsun rahatlatabilmek için düşüncelerimi düzenlemeye çalışıyordum. Onları zihnimden uzaklaştırmam söz konusu bile olamazdı çünkü ben düşünmeden bir an bile duramazdım. Elimden gelen en iyi şey onları sıraya koymaktı. Öyle de yaptım. Beni en iyi hissettiren düşünceyi aralarından çekip aldım.

Nane kokusu eşliğinde yazmak.

O an tek ihtiyacım olan şey buydu.

Balkondaki köşeme kurulup bilgisayarı kucağıma aldım. Bloğum önümde açıktı ve ben yazmak için hazırdım. Tek sorun, ne yazacağımı bilmiyor olmamdı.

Yaz RüyasıHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin