yüzleşme.

119 21 4
                                    

birkaç gündür eskileri düşünmemi tetikleyen şeyin ne olduğunu araştırıyordum. uzun uğraşlar sonucunda beni tetikleyen şeyin yazdığım hikaye olduğunu fark edince biraz uzaklaşmak istedim.

her bölümde eskileri düşünüyor, odağım kayboluyor, kendimi kötü hissediyordum ve gözlerim doluyordu. üzerinden aylar geçmesine rağmen hâlâ toparlanamamak beni yoruyordu.

sadece beni değil, mingyu'yu da yoruyordu. şirket, aeri, ev, ben... hepsiyle aynı anda uğraşmak zorundaydı ve ne kadar yorucu olduğunu görebiliyordum. kendimi boşvermiştim artık, mingyu'yu yormamak için bir şeyler yapmam lazımdı.

ani verdiğim kararla çalışma odasından çıktım. odama gidip birkaç parça kıyafet giyip üzerimi değiştirdim. arabamın anahtarını da aldığımda evden hızlı adımlarla çıktım.

bu yaptığım şeyin doğruluğu neydi bilmiyordum. en azından mingyu'ya haber verebilirdim. ama yapmadım. onu da telaşlandırmak istemiyordum hem.

sonunda aylardır uğramadığım tanıdık sokağa girince kusmak istedim. midem anlamadığım bir şekilde bulanıyordu ve kusmak istiyordum.

arabamı villanın önüne park edip indim. kararsız adımlarla villaya doğru ilerlerken etrafıma bakmadan duramıyordum. biri görüp yanlış anlarsa, diye düşünmeden edemiyordum.

sonunda kapının önüne geldiğimde bütün cesaretimi toplayıp kapıya vurdum. biraz sert vurmuş olmalıyım ki elimin acıdını sonradan hissettim.

ilk çaldığımda kapı açılmadı, ikinci çaldığımda da açılmadı. sanırım evde yok, diyip arabama doğru ilerleyecekken kapı büyük bir gürültüyle açıldı. arkamı dönüp kapıda öylece dikilen bedene baktım.

kelimenin tam anlamıyla çökmüştü. yapılı vücudu artık yoktu, onun yerine sayılan kemikleri vardı. göz altlarındaki morluklar artık siyahlığa dönmüştü. belirgin elmacık kemiklerinden başka bir şey yok gibiydi yüzünde.

"beomgyu?"

şaşkınlıkla karışık soru sorar tonda adımı söylediğinde gözlerimi saniyelik kapatmıştım. ismimi ondan duymayalı aylar olmuştu. eskiden ismimi ondan duymak dünyanın en güzel melodisi gibi gelirken şimdi ise kulağımı acıtan bir cızırtı gibiydi.

"çok vaktim yok. önemli eşyalarımı alıp gideceğim sadece."

onun aksine soğuk ifademe karşılık hiçbir şey demedi ve kapının önünden çekildi. boşluktan yararlanarak içeri girdiğimde evin tamamen değiştiğini fark ettim. beyaz ve ahşap ağırlıklı salon yerine simsiyah bir salon karşıladı beni. göz ucuyla mutfağa baktığımda yıkanmamış tencereler ve birkaç çürük meyve görebilmiştim. o çürüyenlerin meyve olduğunu anlamam uzun sürmüştü.

taehyun önde ben ise arkada odasına çıktık. ben etrafı incelemeye devam ederken üzerimde hissettiğim gözlerle buraya gelme amacımı hatırladım.

odasına girdiğimde diğer yerlerin aksine burada hiçbir şey değişmemişti. bana aldığı küçük kitaplık ve içindeki kitaplarım hâlâ orada duruyordu. kitaplığa yaklaştığımda çalışma masasında gördüğüm tozlar kitaplığın raflarında yoktu. sanırım düzenli olarak tozları alıyordu.

"gittiğinden beri çok şey değişti ama sana olan sevgim ve özlemim asla değişmedi."

kitaplarımı yanımda getirdiğim çantaya koyarken konuştu. derin bir nefes aldım cevap vermemek için.

"lütfen beni bir kere dinle, açıklamamı yapayım."

yalvarıyordu bana. ses tonu o kadar aciz çıkmıştı ki içimde bir yerlerde yatan vicdanımı ayaklandırmıştı. hemen vicdanıma geri yatmasını söyledim.

"seni her zaman sevdim beomgyu, her zaman da seveceğim. lütfen beni bir kere dinle."

"neden şimdi seni dinlememi istiyorsun, taehyun?"

hâlâ kitaplarımı çantaya doldururken sordum. sonunda işim bittiğinde çöktüğüm yerden kalktım ve taehyun'a döndüm. yanaklarındaki ve gözlerindeki ıslaklık artık canımı acıtmıyordu. ben duygusuzca yüzüne bakarken ağlamaya devam ediyordu.

"o gece seninle konuşmaya çalıştım. bana mantıklı bir açıklama yapabilecek kadar vaktin vardı. o zaman konuşmadın da şimdi neden konuşup beni yoracaksın ki? ne gerek var buna?"

sözlerim tokat gibi suratına çarpıyordu, buna emindim. yüzümdeki ifadesizlik, sesimdeki soğukluk ve öfke onu yeterince üzmüş olmalıydı.

"söyleyemezdim. bir şeyler oluyordu ve gizli kalması gerekiyordu."

"tanrı aşkına taehyun, biz birbirimize güveniyorduk. aramızda gizli saklı bir şey yoktu. benimle her şeyi rahatlıkla konuşabileceğini biliyordun. bunların hepsini biliyordun ama kalbimi paramparça etmeyi tercih ettin."

"şirketi kurtarabilmek için bunun gizli kalması gerekiyordu."

"her neyse taehyun, bu saatten sonrası beni hiç ilgilendirmez."

yerdeki çantamı alıp hızlı adımlarla odadan çıktım ve merdivenleri hızlıca inmeye başladım. peşimden gelen taehyun konuşmaya devam ediyor, bir şeyler anlatmaya çalışıyordu ama dinlemiyordum bile.

"ah, unutmadan söyleyeyim, babanın ölümünden sonra anneni hiç ziyaret etmemişsin. kadın üzüntüden hasta olmuş, anneni bir ziyaret et."

"sen nereden-"

"ben her şeyi bilirim, taehyun. hem de her şeyi."

arabama atladığımda göz ucuyla kapıda şaşkın ifadeyle bana bakan bedene baktım. sırıtıp arabayı çalıştırdım ve eve doğru sürmeye başladım.

kendimi bir kuş kadar hafif hissediyordum artık. aylardır çektiğim ruhsal sancılar artık yoktu. o kadar mutlu ve huzurlu hissediyordum ki!

"sevgilim, iyi misin? evden hızlıca çıkmışsın ve kimseye bir şey de dememişsin. çok endişelendim başına bir şey geldi diye!"

kapıyı açar açmaz mingyu'yu üzerimde bulmuştum. bana sıkıca sarılan yapılı bedene hemen karşılık verdim. küçük bir kahkaha atınca geri çekilmiş ve bana şaşkın gözlerle bakmaya başlamıştı.

"iyiyim iyiyim, merak etme."

"bu mutluluğunu neye borçluyuz?"

"uzun zamandır yüzleşmem gereken bir şeyle yüzleştim bugün. ve anladım ki aylardır çektiğim sıkıntı boşunaymış. boşu boşuna kendimi üzüp yıpratmışım."

"bunun farkına varman çok güzel bir şey, sevgilim. çok mutlu oldum."

"ben de mutlu oldum, ben de..."

cigarette on your lips {taegyu?}Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin