dost dediğin.

91 17 3
                                    

"niye bu kadar gerildim ki? sanki ben evleniyorum!"

aynanın karşısında kravatını bağlamaya çalışan beden, küçük bir kahkaha atmıştı sesli isyanıma karşılık. dakikalardır cebelleştiği için duruma el atmam gerekiyordu.

"arkadaşlarının düğününde bu kadar gerildiysen bizim düğünümüzde ne yapacaksın tahmin edemiyorum."

"bayılırsam beni sakın bırakma, olur mu?"

kravatını bağlarken ellerini belime koyup beni kendine iyice çekmişti. yüzündeki şefkat dolu gülümsemeyi görünce içimde çiçek bahçesi açmış gibi hissetmiştim.

"seni hiçbir zamam bırakmam, sevgilim."

dudaklarına teşekkür amaçlı bir öpücük kondurup geri çekildim. mingyu ise yüzündeki gülümseme silinmeden aynaya dönmüş, bağladığım kravatını gevşetmişti.

"baba, nasıl olmuşum?"

sevimli adımlarla yanımıza gelen prensesimize baktık ikimiz de. toz pembesi tüllü elbisesi aeri'yi kelimenin gerçek anlamıyla prenses yapmıştı. iki yandan toplanan saçları ve kurdeleli tokaları ile çok güzel görünüyordu.

"çok güzel olmuşsun, prensesim!"

"bu güzellik gerçek mi?"

söylediğimiz şeyler aeri'yi çok mutlu etmişti. kendi etrafında sevimli bir şekilde dönüp küçük çaplı bir dans gösterisi yaptı. ikimiz de kızımızı büyük bir sevgiyle izleyip alkışlıyorduk.

küçük kızın dans gösterisi bitince koşar adımlarla odasına gitti. aeri ve mingyu hazırlardı. ben de hemen hazırlandım ve üzerimize paltolarımızı alıp evden çıktık. düğün sahiplerinin yakınları olduğumuz için erken gitmemiz gerekiyordu. biz de üstümüze düşen görevi yerine getirip yalıya gelmiştik.

"burası kocaman!"

ağzım kocaman açılmış bir şekilde öylece yalının önünde dikiliyordum. aeri büyük bir heyecanla elimi tuttuğunda odağımı sevimli kıza vermiştim. mingyu da arabayı kenara bir yere park edip yanımıza geldiğinde tamamlanmıştık ve yalıya girmiştik.

vakit kaybetmeden damatların odasına girdiğimizde içeride gergin bir ortam vardı. yeonjun gergin bir şekilde bacaklarını sallarken choi anne, onu sakinleştirmeye çalışıyordu.

"ah, sonunda geldin evladım. ne yaptıysam da yeonjun'u sakinleştiremedim. bir de sen denesen?"

"merak etme choi anne, ben halledeceğim."

choi anne zoraki bir şekilde gülümseyerek odadan çıktı. mingyu'ya da bizi biraz yalnız bırakmalarını rica etriğimde aeri'ye de alıp odadan çıktı. şimdi koca odada sadece ben ve yeonjun vardık.

"evlenmekle doğru bir karar mı veriyorum sence gyu?"

"soobin'i seviyor musun?"

"çok seviyorum hem de."

"sevdiğin adamla bir ömür geçirmek istiyor musun?"

"evet, istiyorum."

"söz konusu aldatma, sevginin ve saygının bitmesi olmadığı sürece her şekilde yanında olacağına emin misin?"

"eminim."

"o zaman doğru bir karar veriyorsun, jun. yıllardır birbirinizi tanıyorsunuz, birlikte büyüdünüz, birbirinizi herkesten çok tanıyorsunuz... doğru adamla evleneceksin ve çok mutlu olacaksın, inan bana."

önünde dizlerime çöküp ellerini sıkıca tuttum. biraz da olsa sakinleştiğinde gülümsedi. ben de onunla birlikte gülümsedim ve kocaman sarıldım dostuma. onların mutlu olmaları benim de mutlu olmam demekti.

"hadi, gidelim artık. herkes aşağıda bizi bekliyor."

son kez derin nefesler alıp verdi ve ayaklandı. ben de ayaklandım ve kolumu uzattım. koluma girdiğinde odadan çıktık ve karşımızda meraklı gözlerle bizi bekleyen bedenlere gülümsedik.

yeonjun'u gülerken gören meraklı bedenler rahat birer nefes almışlardı. choi baba gülümseyerek yanıma geldi ve kolunu oğluna uzattı. yeonjun, hemen babasının koluna girdi ve merdivenlere doğru yöneldiler. choi anne ve ben ise arkalarından ilerliyorduk.

sonunda salonun önüne geldiğimizde onları geçip hızlı adımlarla mingyu'nun yanına doğru ilerledim. kulağına aeri'nin nerede olduğunu fısıldadığımda göz ucuyla ileride çocuklarla oyun oynayan küçük bedeni gösterdi. rahat bir nefes almıştım.

bir masanın etrafındaydık. masanın bir ucunda ben ve mingyu, diğer ucunda ise nikah memuru vardı. masanın önünde de ellerini karnının altında birleştirmiş, gergince sevdiği adamı bekleyen soobin vardı.

sonunda yeonjun ve choi baba salona girdiklerinde şarkı çalmaya başlamıştı. aynı zamanda kocaman bir alkış koptuğunda yeonjun, herkese gülümsemeye çalışıyordu.

uzun koridoru müthiş bir yavaşlıkla yürüdüler ve sonunda soobin'in önüne geldiler. yeonjun, babasına sıkıca sarıldıktan sonra soobin'in koluna girmiş, masaya gelmişlerdi.

herkes yerlerine geçtiğinde nikah töreni başlamıştı. memur, söylemesi gereken şeyleri söyledikten sonra yeonjun'a da soobin'e de aynı soruları sordu. ikisi de teker teker 'evet' dediklerinde salonda kocaman bir alkış kopmuştu. bize de soru sordu nikah memuru, biz de 'evet' dedikten sonra aynı alkış kopmuştu.

an itibariyle en yakın arkadaşlarım evlenmişlerdi!

her düğünde olduğu gibi dans seromonisinden sonra bahçeye çıkılmış ve içki ikramı yapılmıştı. herkes birbirleriyle sohbet ederken içkilerini yudumluyordu. çiftimiz gelen misafirlerle kısa kısa sohbetler ediyor, ardından başka misafirlerle konuşmaya gidiyorlardı.

sonunda piste çıktılar ellerindeki içki bardaklarına vurup bütün odağı kendilerinde topladılar. konuşma yapacaklardı sanırım.

"öncelikle hepiniz hoş geldiniz. bu güzel günde bizi yalnız bırakmadığınız için hepinize ayrı ayrı teşekkür ederiz. bildiğiniz üzere sevgili eşim ile yıllardır arkadaştık. aramızda hep ayrı bir çekim vardı fakat küçük olduğumuz için bu çekimin ne olduğunu ikimiz de bilmiyorduk. büyüdük ve kendimizi tanımaya başladığımızda bu çekimin adını artık biliyorduk: bu aşktı. kısa bir sevgililik döneminden sonra evlenme kararı almıştık ve bu karar, bana göre, aldığımız en güzel karardı. iyi ki yeonjun hayatıma girmiş. eşim olduğu için çok şanslı bir adamım."

kocaman bir alkış koptuğunda yeonjun, utangaç bir şekilde kafasını eğmişti. onun bu haline gülmüştüm.

"mahalleye ilk taşındığım zamanlarda alışmam için bana çok yardımcı olan iki kişi vardı. birisi şu an eşim, diğeri ise yüzünde gururlu bir ifadeyle bizi izleyen en yakın arkadaşım. bana her şekilde destek olan bu iki insana minnetimi nasıl ifade edeceğimi bilmiyorum. hepinizin önünde öncelikle beni bugünlere getiren sevgili aileme teşekkür etmek istiyorum. ikinci olarak sevgili eşim soobin'e teşekkür etmek istiyorum. hayatımı daha fazla güzelleştirdiği, beni sevdiği ve her zaman seveceği için teşekkür ederim. onunla evlendiğim için dünyanın en şanslı adamıyım. ve son olarak, hiçbir zaman desteğini esirgemeyen sevgili dostum beomgyu'ya teşekkür etmek istiyorum."

büyük bir alkış koptuğunda yeonjun ve soobin beni yanlarına çağırmışlardı. gülümseyerek onlara baktım ve üzerimdeki gözler eşliğinde yanlarına gitmiştim.

"öncelikle en yakın arkadaşlarımın mutluluklarını paylaştığınız için hepinize teşekkür ederim. yeonjun ve soobinle çocukluğumuzdan beri arkadaşız bildiğiniz üzere. hayatımın her anında varlardı ve bundan sonra da olmalarını bütün kalbimle istiyorum. bu iki güzel adamla tanıştığım günü asla unutamıyorum. yakın arkadaşlar olup hiçbir zaman ayrılmayacağımızı tanıştığımız ilk günden hissetmiştim. beni her zaman destekleyip karşılık beklemeden sevdikleri için onlara minnettarım. hepinizin önünde teşekkür ediyorum ve hep mutlu olmalarını diliyorum."

konuşmam bittiğinde yine büyük bir alkış kopmuştu. onlara döndüğümde büyük bir gururla beni izlediklerini gördüm. kollarını açtıklarında hemen onlara sarıldım. biz sarıldıktan sonra alkışlar şiddetlenmiş, sevinç çığlıkları ve ıslıklar eşlik etmişti alkışlara.

tanrı'm! evlendiklerine hâlâ inanamıyordum.

cigarette on your lips {taegyu?}Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin