Two by Two

1.6K 57 165
                                    

Dıt...

Dıt...

Dıt...

Dıt...

Aradığınız kişi şu anda telefo-

"Off" telefonumu yatağın üzerine attıktan hemen sonra kendimi de atmıştım telefonumun yanına. Derin bir nefes alıp verdikten sonra başımı komidine çevirmiş ve üzerinde duran biricik sevgilimin sigara paketine uzanmaya çalışmıştım. Parmak uçlarımın pakete temas etmesiyle birkaç tuhaf hareket yaparak paketi ellerim arasına alabilmiştim sonunda. Bir dal çıkarıp yaktığımda ise kalkıp tam içeri gidecekken telefonumun çalmasıyla duraksamıştım.

"Efendim hyung."

'Evde misin Taetae?'

"Evet hyung. Neden?" Derken uzayan tırnaklarıma bakıyordum bir yandan. Kesmeyi unutmuyordum aslında, bilerek uzamalarını istiyordum. Her sabah apartmanın havuzuna yüzmeye giden sevgilimin, dişi ya da erkek kurtlara yem olmaması için sırtında oluşturduğum izler biraz da olsa kıskançlığımı alıyordu. Şimdi ise yüzünü bile sadece uyurken görebildiğim sevgilimi, olur da erken gelir diye beklerken, haftalar önceki sevişmelerimizdeki gibi izlerimi bırakırım diye kesmiyordum tırnaklarımı.

'Sizin oralardaydım da uğrayayım dedim. Eksik misin gerizekalı? Sen gel dedin ya?' Doğrulmuştum Hoseok hyungun sözleri ile. Doğru ya ben çağırmıştım onu akşam yalnızım, gel biraz vakit geçiririz diye. Elimdeki sigarayı söndürmüştüm hemen.

"Ah, doğru doğru! Hatırladım. Ben de seni bekliyordum." Alnıma vurdum hafifçe. Evi bok götürüyordu. Hoseok hyung bunu önemseyecek birisi olmasa da yine de dağınık bir şekilde karşılamak istemezdim onu.

'Tabi canım, inandım ben de.' Derken ayaklanmış ve odada ne kadar kıyafet varsa kirli temiz bakmadan direkt kirli sepetine atmıştım. Odadan çıkmadan önce de pencereyi açmıştım sigara kokusundan arınması için.

"Hyung, ben kapatıyorum. Gelince görüşürüz." Demiş ve cevabını bile beklemeden telefonu kapatarak yatağa fırlatmıştım. Salona geçip oradaki kıyafet ve havlu türü şeyleri de almış ve kirli sepetine atmıştım. Bulaşıkları ise hızla toparlayıp lavaboya koyacakken kapı çalmış, bulaşıkları bırakır bırakmaz hızla kapıya koşturmuştum.

"Hoşgeldin Hyung." Diyerek kapıyı açmış ve gülümseyerek geri çekilmiştim.

"Hoşbuldum bebek." Diyerek yanağımdan makas almış ve içeri doğru yürümüştü. Elindeki dondurma poşetini almış ve içeri geçmesini söylemiştim. Ben de mutafağa geçmiş kutudaki vanilya ve karamelli dondurmaları tabaklara koyarak içeri geçmiştim.

"Thanx." Diyerek elimden tabağı almış ve hızla yemeye koyulmuştu. Ben de yanına oturur oturmaz dondurmamdan biraz yemiş fakat sonra yeniden aklımı kuracalayan soruların zihnimde can bulmasıyla yerimde rahatsızca kıpırdanmış ve tabağı önümdeki sehpaya bırakmıştım uzanarak. "Pişt!" Demişti Hoseok hyung ona dönmemi sağlayarak. "Neyin var bakalım?" Demesiyle de derin bir iç çekmiş ve arkama yaslanmıştım.

"Çok mu belli oluyor?"

"E yani." Demişti tek kaşını kaldırıp beni cevaplarken. "N'oldu minik ceylan? Niye hüzünlere sattın ışıldayan gözlerini?"

"Of hyung ya." Dememle de elini saçıma atmış ve hafifçe okşamıştı.

"Jungkook ile mi tartıştınız?"

"Hayır tartışmadık. Ama yüzünü doğru düzgün bir gün bile göremiyorum bir aydır. Sabah erkenden çıkıyor, gecenin köründe dönüyor. Her gün bekleyeceğim, uyumayacağım desem de olmuyor. Uyuyaklıyorum koltukta, sandalyede hatta balkonda. Her gece Jungkook taşıyor yatağa, kızıyor da. Niye beklemişim onu, neden uyumamışım?" Sıkıntılı bir nefes vermişti Hoseok hyung. Bakışları meraktan şefkate evrilmiş ve sıcacık etmişti düşüncelerimi.

SİMONAS ~ taekookHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin