2. Bölüm

9.8K 286 59
                                    

Hakan'ın sinirli bakışlarını gördüğüm zaman olacakları düşündüm. Onun kıskançlığı beni yıpratıyordu.
Beni yalnızlığa mahkum edip sadece kendine muhtaç ediyordu.

Asker arkadaşlarım ve ben koğuş kapısında Hakan Binbaşıyı görünce hemen hazır ola geçtik.
Diğer askerler endişeyle birbirlerine bakıyorlar 'acaba yanlış bir şey yaptılar da onun için mi bu kadar kötü bakıyor' diye her etrafı kolaçan ediyorlardı.
"Ula ne oldi buna yine heyheyleri tepesinde . Bula bula bizi buldu it heruf." Trabzonlu kısık sesle fısıldadı.
"Hiç bilmiyorum be uşak. Halbuki Sinan komutandan izin almıştık."

Bizimkiler kendi aralarında öfkesinin sebebini ararken , Hakan ellerini arkada birleştirip ağır adımlarla bize doğru yaklaştı.
"Noluyo burda?"
Bakışlarının aksine sakin tutmaya çalıştığı ses tonuyla sormuştu.

"K-Komutanım biz Sinan komutanımdan izin alıp Caner'in doğum günü için ufak bi kutlama yapmak istemiştik."

Ali'nin sesi , Hakan'ın git gide kızaran boynuyla ve belirginleşen damarlarıyla kurduğu cümlede sonlara doğru kısıldı.

"Burasının neresi olduğunu zannediyorsun sen asker!"
"Öz-özür dilerim ko-"
"Kes! 10 dk içinde eğitim alanında olun. Yatmak size yaramıyor belli."

Bir hışımla arkasını dönerek koğuşu terketti.
"Ulan şeytan diyor al eline sila-"
"Aman koçum bırak değmez bu it soyuna."
"Ab bir insan hiç mi değişmez. Yıllardır aynı bu herif."
"Of be Caner, adamakıllı kutlayamadık da doğum gününü . Zehir oldu."
"Önemli değil. Düşünmüşsünüz o yeter bana."

Parmak uçlarıma iğneler batıyordu sanki. Boğazıma en büyüğünden bir yumru oturdu.
Hayvan herif!

Kahvaltı bile yapmadan eğitim yaptıracaktı. Bugün yapmayacak olmamıza rağmen.
"Hadi beyler acele edin. Zaten sinirli." Hasan'ın uyarısıyla harekete geçtik. Ve 10 dk içinde hazır bir şekilde eğitim alanında sıraya girmiştik.
"Rahat!"
"Hazır ol!"

"Demek bugün Caner'in doğum günü! O zaman hep beraber kutlayalım ha ne dersiniz!"

Herkeste gözlerini gezlerini gezdirip en son benim üzerimde durdu. Ve alayla karışık öfkeyle bakmaya başladı.

Aklından neler geçiyordu, kestiremiyordum.
"Caner! Gel buraya!"

Yanına ilerleyip esas duruşa geçtim.

"Caner... Yat yere Caner."

Yere yatıp şınav pozisyonu aldım bu sırada arkadaşlarım bana hüzünle bakıyorlardı.

"Kaç yaşına girdin Caner?"
Bilmesine rağmen sormasını garipsedim fakat cevapladım:
"20! Komutanım!"

"Hala bebeksin demek. Başla bakalım yaşın kadar şınav çekmeye."

Ne tür birşey planlıyordu anlamıyordum .
20 tane şınavı çekip doğrulacağım sırada sırtımda hissettiğim sert postal baskısıyla bir an nefesim kesildi.
"Nereye Caner? Daha 1 yaşına yeni girdin. Devam et!"
Sesimi çıkarmayıp şınav çekmeye devam ettim.
Ama sırtıma ayağıyla basması hem gururumu kırıyordu hem de işimi zorlaştırıyordu.
Ben bunu hakedecek bir şey yapmamıştım.
Hala sırtımda ağır postalıyla şınav çekerken gözümden bir damla yaş yuvarlanıp kuru toprağa düştü.

:::::::

200 tane şınav çekmiş hem kollarım ağrımış hem gururum ve kalbim paramparça olmuştu.
Doğum günümü kutlamasını geçtim hatırlarsa bile mutlu olacakken bana bunu yapması..sırf kıskançlığından , takıntılığından dolayı.

"Bu kadar yeter! Dağılın şimdi. Kendinize gelin nerde olduğunuzu unutmayın!"

Arkadaşlarım bana üzgün ve acı dolu bakışlar atarak eğitim alanından çıktı. Ben ise hala yerde oturuyordum ,göz yaşlarım bir bir yanaklarımdan dökülüyordu.

"Hadi kalk bebeğim."

Herkes dağıldığı zaman bana eğilerek elini uzattı. Kafamı kaldırıp yüzüne baktım iğrentiyle ve öfkeyle:
"Rahat bırak beni! Senden nefret ediyorum!"

Artık patlama noktama gelmiş ve içimi dökmüştüm az da olsa.

Anında bakışları sertleşti . Elini geri çekip yüzünü sertçe sıvazlayıp aniden öne atılarak koluma yapışıp sertçe ayağa kalırdı.

Çevresine bakındı. O sırada kardeşi Altan Üsteğmen bizi görmüş bize doğru yaklaşıyordu. Kardeşine sert bakışlar yollayıp beni de sürükleyerek odasına doğru adımladı.

Giderken Altan Üsteğmen'in gözlerine baktım bana yardım et der gibi ama sadece dudaklarını birbirine bastırıp kafasını çevirdi.

Sadece hıçkırık seslerim ve onun sert soluk alıp verme sesleri duyuluyordu.

Kapıyı açıp odasına itti beni. Arkamdan girerek kapıyı kilitleyip anahtarı masasına rastgele attı.

O sırada gözüm masasının üstündeki iki kutuya çarptı. Pastane damgası vardı bir kutunun üzerinde. Artık ne diyeceğime nasıl tepki vereceğime karar veremiyordum.

" Bebeğim. Biz ne konuşmuştuk!"
Ağır ve sert adımlar atarak üzerime yürüyordu. Bende geri geri kaçıyordum. Konuşacak gücü kendimde bulabildiğimde. Artık zamanının geldiğine inanarak onun aniden durmasına neden olan şeyi söyledim:

"Ben ayrılmak istiyorum!"


————-///————-

Haydi sağlıcakla🫰🏻

ASKERİM - GAYHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin