20. Bölüm

163K 8.6K 951
                                    

"Küçük hanım, yine karşılaştık." Ferhat Bey'e bakarken korkudan nefes alamıyordum. Ben bu adamın ofisine zorla girmiştim, onu bayıltmıştım, kasasındaki gizli belgeleri çalmıştım, esir tuttuğu çocuğun kaçırılmasına ön ayak olmuştum. Karşımda kin ve nefret dolu tehlikeli bir insan görmek istiyorsam, bundan iyisini bulamazdım. Kalbim tekliyordu. Adam suratında çarpık bir gülümsemeyle bana bakıyordu. Elindeki çakıyı dalga geçer gibi döndürüp duruyordu. En sonunda çakıyı beni gösterecek şekilde tuttu.

Dar ve karanlık ara sokakta, sokak lambasının ışığı altında sadece ikimiz duruyorduk, bu yüzden arkasında olduğunu fark ettiğim insanların yüzünü göremiyordum. Sonunda arkasını dönüp birisine seslendi. Topukluların içimde yükselen tıkırtısı duyuldu ve bir kız ışığın altına geldi. Benden bir-iki yaş büyük olan kızı bir yerlerden gözüm ısırsa da kim olduğunu tam anlamıyla çıkartamamıştım.

Ferhat, "Hiç şüphe kalmasın. Seni bayıltan kız bu mu?" diyerek kıza çakısıyla beni işaret etti. Anlamıştım, tanımıştım. Bu o kızdı, adamın ofisine girmek için bayıltıp üniformasını çaldığım Ferhat Bey'in fahişesi. Adam kıza dönüp baktı. Kız ise adamın elindeki çakıya baktı. Tereddüt ettiğini görebiliyordum, bana zarar vereceklerini, hatta öldüreceklerini anlamıştı ve vicdanı el vermiyordu. Onun bu küçük tereddüdünün yarattığı dikkat dağınıklığından yararlanarak kaçabileceğimi düşündüm. Hemen harekete geçmem gerekiyordu.

Sessizce geriledim ama tam arkamı dönüp koşmaya başladığım sırada birisi kolumdan yakalayıp beni geri çekti. Kollarımı sıkıca tutup, gerçekten acı hissettirerek arkama doğru büktüğünde istemsizce inledim. Beni çok sıkı tutan cüsseli adam, bağırtılarıma ve direnmeme rağmen sürükleyerek Ferhat'ın önüne geri getirdi. Ferhat inanılmaz hiddetlenmişti, derisinin altından zehir akıyormuş gibi suratı yeşilleşmiş, normalde olduğundan daha da çirkinleşmişti. Bana doğru hızlı adımlarla geldi ve elini havaya kaldırıp suratıma sert bir tokat attı.

"Ahh." Acıyla inledim. Beni tutan adamın gücü olmasa çoktan yere düşmüştüm bile. Ferhat elini ovuşturuyordu, o kadar sert vurmuştu ki kendi eli dahi acımış olmalıydı. Derim sızlıyordu, yanıyordu, parmaklarının izi çıktığına emindim. Gözlerim dolmuştu, gözyaşlarım yanaklarımdan aşağı akmak için gözlerimi zorluyordu, ama onlara ben izin vermiyordum.

Bir anda Ferhat hemen yanında duran kızı tutup zorla önünde diz çöktürdü. Ne yapmaya çalıştığını anlamamıştım. Kızı boynundan tuttu, kollarını esnetti ve sonra da boynunu hızla sağa kırıp onu öldürdü. Boynundan çıkan korkunç kütürdemeden hemen sonra oyuncak bebek gibi yere yığılan kıza bakarken gözlerim kocaman açıldı.

"Bunun gereği yok," dedi adam soğukça ve kızın yerdeki bedenini ayağıyla çöpü iter gibi kenara ittirdi.

İşte, tutmaya çalıştığım gözyaşlarımın hepsi o anda gözlerimden aşağı döküldü. İlk defa birisinin öldüğünü görüyordum. Önceden düşündüğümde birinin ölmesinin beni bu kadar etkileyeceğini sanmazdım ama gerçekten kızın hayatının sonlandığını fark etmek suratıma ikinci bir tokat gibi inmişti. Ölmüştü. Ama hayalleri vardı, belki bir yerlerde onu bekleyen ailesi, onu merak edecek arkadaşları vardı. Sadece yanlış yola düşmüş bir genç kızdı, böyle ölmeyi hak edecek ve cansız bedenine bile saygı gösterilmeyecek bir çöp parçası değildi.

"Zır zır ağlama. Seni de onun yanına koyacağım," dedi Ferhat bana sertçe. Yanındaki adamlardan birisine işaret etti, adam da koşarak gidip silahını Ferhat'a verdi. Ferhat silahını hazırlarken az sonra öleceğimi düşünmek bacaklarımın tutmamasına sebep oluyordu. Poyraz'ı düşündüm, masada oturmuş, her şeyden habersizce beni bekliyor olmalıydı. Belki de garsonlardan birini beni araması için lavaboya göndermişti. Mavi gözleri endişeyle odayı tarıyor olmalıydı. Onu hayal kırıklığına uğratmış gibi hissediyordum.

DEVRİM- Erkek Lisesinde Tek KızHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin