"Hinata–san haklıydı. bu adam sana yürümüyor, koşuyor."
kulağımın içinden gelen ses gülmek istememe sebep olmuştu. bunu Hina veya Kaku dediğinde dalga geçiyorlarmış gibi geldiği için sinirleniyordum ama Chifuyu'nun söylemesi işleri komik hale getiriyordu. yine de bunu bir kenara bırakırsam.. ne olmuştu bu adama bir günde böyle? dünkü hâlinden eser yoktu. kafasındaki kara bulutların dağılmasıyla eski hâline dönmüştü sanki ama o halinden de farklı bir şeyler vardı. hangisi gerçek Hajime'ydi? hepsi mi yoksa hiçbiri mi? ya da hangi maskeyi takıyordu şu an karşımda? sözlerinde, hareketlerinde samimiyet kadar samimiyetsizlik de vardı. belki de şu an onun için hem iş hem de aşk anlamında kullanılan biriydim. bu adam.. kesinlikle işini çok iyi biliyordu. samimiyeti kadar barındırdığı samimiyetsizliği onu her işte kullanılabilen, güvenilir biri yapıyordu. bu özelliği maharetini artırıyor, her ne kadar problem çıkarırsa çıkarsın, bırakılmamasını sağlıyordu. zekice ve nadir bir özellikti ama şu da vardı ki.. tek değildi. bu yüzden hareketlerini analiz edebiliyordum.
kısa süreli incelememi bitirdikten sonra sözleriyle beraber onu takip edip yanına oturdum. hareketlerinin dünküne göre farklı olması beni şaşırtmıyor desem yalan olurdu ama yine de o kadar değildi ve herhangi bir şekilde bozuntuya vermeye niyetli değildim. şu anlık yapmam gereken tek şey onu takip etmem ve söyleyeceklerini dinleyip buradaki işimi bitirmekti. belki şu Akane meselesini de öğrenebilirdim. onun için güvenilir bir insan olmam gerekiyordu bu yüzden etrafındakilerden farklı bir karaktere bürünmem gerekiyordu. her anı oyunculukla geçen bu adamın bile inanması gerekiyordu bana. kulağa zalimce geliyor olabilirdi ama görevim için yapmam gereken şey buydu. Gözlerimin içine içine gözlerinden fışkıran kalplerle bakan adam için yapabileceğim tek şey, rüyasını güzelleştirecek kişi olmaktı. insanın ölmeden önceki son dileğini gerçekleştirmek gibi.
o zaten bir telafi öpücüğüydü bu yüzden sorun–
"has.. oha!"
yüzüme bir anda yaklaşıp durduğunda birkaç saniye dondum. sözlerini algılayabilidiğimde kendime anca geldim. neyin var senin Hajime? sen.. neye meydan okuyorsun? Kime neyi kanıtlamaya çalışıyorsun. cesurca bir hareketti, kabul ediyorum. ama istediğini vermeye niyetli değilim. gülümsememi yüzüme yeniden yerleştirdiğimde gözleri dudaklarıma kaymıştı. sakince elimi çenesine koyup hafifçe kaldırdım. başımı biraz kaldırıp burnunun ucuna ufak bir öpücük kondurdum. titremişti. vücudunun titrediğini hissettim. istemsizce ben de titredim. tamamen doğaçlama gitmek işe yarıyordu ama.. ama kısmını düşünmeyeceğim.
Hajime–san bana çok özel bakıyor. bu yüzden düşündüm ki onun için özel olmalıyım. ama bunu hemen yapamam. önce Hajime–san'ın bana güvenmesini istiyorum.
saçlarını parmaklarımın arasında nazikçe oynarken gözlerini yeni açmıştı. bir şey söylemeden gözlerini tekrar kapatıp başını elime yaslamış öylece durmuştu bir süre. sen.. neden böylesin Kokonoi? sen.. kimseye kendini sevdirmedin mi? bunu yapmadığına eminim. insanlara güvenin sarsıldığı zamandan beri sen onları sadece kullanılacak eşyalar gibi görüyorsun. tıpkı sana yaptıkları gibi. bunu biliyorum.. dün gözlerinde gördüm.. peki şimdi ne değişti? neden benden böylesine sevgi bekliyorsun? öyle ki sanki elinde kanlar olmasa senin sığınağın olacağım.. gerçek sen her nasılsa.. onunla tanışmak isterdim. beni daldığım düşüncelerden çıkaran Chifuyu'nun sert nefes sesiydi. kulağımdaki Chifuyu'nun nefesini tutup film izler gibi izlediğini tahmin edebiliyordum. neyse ki şu anın sevindirici yanı yanımda Kaku ve Hina'nın gelmemiş olmasıydı. eğer onlar da gelmiş olsaydı, en az 3 yıl dillerinden kurtulamazdım.
Hajime–san.
Gözlerini açması için ona seslendiğimde bir kabustan uyanmış gibi irkilerek başını kaldırmış ve yanlışlıkla masanın üzerindeki kırmızı şarabı devirmişti. neyse ki hızlı reflexim sayesinde masadan uzaklaşarak üzerime gelmesini engelledim. kendi üzerime gelmesinden kurtulsam da onun üzerine çoktan dökülmüştü. kaçmaya çalışsa da beyaz gömleği çoktan ceketiyle aynı renge dönmüştü. daha sonra üzerini değiştireceğini söyleyerek yukarıya çıkmıştı. Değerlendirmem için güzel bir fırsattı.
"Inui–san, Nahoya dinleme cihazını yerleştirmeni söylüyor."
ben ne yapıyorum acaba chifuyu..?
"meşgul görünüyordun.. hatırlatmak istedim."
Chifuyu, bunları senden başka birinden duyarsam senin gözlerini oyarım, bir daha gözcülük yapamazsın.
"merak etme Inui–san, ben üstlerine çok saygılı bir kouhaiyim."
bir şey sezdin mi?
"evet, bir şeyler garip. dikkatli ol. çıkma zamanımız geldiğinde sana haber vereceğim Inui–san. şimdilik iletişimi kapatıyorum."
duyduğum ayak sesleri yüzünden konuşmak yerine onaylama işareti yaptım. dinleme cihazlarından birini masanın altına diğerini de duvardaki tablonun arkasına koymuştum. daha sonrasında Hajime'nin yanına ilerledim. az önceki haline göre kendini oldukça toparlamıştı. daha sakin duruyordu. bu beni de biraz daha sakinleştirdi ve gülümsedim. üzerine bu sefer rengi benimkine benzeyen mavi bir ceket, aynı renk bir yelek ve kravat ve beyaz bir gömlek giymişti. boyu çok uzun olmasa da kesinlikle güzel bir fiziği vardı. başkasında o kadar da iyi durmayacak bu kıyafetler ona fazlasıyla uyuyordu.
Hajime–san, sana sormak istediğim bir şey var.
beklentiyle bakan gözleri ve yüzündeki hafif gülümsemeyi gördüğümde sözlerime devam ettim.
sana geçen sefer yanlışlıkla söylemiştim ama bunu söylemeye devam etmek istediğimi hissettim. sana, Koko diyebilir miyim?
-Keyifli okumalar!

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Glowing in the Dark | Kokonui.
Teen FictionInupi dedi Hajime, o soğuk ve kan donduran sesiyle ; iyi bir yol seçmişsin.