Peki, neden kabûslar peşimi bırakmıyordu? Neden gittiğim her yerde onlarda olmak zorundaydı? Ne zaman gözümü kapatsam hep Aras vardı. Onun gidişi benim kalbimi söküp parçalamıştı ve geriye ellerimde sadece kalbimin parçaları vardı. Bir cam parçaları gibi kalbimin parçaları her yerimi kesip kanatmıştı ve o iyileştirmeye çalıştığım yaraları daha da kötüleştirmişti. O gittikten sonra bazı şeyleri öğrendim. Akıllı düşünmeyi öğrendim, kalbime söz geçirmemeyi ve kimse için ağlamamam gerektiğini öğrendim. O bana çok şey öğretti, gidişi belki çok acıydı ama gidişinin faydaları çok büyüktü. Yaraların hiçbirine iyi gelmemişti ama yaraların iyileşmeye bir adım atmasını sağladı. Ama her şey öylece kaldı, zaman öylece durdu. Yaralar iyileşmedi, iyileşmeye adım dahi atmadı. Yaralar taze kaldı ve geriye yaralar değil, kırgın bir kalbin parçaları da kaldı. Sadece acı değil, korku ve travmalar da kaldı. Kabûslar ve rüyalar kaldı. Kısacası hiçbir şey değişmedi. Yaralar hâlâ tazeydi. Acılar hâlâ tazeydi. Kalp kırıktı ve parçaları elimdeydi.
"Yeşil sana çok yakışıyor!" Boğulur gibi bir sesle kabûsumda sevdiğim çocuğun söylediklerini tekrarlayarak uyanmıştım. Tek hatırladığım şey, en son bir asansöre doğru koşuyorduk. Birden başım dönmüştü ve yere yığılmıştım. Peki, şimdi burası neresiydi?
"Gülçin! İyi misin?" Dilara'nın endişeli sesiyle birden onun olduğu tarafa döndüm ve gözlerimi ovuşturarak; "Burası neresi?" dedim.
"Zemin kattayız. Asansör zemin kata iniyordu. Sen burada uyurken Asya ve Eren etrafı biraz gezdiler ve yukarı çıkmamıza gerek kalmadan diğer asansörlere geçebileceğimizi öğrendik." Henüz Dilara'nın söylediklerini pek idrak edemesem bile sanırsam ki iyi şeyler söylüyordu. "Çok yorgun hissediyorum, sebebi neydi?" dedim ve tepkisizce tepemde dikilen Dilara'ya elimi uzattım; "Kaldırır mısın?"
ayağa kalktığımda biraz daha iyi gibiydim. Bayılma sebebimi ben de bilmesem de buna çok aldırış etmedim çünkü çok koştuğumda bu olabilecek en muhtemel durumlardan biriydi. "Şimdi Asya ve Eren neredeler peki?" sorduğum soru üzerine Dilara sanki bir şey arar gibi etrafına bakındı fakat hiçbir şey göremediğinde bakışlarını tekrar bana yöneltti, "Birazdan gelirler. Diğer asansörleri arıyorlar." Tabii, benim gibi zeki ve mantıklı düşünen biri olmayınca iki saat boyunca çingene gibi ararsınız asansör müdür nedir her neyse.10 dakika sonra
Çok geçmeden Asya ve Eren geldiklerinde nihayet alışveriş merkezinden çıkıp ardında bataklık bulunan bu garip duvara gelmiştik. Asıl zor olan kısım burasıydı. Duvara tırmanış kolay olmayacaktı. Duvarın kenarlarına tuğlalar sabitlenmişti ve içi örümcekten geçinmiyordu. Örümcekleriniz batsın! Ne bu örümcek sevdası anlamıyorum yemin ederim. Şahsen açık konuşacaksak ben örümcek olsam bu ülkede durmazdım. Amerika gibi yerlere lüks bir örümcek yaşamı sürmek için giderdim fakat örümcekler Amerika'da da tükeniyor. En iyisi Çin'e gideyim diyeceğim orada da insanlar örümcekleri yiyorlar. En iyisinin de iyisi örümcek sezonunun yaşandığı Avustralya'ya gideyim. Mis gibi bir örümceğim valla bir de pembe olsam çok şeker olacağım vallahi! Hangi renk olduğumu bilmiyorum ama kesin siyah falanımdır da diğer örümcek arkadaşlarım benimle kara fatma diye dalga geçiyorlardır. Özellikle de ayaksız bacaksız kürdan kollu Arda! Kürdandan kolları var diyeceğim ama gerçekten kürdandan kolları olan örümceklere yazık olacak."Şimdi.. geldik mi olayın en kötü kısmına?"
"Sayende geldik." Eren'in salakça tavırları sinirimi bozmaya yetmişti. Bataklıklar örümcek kaynamasa Eren'i buraya gömerdim.
"Başka yol mu var Eren gerizekalısı!" Biz bunu burada bırakamıyor muyuz? Neredesin serbiyan teyze, gel buraya torunun geldi!
"Eren, madem laf söyleyecektin niye geldin bizimle?"
Dimi dimi, Dilara çok haklı. Bu kıza gönülden hak veriyorum.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Sevmiş Gibi
Adventure''Sana nasıl baktığını gördün mü?'' ''Görmedim, nasıl bakıyordu nefret edermiş gibi mi?'' ''Hayır.'' ''Nasıl o zaman?'' ''Sevmiş gibi...''