5. BÖLÜM: Hayâl mi Gerçek mi?

2 0 0
                                    

İlahi Bakış Açısı
Kimse bu hissi bilmiyordu. Bu gruptaki kimse aşk hissini tatmamıştı ve mahvolmayı bilmiyordu. Aşık oldular, sevdiler ama sevilmeyi bilmediler. Onlar hep böyleydi. Hep böyle olacaktı. Hep kırgındılar, hep birbirlerinin yaralarını sarmaya çalıştılar. Şimdi ise boşlukta, öylece duruyorlar. Şimdi kimse onları anlamıyor. Kimse attığı çığlıkları duymuyor. İntikam ateşiyle yanıp tutuşan bu dörtlü şimdi gerçekten mahvoldu. Kimse çığlıkları duymuyor, kimse yardım etmiyor. Kimse paramparça olmuş kalplerine yara bandı yapıştırmıyor çünkü kimse onları umursamıyor. Onlar tekler, tek olacaklar, hep tektiler.

Şimdi Asya, vurulmuş kanarken, tek yapabildiği şey kanlı ellerine bakmak olmuştu. Son kez bir şarkı mırıldanmıştı ve belki de sonsuz bir uykuya dalmıştı.
Şimdi Gülçin, başına sert bir darbe almış baygın bir şekilde depoda yatarken, yapabildiği tek şey başından süzülen kan ile beraber loş ışığın parlattığı o depo duvarlarını izlemekti. Şimdi Dilara, hiç anlamadığı bir anda kim olduğunu bilmediği biri tarafından kaçırılırken reflekslerini kullandı ve bunu yapan kişiyi bıçaklamaya kalkıştı diye kendisi bıçaklandığında yapabildiği tek şey bedenindeki bıçağı çıkarmaya çalışmak oldu. Şimdi üçü de bir depoda yatıyorlardı. Üçü de sessizdi, Gülçin gülümsüyordu. Dilara uyuyor, Asya ise duvara dayanmış boş boş etrafa bakıyordu. Uyku ile uyanıklık arasındaydı. Şu ana kadar ölmesi gerekirken, Asya yaşıyordu. Vurulmasının üzerinden 16 dakika geçmişti. Hâlâ yaşıyordu ve vurulmasına rağmen hiçbir şey hissetmiyordu. Belki de gerçekten vurulmamıştı, kim bilir?

"Günaydın ve loş dünya, ne büyük armağan..." Gülçin'in sessizce söyledikleri Asya'nın ona bakmasına neden olmuştu. "Hahaha! Bir şey diyeyim mi? Gerçekten acı hissetmiyorum ama her yerim çok ağrıyor." Asya'nın gülerek söyledikleri üzerine Gülçin ona ters ters baktı. "Vuruldun mu bilmiyorum ama kanlısın." Asya gözlerini irice açtı ve karnına baktı. "Kanlıyım!" diye haykırarak doğrulmaya çalıştı. "Kalkmayı deneme, yaralısın ya."
"Yaralı mıyım? Yardım edin! Ölüyorum."
Gülçin gözlerini devirdi ve Asya'ya garip bir ima ile baktı. "Yaralı olduğunu yeni mi farkettin? 16 dakika 35 saniye 98 salisedir yaralısın ve ölmedin. Şükretmelisin. Ha bu arada, bu bakışa side eye derler aslanım." dedi ve nasıl baktığını göstermek için işaret parmağıyla gözlerini gösterdi.

Asya güldü ve birden yerinde kaskatı kesildi.
"D-Dilara?" dedi ve irice açtığı gözleriyle Gülçin'e baktı. Gülçin ise sanki bu şey yeni aklına gelmiş gibi korkunç bir ifadeyle Asya'ya baktı. "Dilara..." diye mırıldandı ve "En son bıçaklandığını görebildim!" diye bağırdı. Gülçin hızlıca doğruldu ve üzerindeki hırkayı çıkardı. Hırkanın cebinden bir bıçak çıkardı ve hırkadan bir tutam kumaş kesti. Kumaşın bir kısmı ile başındaki kanları silerken bir kısmı ileyse başını sardı ve deponun içinde koşturdu. "Dilara burada olmalı!" diye bağırıp etrafta koşturuyordu. En sonunda eski bir lavabonun kapısını açtı ve gördüğü manzara ile dehşete uğradı. "D-Dilara?"
Dilara bu lavabodaki klozetin üstünde, bir eli karnında oturuyordu ve klozetin kenarlarından kanlar süzülüyordu. Dehşet içinde kalan kız çığlık attı ve Dilara'yı kucaklayarak rutubet kokan bu yerden çıkardı. "Asya!" diye haykırarak kucağındaki Dilara'yı Asya'ya doğru götürdü. Hırkasının kol kısmından sıkı ve lastikli bir kumaş kesip Dilara'nın hâlâ kanamakta olan karnına bu lastikli kumaşı bağladı. Kızın kanaması az da olsa durmuştu. Asya ve Gülçin rahat bir nefes aldı.

"Ona bunu kim yaptı?" diye söylendi Asya.
"Bilmiyorum! Bizi buraya kim getirdi, neden buradayız? Dur..." asıl şimdi gerçek başına vurmuştu, Gülçin'de kafasına sert bir darbe almış, Asya ise vurulmuştu. "Sen..." dedi Gülçin ve Asya'ya doğru başını çevirdi, Gülçin'in delici bakışları Asya'nın bacağını bulduğunda Asya kaşlarını çattı ve bacağına baktı. Gülçin fısıltıyla,"vurulmuşsun!" dedi.
Asya irice açtığı gözleriyle Gülçin'e "vuruldumk..." diye karşılık verdi. Şimdi bu iki kızın ortalarında tek bir kız yatıyordu, kanlar içindeydi...

Yarım saat sonra
Sonunda Koray, kızların yanına ulaşabilmişti. Gelirken polisi de aramayı düşünmüştü fakat annesinin evde olmadığı ve karakol işleriyle uğraşmak istemediği için bunu yapmayı reddetti. Arkadaşlarını alıp buradan çıkacağını tahmin ediyordu fakat işler sanıldığı gibi değildi. Bir saat boyunca parkta dolaştı ve sesini duyurmaya çalıştı fakat Gülçin'in başındaki kanama gitgide daha kötüleşiyordu ve oradaki yarık artık dikişlik hâle gelmişti. Bu yüzden sesini duyurmakta, hareket etmekte oldukça zorlanıyordu. Asya bağırıyordu fakat hareket edemediği için çok arka planda kalıyordu ve sesi dışarıdan duyulmuyordu. Duvarlar sesi soğuran maddelerden yapıldığı için yüksek ses çabukça hapsediliyordu.

"Gülçin..." diyebildi Asya, acısı yüzünden derin derin nefesler alıp nefes nefese kalırken. "Acaba Aras seni bu hâlde görseydi, ne yapardı?"
Gülçin güldü fakat bu gülüş çok burukçaydı, "Büyük ihtimalle yüzüme bile bakmazdı, yanımdan geçip giderdi." dedi kırgın ve boğuk bir sesle. O anda Gülçin'in gözünden yanağına doğru bir gözyaşı süzüldü, yavaşça dudaklarının üstünden geçti ve boynuna varmadan çenesinden yere doğru düştü.
"Neden ağlıyorsun?" diye sordu Asya, "Hâlâ dönmesini bekliyorsun değil mi?"
Gülçin sadece başını sallamakla yetindi.
"Maalesef, dönmesi kolay değil." dedi ve devam etti Gülçin, "Belki de aylar önce, aylar önce dediğim yedi veya sekiz ay önce... çok mutluyduk. Bir anda öylece gitmesini ne ben beklerdim, ne de o. Belki o beklerdi, belki gitmeyi bekliyordu. Keşke... gitmeseydi. Keşke... dönse..." dedi ve daha fazla dayanamayarak sessizce içten içe ağlamaya başladı. "Bu zamana kadar iki kişiyi sevdim. O üçüncüydü..." derin bir iç çekti, "diğer sevdiğim iki kişiyi, onu sevdiğim kadar sevmedim hiç. Onlar için hiç ağlamadım. O bana çok farklı hissettirdi. Aras ile küstüğümüz, arkadaşlığımızı bitirdiğimiz zamanlar, ondan vazgeçtiğimi sanmıştım. Onu artık sevmediğimi düşünmüştüm... Ama haftalar geçti, aylar geçti ve unutamadığımı farkettim. Aklımdaydı, hep aklımdaydı ki, hiç aklımdan çıkmamıştı." gülümsedi. "Sırf onu unutabilmek için dershanemden birini sevdim. Ama belli ki, sadece kendimi kandırmışım." Asya bunu duymanın verdiği şok ile gözlerini irice açmış Gülçin'e bakıyordu.
"Gerçekten bunu yaptın mı?" diye sordu Asya.
Gülçin güldü, "Onu unutmak için seve seve yaptım,"
gülümsemesi bir anda soldu "hayır seve seve yapamadım,"
Asya derin bir iç çekti "Ölecek miyiz?"
"Öylecek miyiz?" dedi Gülçin,
"Ne?"
"Ne ne?"
"Öylecek miyiz ne demek?"
"Öylece kalanlar."
Asya kaşlarını çattı, Gülçin'e anlamamış gibi bakıyordu. "Biz öylece mi kaldık?"
Gülçin Asya'ya ters ters baktı. "Sence bir Allah'ın kulu bizi kurtarmaya geliyor mu? Koray desen ortada yoktur kesin. Burada olsa bile bulunmamız imkansız."
Asya güldü ve göz kırptı, "Demek ki öyleceğiz."
Gülçin de aynı şekilde güldü, göz kırptı ve tokalaştılar.
"Gülçin... sanırım unuttuğumuz biri var."
"Kim?"
"Dilara," dedi, gözlerindeki endişe çok çabuk belli oluyordu. "yerde yatıyor, iyi mi?"
Gülçin eğildi ve yerde yatan zavallı kızın nabzını kontrol etti. Derin bir iç çektikten sonra arkadaşına dönüp "İyi, bir şeyi yok. Onun bıçaklandığına emin misin?" diye sordu.
Asya kaşlarını çattı ve biraz düşündü. Ardından, "Eminim." dedi. Kafasından binlerce düşünce geçiyordu. Titreyen sesiyle "Emin değilim..." diyebildi son kez...

....

Sevmiş GibiHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin