Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
4.Bölüm ''Nişan''
Yelda ve Feriha kendilerini kaptırmış alışveriş yaparken Cihangir sıkıntıdan ayağını yere vurarak bekliyordu. Ahu'nun bezmiş halini görünce kolundan tutup kendine doğru çekti.
"Ahu, hadi gel biz kaçalım buradan çok bunaldım. Sıcak zaten bir de kavga ediyorlar arada fenalık bastı. Sıla idare eder buraları. Değil mi kız?" Koluyla sol tarafında duran Sıla'yı dürttü.
"Efendim enişte."
"İdare et bizi, kaçıyoruz."
Kız başını sallayıp elindeki telefonla oynamaya devam etti.
"Ya tamam yürüyorum. Off, ayıp olacak Yelda Teyzeye."
"Bir şey olmaz yavrum, yürü sen."
Ahu pes edip Cihangir'in kavradığı kolunu kurtarıp elini tuttu. Cihangir dönüp bakınca omuz silkti.
"Tutuklamaya mı götürüyorsun polis gibi yapışmışsın koluma." Dedi sanki tutmak istemiyor da sebebi buymuş gibi.
Cihangir gülerek başını iki yana salladı. "Böyle bir hoşuma gidiyorsun ki sorma."
Çay bahçesine girip havuzun yanında bir masaya oturdular. Cihangir gelen garsona dert yanar gibi sipariş verdi.
"Kardeş, sen bize iki dürüm söyle iki de ayran. Bir de onlar gelene kadar bize soğuk bir şeyler."
"Ne içersiniz abi, seçenek çok bizde."
Ahu karadut deyince Cihangir de başını salladı onaylayarak.
Garson not aldı, başını sallayıp yanlarından uzaklaştı. Ahu'ya dönüp bakınca itiraz edecek yüz ifadesi ile konuşacakken bertaraf etti. "Yemem falan yok. Dün de aynı muhabbet döndü. Tansiyonun yerlere indi, yüreğimi ağzıma getirdin. Sabah kahvaltı da ettin mi Allah bilir? Benim cinlerimi tepeme çıkarma. İki lokma yiyeceksin ondan bir şey olmaz."
"Ya nişana kalmış iki üç gün nasıl olacak sonra aldığımız o elbise?"
"Sorunumuz bu mu gider değiştiririz mağaza orada duruyor."
"Zaten hep dalga geçiyorlar benimle bir de bunu duysunlar, 'Ahu nişanlığının bir beden büyüğünü almış' diye." Ahu diline geleni çok kolay söylese de içindeki kırılmış kız çocuğu daha da köşesine siniyordu.
Cihangir sıkıntıyla iç çekti. Kızın gözlerindeki hüznün sebebini anlayabiliyordu artık. Özgüveni yerle bir edildiği için kendine hiçbir şeyide layık göremiyordu. Bunu o elbiseyi alırken elli kere "Oldu mu?" Diye sormasından anlayabiliyordu zaten.