SUPİ YOUTUBE YILDIZI

14 2 0
                                    


Gözlerime inanamıyordum. Supi Youtube yıldızı olmuş, bir şarkı çıkarmıştı. Youtube'da tam iki yüz elli milyon tıklanmış, parayı vurmuştu. Kafasında yana doğru kaydırdığı kepi, üstünde upuzun bir tişört, boynunda dolar simgesi olan kocaman bir kolye, altında kocaman bir pantolon, çıkmış şarkı söylüyordu. Bir milyondan fazla beğeni almıştı. Bunların hepsi bir şaka mıydı? Gerçek olabilir miydi bunların hepsi? Uzaylılar beni kaçırıp, üstümde deney falan mı yapıyorlardı yoksa? Belki de CIA beni kaçırdı, zihnimi ele geçirecek bir makineye bağladılar, şu an gördüğüm yaşadığım her şey bir kurmaca ve ben bir deneyin parçasıyım. Olabilir miydi bu? Kafamı salladım, ne saçmalıyordum ben. İşte aynı ev, aynı televizyon, aynı ben; bir eksikle...

Aslında vücutta yaşamsal bir işlevi olmayan bir organ, nasıl da diğer organların tamamından daha büyük bir önem arz ediyordu bir erkek için, çok ilginçti gerçekten. Neyse, felsefe yapmanın ne yeri, ne de zamanıydı. Bir iz bulmuştum. Ama ona nasıl ulaşacağıma dair bir fikrim yoktu. Neyse ki birkaç gün içinde bu fırsat kendi ayaklarıyla gelip, kucağıma düştü. Supi'nin konser vereceğini öğrenmiştim. Ama şehir dışındaydı ve biletler de oldukça pahalıydı. Dünyada, kendi penisini bilet alıp izlemeye giden tek insan benimdir herhalde. Bütün sosyal medya, yüzünü göstermeyen, yalpalayarak yürüyen Supi'yi konuşuyordu. Kızların hepsi hayrandı ona. Hatta bu konserde yüzünü gösterecek mi göstermeyecek mi tartışmaları almış yürümüştü. Pantolonumun içindeyken kimsenin dönüp bakmadığı Supi, değere binmişti. Biletler hızla tükeniyordu ve vakit kaybetmeden bir tane almak zorundaydım. Beş yüz lira bayıldım bilete. Ama son kalanlardan almayı başarmıştım. Yarın akşam yola çıkmam gerekiyordu.

Ertesi günün akşamına doğru yola çıkmış, altı saat yol çekmiştim. Onu nasıl yakalayacağıma dair en küçük fikrim yoktu hâlâ. Geçen sefer küçülerek beni oyuna getirmişti. Bu kez daha uyanık olacak, üstüne atlamayacaktım. Elimden kurtulamayacaktı bu kez.

Otobüsten indiğimde, terminalde yattım birkaç saat. Az olan paramı idareli kullanmalıydım. Pansiyon şu an için lükstü. Uyandığımda gün boyu şehirde dolaştım durdum. Konser vakti artık yaklaşmıştı, birazdan elimde olacaktı Supi.

Konser alanına geldiğimde, alan yavaş yavaş dolmaya başlamış, birkaç yüz kişi toplanmıştı bile. Ben de aralarındaydım. Sonra sahnenin arkasındaki yere bir lüks arabanın yaklaştığını gördüm, bu Supi olmalıydı. Gazeteciler etrafını çevirmişti. Birkaç dakika sonra, uzaktan gördüğüm kadarıyla Supi kulise giriyordu. Fare kapana kısılmıştı. Bu sefer kaçacak yeri de yoktu. Hemen vakit kaybetmeden, kulise seğirttim. Kapıya doğru sinsice yaklaştım. O da ne, iki tane yarma gibi koruma kapıda duruyordu. Birinin göz hizasından aşağıya kadar yara izi vardı. Bu haliyle tam bir frankeştayna benziyordu. Tanrı belasını versin, bunlar hiç hesapta yoktu... Sakin olmalıydım. Hiçbir şey olmamış gibi içeri doğru yürümeyi deneyebilirdim. Bunu yapmaya karar verdim. Saatime bakarak ve söylene söylene içeri doğru yürüdüm. Bu organizasyonu düzenleyenlerden biri gibi davranmak en iyisiydi. Bu şekilde damsız alınmayan barlara, diskolara girdiğim çok olmuştu vakti zamanında. Tam içeri bir ayağımı atmıştım ki, iki taraftan iki kocaman el göğsüme dokunuverdi. Öylece kalakaldım. "İçeri girmek yasak" dedi biri. Bir an şok olmuştum ama çabuk toparladım. 'Siz benim kim olduğumu biliyor musunuz?'diye sordum. Birbirlerine bakıp bir ağızdan, "Hayır" dediler. Lanet olsun, böyle planlamamıştım."Ben Supi'nin yakın akrabasıyım" dedim. "Bekle" dedi öteki. Ha ha, yedirmiştim galiba. Sonra içeri gitti... Geldiğinde, "Supi Bey misafir kabul etmiyor, üçe kadar sayıp buradan toz olmanı rica ediyoruz" dedi öteki, "Üç dediğimizde olacaklardan biz sorumlu olmayız" diye ekledi diğeri. Lanet olsun, Supi hergelesi ne zaman"Bey" olmuştu. Yine arkama baka baka uzadım. Ama vazgeçemezdim, ne yapıp edip bir şekilde içeri sızmalıydım. Yol kenarında çaresizce beklerken fırsat bir kez daha ayağıma geldi. Bir motordan bir kurye iniyordu. Elinde bir demet çiçek, bir de kapalı bir kutu vardı. Hemen oradaki güvenlik görevlisi ayağına yattım. Kuryeye seslendim: "Hey, delikanlı, onlar da kimin?"

Supi FirardaHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin