60.Bölüm

139 9 18
                                    

Güzellerim birazcık geç oldu biliyorum ama ciddi mânâda uzun bir bölüm sizi bekliyor, yorum ve oylarınızı eksik etmeyin, iyi okumalarrr <33

Raven

Güne -yine son zamanlardaki gibi- eldivenler elimde, yumruklarla başlamıştım. Güneş henüz yükselirken dışarıda hem hava alıyor hem de kafamı dağıtıyordum.

Gördüklerimin, yüzmemizin, üstünden haftalar geçmesine rağmen hâlâ Draco'ya ikinci görümden bahsetmemiştim. Çok endişelenmesine sebep olacağına biliyordum ve bu da benim gerektiğinde gitmemi zorlaştıracaktı. Ama beni bile korkutmayı başarmıştı bu görü. Kimdi, neyden bahsediyordu, ne istiyordu benden ve ben neden korumasız şekilde duruyordum, karşılık vermiyordum? Bu soruların bir cevabı olup olmadığını bilmesem de Draco'nun bunu bilmemesi gerektiği kesindi.

Bu arada her şey karışmıştı. Savaş başlamış sayılırdı. İki tarafın birbirine gruplar hâlinde saldırması her yerde duyuluyordu. Lord kızgındı ve itiraf etmese de net bir şekilde belliydi ki- korkuyordu ve ne yapacağını bilmiyordu. Tek umudu -belki bir süre savaştıktan sonra- Harry Potter'ı vicdan azabıyla kendiyle birebir düelloya çağırmaktı. Ve bunu yapması mümkün duruyordu şimdilik. Harry Potter cesur, yürekli ve yetenekli olmasıyla bilinse de; tam bir aptaldı konu duygularına gelince. Ginny Weasley'e karşı olan duygularını -karşılıklı olacağını herkes bilmesine rağmen- söylememişti, sevdikleri zarar gördüğünde kendini savaştan sorumlu tutuyor ve kendi başına bir şeyleri hâlletmeye çalışıyordu. Yani bu konuda güvenemezdim ona. Zaten beni düşman görüyordu.

Onların tarafında olduğumu bilen birkaç kişiden biri de McGonagall'dı. Ona haber ulaştırabilirdim. Ama elimde yakın zamanın planları yoktu ve o kadar fazla plandan haberdar etmiştim ki onları, artık daha fazlası üst mevkidekileri, ki bu ben oluyordum, şüpheli yapardı.

Tarih 31 Mart'tı ve içimden bir ses savaşın nisanın 5'inden sonraya kalmayacağını söylüyordu.

Bugünlük yeterince çalıştığımı düşündüğüm an arkamda bir kıpırtı hissettim. Adımların hafif ve yavaşlığından gelenin yeni uyanmış Draco olduğunu anladım.

-Günaydın.

-Günaydın. Yine sabaha böyle mi başlıyorsun?

-Daha iyi bir yol bilmiyorum.

-Hmm, öyle mi?

Yaklaşıp sarıldı ve hafifçe geri çekilip burnumun ucunu öptü.

-Nasılsın?

Birbirimizin gözlerinin içine bakarak gülümsedik. 

-Aynıyım, gördüğün gibi ve biraz da terli.

Samimiyetimizi, yansımalarımız tamamlıyordu, gözlerimiz, kalplerimizi temsil ediyordu.

-Hâlâ martta olduğumuzu unutuyorsun, hasta olacaksın.

Ve gözlerimiz, beynimizin -daha doğrusu bağışıklık sistemimizin- bilmediği bir organ olduğundan, aklımızdan ve aldığımız her karardan uzak saklıyorduk.

-Başa çıkarım ufak bir hastalıkla. Seninle bile başa çıkıyorum.

-Heyy! Hiç kendinle yaşadın mı sen?

-Aslına bakarsan eve-

Konuşmamı işaret parmağıyla kesti.

-Şşht! Sessizlik.

Elini çekmeden gözlerini kapatıp derin bir nefes aldı ve etrafa baktı. Bir süre gözlerini, kafamın üstümden etrafta gezdirdikten sonra elini çekmeyeceğini anlayıp ağzımı aralayıp parmağını ısırdım.

Kuzgun - Draco Malfoy ile Hayal EtHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin