••/••1': aint nobody mess with django
kalabalık dans pisti, localarda avını arayan akbabalar misali oturan iş adamları, alkol, sigara ve ter kokusunun hakim olduğu basık hava, arzuya yenik düşüp barın bir köşesinde yiyişenler, tuvalete yetişemeyip yere kusan sarhoşlar, onları toplamaya çalışan -çok da kendinde olmayan- arkadaşları, hayatının en iyi günüymüş gibi kahkaha atanlar, tam o an canının çıkmasını istercesine hıçkırarak ağlayanlar... wooyoung tezgahın arkasında, şu anda kalçasını süzdüğüne emin olduğu adamın isteği olan cosmopolitan'ı yaparken bunları düşünüyordu; django'nun günlük hali.
django. üst katı insanların son ses müzikle kendini kaybedene kadar eğlendiği, sabahına hatırlamayacağı hatalar yaptıkları ve yine aynı sabah bir daha asla içmeyeceklerine yemin ettikleri ama iki gün sonra kendilerini kapısında buldukları oldukça ünlü bir gece kulübüyken alt katı, asyanın en büyük kumarhanelerinden birine ev sahipliği yapan yeraltı dünyasının göz bebeği.
barmen çocuk yaptığı karışımı martini bardağına boşalttı ve bardağın kenarını küçük bir parça limela süsledikten sonra zarifçe adamın önüne bıraktı.
"buyrun efendim, afiyet olsun."
güzel gülümsemesiyle söylediğinde karşısındaki adam da sırıtmıştı.
"buradaki çalışanların bu kadar güzel olduğunu bilseydim daha önce gelirdim."
içkisinden bir yudum alırken gözlerini wooyoung'un üzerinden çekmiyordu. kim olsa çekemezdi; sürdüğü kırmızı ruju, kalçasını ortaya çıkaran dar ispanyol paça pantolonu, belinin inceliğini gözler önüne seren ve göğüs uçlarındaki piercingleri belli edecek şekilde vücuduna yapışan crop'u... jung wooyoung tam olarak django'ya göre biriydi.
adamın sözlerine ve bakışlarına karşılık barmen de flörtöz gülümsemelerinden birini gönderdi, dirseklerini bar tezgahına yasladıktan sonra kendini biraz daha adama yaklaştırdı ve kırmızı ruj sürdüğü dudaklarını diliyle yavaşça ıslatarak adamın dikkatinin oraya çekilmesini sağladı.
"daha sık gelmelisiniz efendim."
barmenin tavırları müşterinin hoşuna gitmiş olacak ki sırıtması iyice büyümüştü.
"beni buraya daha sık gelmeye motive edebileceğin bir yol biliyorum aslında."
wooyoung adamın imalı cümlesine tam karşılık vereceği sırada yanına soluk soluğa kalan iş arkadaşı yunho gelmiş ve eliyle arkasını işaret ederek arkadaşına seslenmişti.
"woo, bay choi seni çağırıyor, acil dedi. sinirli gözüküyor, çabuk git. yerine ben bakarım."
bar taburesindeki adam konuşmaları bölündüğü için homurdandığı sırada wooyoung'un tek odak noktası tam köşede bulunan ona özel yerinde, sağ kolunu koltuğun sırtına atmış, diğer eliyle artık sonuna geldiği viski bardağını kavramış, aynı elinin işaret ve orta parmağı arasına sıkıştırdığı sigarayı derince içine çeken adamdı, choi san.
giydiği takım elbisenin ceketi koltuğa gelişigüzel atılmış, beyaz gömleğinin kolları kıvrılmıştı. takım elbisenin yeleği adamın belini güzelce sarıyor ve beline nazaran geniş olan omuzlarını sergiliyordu.
wooyoung barın bu basık havasına rağmen bunaldığını hissetmemişken şimdi önündeki adam yüzünden görünmez bir el hem boğazını hem de alt taraflarını sıkıştırıyormuş gibi hissediyordu.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
django, woosan ✓
Fanfictionwooyoung oyun oynamayı severdi, choi san'ın sinirleriyse en sevdiği oyuncağıydı. smutshot vega