Bu uçsuz bucaksız diyarın en uzak bölgelerindeki en karanlık ve nemli ormanlarda Kırmızı Teka Gülü bulunur. Söylentilere göre bu gülün kopan tek bir kuru yaprağı bile öyle bir büyü gücüne sahipmiş ki dokunanlara saatlerce hayal gördürtürmüş.
Ama eğer olurda bu gülden tam 100 tane toplanır, bir alan şeklinde yerleştirilir ve uygun bir büyüyle harmanlanırsa alanın içinde sahte bir gerçeklik oluşturalabilir. Ancak bu oluşan sahte gerçeklikte daima bir parça eksiktir, bunu ise ruhani gücü zayıf olan kimse farkedemez.
Belki 1 saat, belki 2 saat, belki 5 saat, 5 gün, 5 ay, 5 yıl...bu büyü alanının içinde çok uzun süre kalırsanız bir daha asla çıkamayabilirsiniz. Dahada kötüsü bu alanda ne kadar kalırsanız ruhunuzdan bir parça giderek yok olur ve sizde sahte gerçeklik gibi eksik kalırsınız.
Alanın büyü gücü bittiğinde ise hala alanın içindeyseniz alanın içindeki herşeyle beraber sizde kaybolursunuz.
O yüzden bu korkutucu ve tehlikeli gülden herkes olabildiğince uzak durmaya çalışır.
Kanlı Gül adındaki bir grup hariç.
Matheus bunları biliyordu, çünkü şuanda tapınağın çatısından ona silahıyla ikinci kurşunu gönderen kişi Kanlı Gül'ün bir üyesiydi.
Ama Matheus'un şuan bunları düşünücek zamanı yoktu, üzerine devasa bir kurşun daha gelirken kılıcının kabzasını iki eliyle sıkıca kavradı ve kılıcını göğe kaldırdı. Kurşun üzerine doğru hızlıca gelirken tüm gücüyle kılıcını yere savurdu ve yeşil ateşle yanan kılıçtan bir aura dalgası daha gönderdi. Ama bu yetmezdi, kılıcını göğüs hizasına getirdi ve sağdan sola doğru sert bir haraketle ikinci bir dalga daha gönderdi.
İlk dalga arkasında mürekkep benzeri iz bırakan kurşunu havada karşılayıp patlarken ikinci dalga doğruca tapınağın çatısındaki adama doğru gidiyordu. Tapınağın çatısındaki adam kendisine gelen aura dalgasını gördü ve 15 metre yükseklikteki çatıdan aşağı doğru zıpladı.
Adam daha havadayken Matheus'un aura dalgası tapınağın çatısına ulaştı ve büyük bir aura patlamasıyla tüm çatıyı yok etti.
Sonunda adam tapınak avlusunun dış duvarlarına inmişti. Matheus onun siluetini gördü. Öfkeli bir şekilde saldırmak için pozisyon aldı.
Bu sırada gölgelerin içindeki adam yine garip haraketler yapmaya başladı. Karanlıkta ne yaptığı belli olmuyordu ama Matheus'a göre yine silahını dolduruyordu.
Matheus derin bir nefes alış verişi yaptı. Adam gölgelerin içinde olsa bile onun kendisine doğru nişan aldığını hissedebiliyordu. Gücünü yoğunlaştırdı, saldırmak için pozisyon aldı. Yıldırıma benzer güçlü ses yine duyuldu, 3. Kurşun yoldaydı. Kızıl kurşun arkasında iz bırakarak büyük bir hızla Matheus'a doğru ilerliyordu.
Matheus'un gözleri yeşil bir şekilde parladı ve vücudunu mavi ışıklar sardı, bu mavi ışıklar saniyeden kısa sürede ortadan kayboldu. Hemen ardından kurşun onun 1 saniye önce olduğu yerden geçti ve yere isabet etti. Güçlü bir patlama yaratarak hangi büyüyle yaptı bilinmez ama her tarafı kan ve gül yaprakları ile kapladı.
Matheus nereye gitmişti? Gölgelerin içindeki adam bunu merak ediyordu, kurşunun ona ulaşmadan önce mavi ışıklarla gözden kaybolduğunu görmüştü.
Aynı ışıkları arkasında hissedene kadar merakı sürdü. Arkasını döndü ve Matheus'un öfkeli gümüş grisi gözlerini gördü.
Matheus yeşil alevli kılıcıyla adamın gövdesine sert bir darbe indirdi ama kılıcının metal gibi sert bir şeye çarptığını hissetti, buna rağmen kılıcıyla indirdiği darbe adamı gölgelerden çıkartıp ay ışığının altına fırlatacak kadar güçlüydü.
