Kaptan

29 2 0
                                    

"inupi, her şey ayarlandı. gitmeye hazırız."

kaç kişiyiz?

"şu an 25 kişiyiz. merezden de 50 kişi daha yollayacaklar, toplam 75 denilebilir."

peki Ken? onu göremedim.

"Ryuguji-san, yukarıda. gitme zamanı gelene kadar biraz dinleneceğini söyledi."

tamamdır herkes geçsin, biz de geleceğiz birazdan.

rapor veren kişi başını sallayıp uzaklaştığında ben de hızlı adımlarla yukarıya doğru çıktım. dünden beri keyfi kaçık olan bu herifin başkasına işleri halletmesini söylemesi nadiren olurdu. bu da demek oluyordu ki onunla ilgili endişelenmemiz gereken bir şey var gibi görünüyordu. odasının kapısını birkaç kez tıklattıktan sonra cevap beklemeden içeriye girdim. elindeki iki ejderhalı kolyeyle öylece durup bakışan çocuk, tam da tahmin ettiğim tabloydu.

"inupi, sen miydin? herkes hazır mı?"

evet, seni bekliyoruz. sen iyi misin? pek iyi görünmüyorsun.

"iyiyim merak etme. birkaç eski anı sadece. raporlar ne durumda? bilgi alabildik mi?"

maalesef karşı tarafın kaç kişi olduğunu bilmiyoruz. ama biz toplam 75 kişiyiz.

"burada kimler duruyor?"

Hinata–san başlarında olmak üzere 20 kişi burada kalıyor.

"tamam, fazla oyalanmadan gidelim o zaman."

Ken.

"hm?"

yorgun gözleri bana doğru döndüğünde bir süre sessiz kalıp onu inceledim. söylemek istediğim gelmeyip burada dinlenmesini söylemekti ama içimden bir ses bunu kabul etmeyeceğine adı gibi emindi. artı olarak bu kadar kalabalığı ondan başka kontrol edebilecek kimse de yoktu. bu yüzden sözlerimi yuttum ve hafifçe gülümseyip omzuna vurdum.

hiç. hadi gidelim, kaptan.

———

geldiğimiz ortam terk edilmiş bir metro istasyonuydu. genellikle küçük yer altı çetelerinin yaşam alanları olduğu için hepimiz oldukça aşinaydık. yine de içimde bir isteksizlik vardı. kötü bir his gibi değil de daha çok sıkılmışlık hissiydi. bu meslekte en can sıkıcı şey, güzel planlanan bir operasyonun çöpe gitmesiydi ve sonrası toparlaması zor bir hal alıyordu. en azından benim için sinir bozucu bir şeydi.

"vay vay! sonunda teşrif edebildiniz. biraz daha geç kalsaydınız korktuğunuzu düşünecektik."

"kusura bakma. önemli işlerimiz vardı, ancak vakit ayırabildik."

karşımızda konuşan dik saçlı uzun boylu herif olan durumu daha sinir bozucu hâle getiriyordu. gerginliğim sözleriyle artarken omuzumdaki elle kendime geldim. Kakucho yüzündeki sırıtışla omuzumu sıktığında üzerimdeki gerginliğin biraz hafiflediğini söylemek yalan olmazdı.

"inupi, iddiaya girelim. Ken kaçını alır?"

"ben 70 diyorum. bugün pek formunda değil gibi." (izana)

"ben yarısını alır diyorum." (chifuyu)

normalde bence de yarısı ama şu başlarındaki güçlü duruyor. biraz oyalayabilir. Ken'i bırak, sen kaç kişi alırsın?

"senden fazla olacağı kesin."

olmazsa herkese yemek ısmarlarsın.

"beyler, muhabbetiniz bittiyse biraz da sahneye alalım sizi."

"bunu bana bırakın."(kaku)

birkaç saniye sonra Ken'in işaretiyle iki taraf da birbirine girmiş, ortamda bağırışlar yükselmeye başlamıştı. sinir ve stres atmak için adam dövmek bizim için biraz çelişkili görünüyordu ama yine de işe yaradığını söylemek yalan olmazdı. her ne kadar karşımda beceriksizce yumruk sallayan tiplere zorlanmadan karşı gelmek sıkıcı olsa da..

Glowing in the Dark | Kokonui. Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin