Öldür İstersen

29 2 0
                                    

Kapatamadın bu konuyu, değil mi? Hala aklında çınlıyor.

Yıllar sonra, bu odanın kilidini açmak haliyle Ran'ı endişe ettirmiş olacak ki, arkamdan gelerek cümlesini sıralamıştı. Cevap verecek halim bir anlık gelmemişti. Gelmemişti. Cebimdeki sigaramı yaktıktan sonra odanın içine doğru savurup yatağa doğru adımladım. Akane'ye eziyet etmiş miydim? Öyle bir şey hatırlamıyordum. Tek bildiğim, onun yanındayken kalbim sıkışacak kadar çarpar, onunla evlenme hayali kurardım. Gözlerim, tek tek bütün resimlerde dolanırken sigaramı dudaklarımın arasında sıkıştırdım ve Ran'a doğru döndüm.

Beni rahat bırak.

Yeniden delireceksin. O adamı da bu bataklığa sürükleyeceksin. O kıza yaşattıklarınında beterini yaşatacaksın. Koko, yapma.

Yalvarırım,çık.

Ran çok nadir sinirlenirdi. Tamda şu anda o nadir anlardan bir tanesiydi. Yatağın kenarındaki minik müzik çaları açarken gömleğimi kavrayarak beni duvara çarpan abime, en aciz gözlerle bakınıp histerik bir kahkahayı ağzımdan kaçırmıştım. Ardından ağzımda biriken tükürüğümü müzik çalara doğru tükürmüştüm.

Ne yapacaksın? Öldür istersen.

Hiçbir şey söylememişti. Beni, yıllardır korumaya çalışıyordu ve hiçte yapamıyordu. Sonunda iflah olamayacağımı anladığın da yakamı bırakıp sertçe kapıdan çıkarak kapıyı çarpmıştı. Bedenim aşağıya doğru sürüklenmiş, Akane'n söylediği şarkılar çalmaya devam ediyordu. Üçüncü sigaramı yaktığımda kurduğum hayallerin hepsinin bir çırpıda yokulup gitmesini, bütün hissettiğim hüzünleri gömmek istemiştim. Bir tarafım bunu İnupi ile yapmak istiyordu. İnupi'ye tapmak istiyordu. Öyle ki, onun kulu kölesi olmak istiyordu. Bütün her şeyi bırakıp onunla kaçmak istiyordu. Hastalıklı düşüncelerim beynimi sarıyordu ama biliyordum ki, eğer dozumu birazcık kaçırsam bu sefer ellerim İnupi'nin kanı ile pislenecekti. Fark etmeden elimin üzerini yolduğumu kanayan parmak boğumlarımdan anlamıştım ve sigaramı bir kenara atıp çakıldığım yerden ayağa kalktım. Neden buraya girdiğimi dahi bilmiyordum, sadece öylesineydi. "öylesine.''

Odanın içine doğru bakış atarken gördüğüm resimler, çok güzeldi. Senju bile vardı çoğu fotoğrafta. Sahi.. O nerelerdeydi acaba? Bana hala ilk günkü kinini hissediyor olmalıydı. Akane öldükten sonraki ilk yıl, Haruchiyo-kun'n verdiği anma töreni sonrası onu mekanın dışında görmüştüm. Baygınlık geçirene kadar beni yumruklamıştı. Hoş, canım acımamıştı bile. Sonra göğsüme yatıp hıçkıra hıçkıra ağlamıştı. İşte, bu da anıların karanlık kısmıydı. Bu gülen gözlerin arkasında yatan p pişmanlıklar.. Pişman mıyım, onu bile bilmiyordum. Gerçekten Akane'yi öldürdüğüm için, üzerinden para kazanıp erkeklere sattığım için pişman mıyım? İnsan olan, olur. Ama ben insan değilim.

Kapıdan çıktıktan sonra etrafa bakınsam da Ran'ı göremeyeceğimi biliyordum. Bu yüzden aramadan bir duşa girmiş, hızlıca temizlenmiştim. İnupi'yi görmeye gidecektim. Temizlenmem gerekiyordu. Ona dokunmaya ihtiyacım vardı. Sarılmaya, beni öpmesine, gülümsemeye.. Gülümsemesine. Bu kadar benzemeleri benim hayal ürünüm değildi. Birebir, kopyasıydı o çocuk Akane'nin. Bu belki de bir lanetti, belki bir ödüldü. Eğer Haruchiyo-kun fark ederse büyük bir lanet olacaktı. Ama eğer sıradan olursa.. Ödül olacaktı. İnupi günahlarımın hediyesiydi.

güzelce arındıktan sonra saçlarımı kurutmuş ve gözüme kestirdiğim yeşil takımımı giyindim. Her zamanki zincir küpemi taktıktan sonra saçlarımı bir düzene sokmuş bir iki fıs parfüm sıktıktan sonra arka cebime mecurenn taşıdığım çipli silahımı yerleştirdim. Ardından kol düğmelerimi ilikledim ve evimden dışarıya adımladım. Motoruma binesim yoktu, boynum ağrıyordu. Garajıma ilerledim ve gördüğüm ilk arabama binerek çalıştırdım. Bu aslında klasik bir modeldi. Koyu mavi tonlarında, spor bir arabaydı. Gaza basarak yeni açtığım mekanıma sürmüş, elimdeki telefonumdan geldiğime dair bir ileti göndererek mekanın arka kısmına arabamı park ettim. Ardından arabamdam inerek mekanın kapısına adımladım. Tek elimle ittiğim kapıda gözler bir anda nana dönmüş, göğsüm kaparıp kocaman gülümseyerek etrafıma bakındım. Bar masasına yaklaştım ve her zamanki buzlu viskimden kocaman bir yudum aldım.

"Hajime-kun, İnupi-san sizi odanızda bekliyor."

Bu bilgi, fazlaca hoşuma gitmişti. Viskimi bitirene kadar barmenden biraz gelen giden bilgisi almış, sonra tek elimi cebime yaslayıp kadehi bırakmıştım.

Kazutora ve Baji'hi buraya getirin. Beni beklesinler. İşim bitince konuşacaklarım var.

" anlaşıldı efendim."

Haruchiyo-kun bugün hiç uğradı mı?

"Hayır, sadece Wakasa-kun arayıp sizinle ilgili bilgi istedi."

Ve? Beni mi teftiş ediyorlar?

Kaşlarımı hafiften çatıp yanımda beliren Taiju ile göz göze geldim ve hafiften göz devirip ayağa kalktım.

Neyse, Wakasa çokta önemli değil. Ben gidiyorum, rahatsız etmeyin.

" Kolay gelsin, Koko"

Aldığım ima ile dil çıkartıp üst kata doğru yönelmiş, ardından odamın kapısını aralayıp camın önünde, saçları uçuşan adam karşısında bir anda kalbim hızlanmıştı. Bir müddet onu izledim ve beni fark edince hemen toparlayarak kıkırdadım. İçeriye girimce hemen yanına oturup yanağından makas alarak bacak bacak üstüne atmıştım. Ellerimi bacaklarımın üstüne koyunca parmak boğulmarımın yaralı olduğunu o an fark etmiş, hemen avuçlarımı çevirerek söyledikleri ile masama yaklaştım. Bulduğum anlaşma belgelerini ona uzattıktan sonra arkama yaslanıp kollarımı göğsümde birleştirdim.

Aslında bu dönem, bu işi ben üstlenmeyecektim. Lütfen, İnupi-san bu minik bilgi aramızda kalsın. Haruchiyo-kun için çok önem arz ediyor. Zaten tanıdığın birisi olamaz. Uzun zamandır istiyorduk gelmelerini, biraz geç oldu. Demek ki sizinle kavga etmeyi bekliyorlarmış.

Kisaki sandığınızdan, sandığımızdan daha büyük bir orospu çocuğu. Bu yüzden Bonten olarak sizin yanınızda olmak hem benim, hemde birliğimiz adına büyük bir onur.

Yerimden kalkıp bir sigara almış ve hemencecik dudaklarımın arasına yerleştirdim. O sevmiyordu, bu yüzden sormamıştım. Belgelerini elinden alıp bu sefer kilitli dolabıma koydum ve yeniden yanına oturdum. İkimiz de, biraz yakın gibiydik. Düşüncelerim beni ele geçirmeden yüzüme yaklaşıp sorduğu soru ile kan, beynime doğru sıçramıştu. Nereden duymuştu? Ran? Draken? Haruchiyo-kun? Kim söylemişti? Buradan birisi mi? Panik bir anda bütün vücudumu sararken elimdeki sigara düşmesin diye biraz daha bastırdım ve yerimden hızlıca kalkarak açık penceremin önüne geçmiştim. Burası hem barın ön kısmını, hemde ilerideki manzarayı görüyordu. Haliyle rüzgar vuruyordu ve bu, şimdiki halim için müthiş iyi geliyordu. Bir müddet manzarada gözlerimi gezdirdim ve sigaramdan bir duman daha çektim.

Beni buraya, sürükleyen kadın.

arkamda, sırtımda hissettiğim el yüzünden gözlerimi ışık hızında kapattım. Yapma demek istemiştim ama yapmasını isteyen tarafım çok ağır basıyordu. Önümdeki pervazı tek elimle sıktıktan sonra sigaram bitince onu camdan dışarıya atarak bir hınçla ona doğru döndüm ve tek elimle belini kavrayıp camla arama aldım. Ardından öbür elimi kaldırıp gözlerinin içine bakarak alnına dökülen saçlarını okşayıp yüzüne doğru yaklaştım.

Kendi sevdiğim kadını, bu ellerimle öldürdüm. Ona da böyle sarılıyordum. Onu da öpüyordum. O benim, her şeyimdi.

Gözlerinin altında parmak uçlarımı dolandırdım ve dudaklarımı anlık alnına bastırıp çektim ve başımı omzuna doğru yatırıp iki kolumu da beline sımsıkı sararak fısıldadım

Berbat bir piçim değil mi? Çünkü eğer, bir gün seni de öldürmem gerekirse, öldürürüm İnupi


-Keyifli okumalar!

Glowing in the Dark | Kokonui. Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin