29-Siyahların İçindeki Beyaz

135 23 0
                                    

''İyi misin?''

''İyiyim dersem inanır mısın?''

Cevap vermedim. İnanmak isterdim ama inanamazdım. Biliyorum, hepimizin içinde bir eksiklik var. Sadece Asya uyandığı için görmezden gelmeye çalışıyorduk. Ama onun acısı bambaşkaydı,biliyorum. Bu demek değil biz abimi daha az seviyoruz ama Özgür abimsiz Burak yaşayamazdı.

Özgür abim olmadan yaşamayı bilmiyordu.

Yaşadığı çöplükten kurtulmadan önce ki hayatı siyahlar içindeydi onun. Sadece yaşıyordu. Herhangi bir duygu yaşamıyordu. Boş gözlerle izliyordu etrafı, tıpkı ilk geldiği gün gibi. Gerekmedikçe konuşmuyordu ilk tanıştıkları zaman. Konuşması gerektiğinde bile kısa tutmaya çalışıyordu. Nedense, -en azından o zamanlar- konuşmak sanki ona acı veriyor gibi bakıyordu.

Bir süre sonra o halinin tam tersine dönüştü. Hep konuştu, susmak ne bilmiyordu. Hep gülüyordu. İlk geldiğinde, aynı konuştuğunda ki gibi gülmek de ona acı veriyordu. Bu yüzden az gülmeye çalışıyordu. Ama özgür abim tüm bu engelleri yıkmıştı. Önce konuşturmuştu onu. Sesinin güzelliğini saatlerce anlatmıştı ona, bize. Yetmemiş şiirler bile yazmıştı. Sadece Burak abimin sesi için. 14 yaşında ki birine göre fazla aşıktı.

Sonra gülmeyi sevdirmişti. Burak abim söz vermişti 'seni hep güldüreceğim. Sırf bunun için bile saatlerce konuşurum.' demişti 15. yaş doğum gününde. O yıl, Özgür abim kötü güler geçirmişti. Normalde o uğraşırdı Burak abimi güldürmek için ama o doğum gününden sonra bu rolü Burak abim üstlenmişti. O dönem aklıma geldiğinde bile yutkunmakta zorlanıyordum. Özgür abim 1 yıl boyunca neredeyse hiç eğlenememişti ve o yaştaki bir çocuk için bu çok ağrıdı. Annesini kaybetmişti o yıl.

Doğum günleri normalde bir şey ifade etmezdi bir çoğumuz için. Bir nedeni yoktu. Sadece önemli değildi. Çocukken kutlardık bir pastayla. Sadece bu. Sıradan bir gün gibi. Ama Burak abim ilk geldiğinde bile, o ruhsuz haline rağmen doğum günlerine değer verirdi. Onun sayesinde doğum günleri anlam kazanmıştı. Özgür abimden sonra dünya Burak abim için rengarenk olmuştu. Alışması kolay olmamıştı ama bir süre sonra dünyanın en mutlu insanı gibi görünmeye başlamıştı. Daima gülümser, şakalar yapardı. Her şeyi şakaya vururdu. Bazen sanki hayat amacı Özgür abimi güldürmekmiş gibi davranırdı.

''Daldın gittin hayırdır?'' diyen bir ses ile ürkerek başımı kaldırdım.

''Aklıma bir şey geldi de. Akın abim ne zaman gelir?''

''Aradım ama açmadı. Mesaj attım ama telefonu kapalı. Açarsa 10 dakika sonra burada olur.'' dediğinde Serdar abim, onaylayarak başımı salladım. Etrafa göz gezdirdiğimde herkes koltuklara oturmuştu. Asya'nın uzadığı sedyenin bir yanında Burak abim oturuyordu. Diğer yanında ise bana ayrıldığını düşündüğüm bir koltuk vardı. Oraya oturdum ve asyanın buz tutmuş ellerini tuttum. Isınır. Neden bilmem ama en soğuk havalarda bile ellerim sıcak olur benim. Her yerim üşür, ellerimde üşür ama sıcaktır.

''İyi misin bebeğim?''

''İyi hissediyorum ama doktor seruma uyku getiren bişeyler koydu. Git gide bilincim kapanıyor.''

''Uyu bebeğim. Dinlen biraz.'' İçimden bir ses uyumasını istemiyordu. Sanki o uyursa ben bu rüyadan uyanacaktım. Hem günlerdir uyuyor. Yeterince uyumadı mı? Ama dinlenmesi lazım. Onun yavaş yavaş gözleri kapanırken bende acı dolu gözlerle saçlarını okşuyordum. Fakat bir anda, yavaş hareketlerle başını koyduğu yerden kaldırdı ve dudaklarıma varla yok arasında bir öpücük kondurdu. Sıcacık bir öpücüktü. İçimde bir şeyleri ısıtmıştı.

Yolculuk gxgHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin