Gizlenmek zevklidir, bulunmamak felaket.
Donald Woods
-𝑱𝒂𝒎𝒊𝒆 𝑷𝒂𝒓𝒌-
Yıl 15 Ekim 1200
Seviyeli duruşu, mimiksiz yüz ifadesiyle ilk karşılaştığım vakit fazla ciddiyetli bulmuştum hizmet ettiğim adamı. Gülmeyen suratı sirke satıyordu. Bembeyaz, masallarda geçen, hayaletlere benzeyen suratı hiç mi hiç gülmüyor, hep bir resmiyet, ciddilik ve kendinden düşük kişilerle belli bir mesafede konuşuyordu. Muhabbet etmiyor, biri iki çift laf etmek istese bile bir şekilde başından savıyordu.
Bir ay geçmişti. Kont Min'e hizmetkar olarak başladığım günden bu yana bir ay 2 gün olmuştu. Robot suratının kahrını bir ay 2 gün boyunca çekmiştim. 1 ay boyunca ise ne istediğinden veyahut ne yapmam gerektiğinden başka laf geçmemişti aramızdan. Onu merak ediyorum. Hizmet ettiğim adam nasıl biri, neleri sever, nelerden hoşlanır, nefret ettiği şeyler nelerdir bilmek istiyordum fakat hiç bir şekilde, hiç bir zaman hatırı sayılır bir muhabbetimiz olmadığı için öğrenme durumunda da bulunamıyordum. Kime sorsam bilmediğini söyleyip beni başından savıyordu.
Fakat dün...
Dün kendimin bile dillendiremeyeceği, kelimelere dökemeyeceğim olaylar gelişmişti. Dün defalarca kez ölüp yeniden dirildiğim, beynimin kaldıramayacağı kadar hoş,güzel ve kelimelere dökemediğim bir çok duyguyla karşı karşıya kalmak beni hiç olmadığı kadar afallatmış,soğuk terler akıtmama sebebiyet vermişti.
Dün vesileyle birlikte öğrenmem gerekenleri fazlasıyla, hakkıma düşen bilgiden de fazla öğrenmiş ve bu bilgilerle ne yapacağımı düşünüp durmuştum.
14 Ekim 1200...
Dünün tarihini altın harflerle kazıyacaktım, günlüğümün yıpranmış sayfasının her bir köşesine.
Vazgeçtim...unutmamak için her yerine, bulduğum her boş sayfaların, her yerine yazacağım bu tarihi. İlmik ilmik işleyecek, hiç çıkmamasını sağlayarak her baktığımda hatırlayacaktım. Gerçi beynime öyle bir kazınmış, kendine öyle bir yer edinmişti ki dün olanlar, bütün hafızam sadece onlar için çalışıyor gibiydi..
...
"Buyrun efendim. Bir isteğiniz mi vardı?" Artık bu soruyu sormaktan illet gelmiş bir şekilde ellerim önümde bağlıyken, her zaman ki gibi mesafeli davranıyordum Kont Min'e karşı. Dalgın bakışları, düşünceli surat ifadesiyle anladığım kadarıyla beni duymamıştı. Gerçi, sorun da etmiyordum bu hallerini. " Beni emretmişsiniz efendim, bir şey yoktur umarım?" Diyerek sesimi olduğundan biraz fazla çıkardığımda dalgın bakışlarını bana çevirmişti yavaşça.
Ellerini, koltuğun iki yanına getirip tutunarak, esner bir biçimde kalkmıştı. Koltuğun yanındaki, her zamanki kullandığından ziyade ahşap ve yılan desenli, düz başlıklı, normal bir insana göre pek alışa gelmiş olmayan bastonunu alıp karşıma dikildi. " Partileri sever misin Jamie Park?" dediğinde anlamsızca yüzüne baktım.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
novis Caritate // Yoonmin
Paranormal"𝐴𝑚𝑖𝑐𝑎 𝑚𝑒𝑎" (Sevgilim.) Dedi arkamdan. Anlamıyordum. Bir an döndüm arkama ve o kırmızı irisleriyle karşılaştım. Bana bakışı fazlasıyla garipti. Yoğundu, sevgiyle bakıyordu gözlerime. Anlamıyordum. Bana böyle seslenmesini, herkese nefret b...