çoğu zaman kendimle baş başa kalmaktan nefret ediyorum. insan hasta olduğunda veya yorgun bir günün sonuna geldiğinde, ölümle burun buruna geldiği zamanki gibi tüm anıları gözünün önünden geçiyor. ve sadece kötü olanlar, bir film gibi sürekli aklında dolanıyor. daha da yalnızlaştırıyor. daha da dibe batırıyor.. şu an en az ihtiyacım olan şey buyken bugün olanlar yüzünden ben de bu durumu yaşıyorum.
hiçbir zaman büyükannemin dediği gibi 'iyi' bir çocuk olmadım. insanlara bilerek zarar vermedim, ama içimde melek gibi bir iyilik timsali de yatmıyordu. herkesin bahsettiği iyi veya iyiliğin ne olduğunu bile tam olarak kavrayamadım hiçbir zaman. ama yine de birilerinin haksız yere insanları yaraladığını görmek istemedim. bundan nefret ettim. kendi yaşadıkları kötülüklerin acısını başkalarından çıkarmalarından, insanların canını alma hakkını kendilerinde bulmalarından nefret ettim. onlar gibi olmak için önümde çok fazla seçenek varken, olmak istemedim. karşılarında durmak istedim. ama o zaman da dışlanmayla karşılaşacağımı bilemedim.
*_"kimse sana güvenmiyor."_*
gerçekten de şimdi olmasa da önceden kimsenin bana güvenmediği bir dönem vardı. sürekli kaçınanlar, girdiğim ekiplerde beni istemeyenler.. departmana geldiğim ilk gün hakkımdakiler duyulmuştu. ailemin olmadığı, taşrada yaşadığım, akademiye girmeden önce bir serseri olduğum, akademide sevilmediğim gibi bir sürü şey ne zaman bile olmadığını bilmediğim bir sürede yayılmıştı. işimde iyi olduğum için görmezden gelenler vardı elbette ama onlar da bir süre sonra sürekli abarttığım gibi bahaneler öne sürüp beni şikayet ediyorlardı. sırf bu yüzden mesleği bırakmayı defalarca kez düşünmüştüm. kendime son bir şans verdiğimde hayat bu sefer yüzüme gülmüş gibiydi.
departmanın özel birliği, yıldızları. çözemedikleri dosya yok. mükemmel bir ekip. kendimi şans eseri içinde bulduğum ekip. kalbimdeki deliklerin yeri dolduran ekip. sadece üç kişi olmalarına rağmen farklı metotlar kullanarak bir sürü davayı çözüme kavuşturmuşlar. ve ben hiçbir ekip beni istemediği için kendimi bir anda orada buldum. dostluklar, dayanışmalar, pişmanlıklar, kayıplar.. onlara sahip olmak kapağı mutlu olan ama içi her duyguyu barındıran bir anı defteri gibiydi.
~"buraya gelmelisin."~
etrafımdakı kara delik beni içine çekmeye çalışırken telefona gelen mesajla yerimden doğruldum. yerimden doğrulup üstüme restgele bir kıyafet geçirdim ve odadan çıktım. bahçede tek başına duran Ken'i gördüğümde duraksadım. hayatımda yaşadığım en uzun gün hâlâ bitmemesi bir yana şu an hepimizden kötü olduğunu bildiğim arkadaşıma ne demem gerektiği hakkında en ufak bir fikrim yoktu. departmana, ekibe ilk geldiğimden beri benim için bir idol olan, her kötü anımda bir şekilde bana yardım eden kişiye ne diyeceğimi bilmemek çok kötü hissettiriyordu. yanına yaklaşıp omuzuna elimi koydum. ancak o zaman fark etmişti geldiğimi.
Ken.
_"Inui? bir yere mi gidiyorsun?"_
evet. Mitsuya–san gelmemi söyledi. konu ne bilmiyorum. onu bırak, sen.. iyi misin?
_"olayların ne kadar garip olduğunu düşünüyordum sadece. Takemichi'nin ölümünden sonra, onu da öldü biliyorduk. o olaydan sonra hepimizi toplayan oydu. sonra bir anda ortadan kayboldu. ölü bedenini hiç bulamadığımız için bir yanım hâlâ yaşadığına inanıyordu ama şu an ona bile mutlu olamıyorum."_
Ken, ne olursa olsun, Manjiro yaşıyor. o hâlâ nefes alıyor ve biz onu kurtaracağız. ben.. Takemichi'yi kurtaramadım ama Hina–san'ın kardeşini de Mikey'i de mutlaka kurtaracağım.
_"haklısın, bu bizim görevimiz. Mikey de o zamana kadar dayanacaktır. hadi sen git, gelince konuşuruz."_

ŞİMDİ OKUDUĞUN
Glowing in the Dark | Kokonui.
Roman pour AdolescentsInupi dedi Hajime, o soğuk ve kan donduran sesiyle ; iyi bir yol seçmişsin.