27. Bölüm

123K 8.1K 154
                                    

"Senden harika bir savaşçı olurmuş güzelim," dedi fısıltıyla. Tüm o gerginliğin getirdiği duygu karmaşasıyla beraber, midemde bir yerlerde bir kahkahanın yükseldiğini hissettim ve gülmeye başladım. Romantik bir şey falan söyleyeceğini sanmıştım ama Poyraz'dı bu. Öyle şeyler söylemeyi beceremezdi.

Sözlüğe eklenmeliydi. Duygularını belli edemeyen yoğun duygulu yakışıklı insan: Poyraz olmak.

Biraz daha güldüm ve, "Ne sandın?" dedikten sonra, kendimi güvende hissettiren vücuduna iyice gömüldüm.

***

Poyraz'ın toplayıcılar dediği kişiler, görünüşe göre bir kavga bittikten sonra adamlar ortadan kaldırılacaksa onları alıp Ömer Baba'ya teslim eden kişilerdi. Şimdi çatıda onlardan altı tane vardı ve Poyraz'ın ekibinin haşatını çıkardığı adamları sırayla önlerine katmış götürüyorlardı.

Hava iyice kararmış, herkes düzenli bir şekilde işini yaparken, sokaktan gelen araba sesleri hariç sükûnete bürünmüştü etraf. Esen rüzgâr içimiz kadar soğuk olan havada saçlarımızı, kıyafetlerimizi uçuşturuyordu. Öyle tuhaf bir duyguya bürünmüştüm ki, ne kolumun acısını, ne başka bir şeyi hissedebiliyordum.

Adamları alıp bağlayan, sırayla aşağı indiren diğer adamlara baktım. "Madem böyle insanlar var, neden size yardım etmiyorlar?" diye toplayıcıları göstererek sordum Poyraz'a.

"Çünkü iki dakikada ölürler. Onların dövüş eğitimi yok, kurye gibi bir şeyler. Bizim zararsız hale getirdiğimiz malları alıp taşırlar."

Poyraz sözünü bitirir bitirmez birisi telaşla çatıya fırladı. Gördüğüm an tanımıştım onu. Poyraz'ı depodan kurtarma operasyonuna gittiklerinde Metin'in yanında giden çocuktu. Ona bakarken o gün koridoru kollayan görüntüsünü, Ömer Baba'dan korkup nasıl uzaklaştığını anımsayabiliyordum.

Çocuk son hızla köşede bir yerde dizlerini kendine çekmiş oturan İpek'e koşturdu ve kızı ayağa kaldırdı. Kolundaki yarayı kontrol ettikten sonra Poyraz ve benim dikildiğimiz yere geldi.

"Poyraz, iznin olursa İpek'i evine götürüp kolunu tedavi edeyim mi?" diye sordu. Poyraz kafasını yukarı aşağı sallayıp Arınç'ın omzuna destek verircesine vurdu. Arınç, İpek'in yürümesine yardım etmeye çalışarak kızın koluna girdi. İpek gururuna dokunmuşçasına onu ittirdi. Her ne kadar güçlü durmaya çalışsa da sıkılı dişlerinden, yeşile dönmüş ten renginden, bayılacak gibi görünmesinden çok acı çektiği belliydi.

"Doktora gitse daha iyi olmaz mı?" diye sordum Poyraz'a. Gözlerim telaşla kızın üzerinde dolanıyordu. Kim olduğunu hiç bilmesem de derin bir üzüntü hissediyordum.

"Olur," dedi Poyraz bana bakarak. Benden on metre falan uzun olduğu için istemeden de olsa tabiri caizse yukarıdan bakıyordu. "Ama polisleri susturmak Ömer Baba'nın bir lafına bakacak kadar kolayken, teker teker tüm doktorları susturamazsın. Kurşun yarasını açıklamak zordur," dedi. Anladığımı homurdanıp önüme döndüm.

Hande çatının diğer tarafından korkak adımlarla bize doğru yürüyordu. Kıpkırmızı olmuş, gözleri dolmuştu. Akan gözyaşları yanağındaki çürüğün üstünden süzülüyordu. Bu yara muhtemelen biz gelmeden önce olmuştu, çünkü olay sırasında kimsenin Hande'ye vurduğunu görmemiştim. Hande'nin kocaman olmuş gözleri, tamamen Poyraz'a odaklanmıştı. Kız bize doğru gelirken Metin de onun arkasından yürümeye başladı.

Poyraz'a baktığımda, mavi gözlerini gözleri kadar mavi göğe diktiğini gördüm. Hande'ye bakmıyor, onu bilinçli olarak görmezden geliyordu. Bir heykel kadar soğuk ve güzel görünüyordu.

Kız önümüze gelip, kolunu eliyle sıkıca kavradı. Destek almaya çalışır gibiydi. "Poyraz," dedi titrek bir sesle. Poyraz ise bakışlarını hiçbir şekilde ona yöneltmedi. Onun yerine arkasından gelen Metin'e, "Hande'yi hastaneye götür," dedi sert bir sesle.

DEVRİM- Erkek Lisesinde Tek KızHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin