08. Öldürmek Yerine İşe Almak

521 57 32
                                    

Felix pencereden yüzüne vuran güneş ışığıyla yüzünü buruşturarak gözlerini açtı. Gece ay ışığı altında uyuma fantezisinin kötü sonuçları olmuştu. Gözlerini hafif aralayarak el yordamıyla masanın üzerindeki telefonunu buldu. Saat henüz sekiz bile olmamıştı. Ellerini iki yanına destek yaparak koltukta doğruldu. Bir süre salondaki bir boşluğa odaklandı. Henüz uyanmayı başaramamıştı. 'Belki bir duş alsam kendime gelebilirim.' diye düşündü.

Yavaş adımlarla merdivenleri çıkıp banyoya girdi. Banyodaki aynaya baktığında biraz canı sıkılmıştı. Sarı saçları dağılmış, yüzü de biraz soluk gözüküyordu. 'Kendime pek iyi bakamıyorum sanırım.' diye geçirdi içinden. Hızlıca soğuk bir duş alıp kendine gelmeyi hedeflemişti. Bu sefer banyonun kapısını kilitleyip kilitlemediğini iki kez kontrol etti çünkü tekrar röntgenlenmek gibi bir niyeti yoktu.

Duştan çıktıktan sonra doğruca odasına gidip üzerine giyebileceği birkaç eşya baktı. En sonunda su yeşili bir sweatshirt ve siyah bir pantolonda karar kılmıştı. Tam odasından çıkacakken gözü, penceresinin dışında duran beyaz güle takıldı. Felix, onunla ilgilenmediği için solmuştu. Canlılar bu kadar basitti. Onlarla ilgilenmezsen yavaş yavaş solar ve sonra ölürlerdi. Felix tek elini çiçeğin yaprakları arasında gezdirdi. Çiçek tekrar tüm güzelliğiyle açmıştı. Gördüğü görüntüden kaynaklı sarışın oğlanın yüzüne bir gülümseme yayıldı.

''Geride bıraktıklarımı ve farkında olmadan zarar verdiklerimi de düzeltmek keşke bu kadar kolay olsaydı.''

Gülün yapraklarını son kez okşadıktan sonra odasından çıkıp doğruca mutfağa gitti. Acilen bir kahve içmesi gerekiyordu. Su ısıtıcısına su koyup bir tane fincan aldı. Bir süre tek başına duran fincana baktıktan sonra raftan bir fincan daha aldı. İki kahveyi de hazırladıktan sonra evden dışarı çıkıp bahçenin girişindeki merdivenlere oturdu.

Hyunjin'in onu çağırabilmesi için bir şeyler çizdiği sağ elini havaya kaldırdı. Dikkatle avucunu inceledi. Herhangi bir dövme gözükmüyordu. Henüz hiç onu çağırmayı denememişti. Gözlerini kapatıp sol elini sağ avucunun içine bastırdı.

''Hyunjin.''

İsmi söyledikten sonra yavaşça gözlerini açtı. Bir anda yüzüne beş altı santim uzakta olan kocaman kahverengi irislerle karşılaşınca irkilmişti. Hyunjin ise çocuğa gülümsedikten sonra kahvesini eline alarak merdivene Felix'in yanına oturdu.

''Gözlerini açtığın gibi kahve yapıp beni mi çağırdın gerçekten? Sen beni baya seviyorsun ha. Ağlayacağım sanırım.'' dedi Hyunjin, gözlerindeki yaşları silmeye çalışıyormuş gibi yaparak.

Felix zaten böyle ukala bir tavırla karşılaşacağını tahmin etmişti. Hyunjin'in bu tavırları artık Felix'i sadece gülümsetiyordu. Fakat bunu kesinlikle Hyunjin'e belli edemezdi. Sonuna kadar onu terslemeye devam etmeliydi. Aksi takdirde bu meleği dizginlenmesi pek mümkün olamazdı.

''Aynen Hyunnie uyandım ve dedim ki benim karanlık meleğim nerede? Sonra durdum, düşündüm. Dedim ki ben o manyağı çağırabiliyorum. Gelsin de esas güneşim o zaman doğsun.'' dedi Felix, alaycı bir tavırla.

Hyunjin Felix konuşmaya başladığında kahvesinden yudum alıyordu. Felix'in arka arkaya sıraladığı cümleler ağzındaki kahveyi püskürtmesine sebep olmuştu. Ardından da kahkaha atmaya başladı. Konuşmak istiyordu ama gülmekten konuşamıyordu.

''Gül gül sen. Bunlar iyi günlerin.'' dedi Felix, göz devirerek.

Hyunjin gülmeyi bırakıp aldığı nefesleri düzeltti.

''İzninle birkaç şeyi vurgulamam gerekli.'' durdu.

Vücudunu olduğu gibi sarışın oğlana çevirdi.

Guard Angels / HyunlixHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin