Selammm! Ben geldim. Baya beklettim dimi? Ama benim suçum değildi •v• Neyse en azından geldim. Ben beğendim ve aklıma kurgunun devamı bile geldi bunu yazarken. Beğenmeni umuyorum okuyan kişi! Oy ver yoksa ekip kurup evini yiyoruz tatlım.. (Valla dilenci değilim JSŞEŞDKWŞSKQİAŞ)
NEYSE İYİ OKUMALAR!🖤💚
"Şimdi n'apacağız?! Öylece durup şu bombanın patlamasını mı b-" "Biraz sessiz olur musun! Düşünmeye çalışıyorum!" "Neyi düşünmeye çalışıyorsun Sherlock! Bu bombanın durdurma düğmesi yok! Onu durduramazsın! Tek yapabileceğin şu aptal şeyi çözmek-" Sherlock hızla elini John'un ağzına bastırdı. Sinirle ona bakmaya devam ederken gözlerinde tehditkar ve endişeli bir bakış vardı. "Neden işleri daha da zorlaştırmayı seviyorsun? Sadece yakınmayı bırak ve bana yardım et. Ters bir hareket yaparsan o herif ikimizi de havaya uçurur beni anladın mı? Şimdi, bana şu zarfı verir misin?" John sinirle zarfı verdi ve çökmüş tavandan kopan bir parçanın üzerine oturup başını ellerinin arasına aldı. "Ne yazıyor?" "Hiçbir şey. Sadece içinde..bir toz var?" "Ne olduğunu biliyor musun?" "Sanırım. Ama emin değilim. Bunu anlamak için laboratuvara ihtiyacım var." John yıkılmayan kısımda bir laboratuvar gördü. "Sanırım insaflıymış.."
***
~Mycroft~ "Nerde dedim! O belgeler senden bile önemli aptal! Nasıl kaybedersiniz?!" Nasıl kaybedebilirlerdi? Gerçekten bu konuma nasıl bu zekayla gelebilmişlerdi?Aptallar,diye düşündü Mycroft. O belgeleri geri alamazsa hükümet bir daha ona nasıl güvenecekti? Ama bu işte bir terslik vardı. Belgeler kaybolmuş olamazdı. Belki de çalınmışlardı. Ama nasıl?.. Ama bunu bulabilecek birini de tanıyordu Mycroft. Nasıl olsa onun daha önemli işleri vardı, değil mi? "...ama o güvenliği geçemezlerd-" "Kes sesini! Sherlock'u bulun bana!"
***
"Burada bir mektup daha var Sherlock." John elinde tuttuğu lacivert zarfın üzerindeki yazıyı gösterdi. Bu adamın ismi onlara tanıdık gelmişti. "Blain William mı? Sanki bunu daha önce duymuştum." "Şu intihar ettiği söylenen ama senin aklına takılan adam mı? Günlerce araştırıp hiçbir şey bulamamıştın." "Evet! Buldum," Sherlock mikroskopta incelediği tozu heyecanla gösterdi. "Biliyordum biliyordum! Baktığımda emin olamamıştım. Ama artık kesinlikle bonzai olduğuna eminim. Adam aşırı dozdan öldü! İntihar etmedi! Onu biri öldürdü! Ama kim?" "Neden biri o adamı öldürsün ki? Düşmanları mı vardı?" "Kendi halinde bir iş adamıydı. Sadece beslenmeye takıktı. Özel aşçısı vardı. Belki de zehirlenmekten korkmuştur-" "Bekle. Adam tam olarak ne iş yapıyordu? Ve sen bu bilgilerin hepsini nereden öğrendin?" "Evde fazla vaktim oldu. Her neyse. Konu bu değil. Adamın tam olarak ne iş yaptığını bilmiyorum. Yazılım mühendisi diye biliyorum. Bir yazılım şirketi var. Ama çevresinde başka şeylerle de suçlanıyormuş. Kişisel verileri sızdırdığı için şikayet edilip sorgulanmış. Ama bir şeyler çevirip o işten sıyrılmış. Bildiğim her şey bu kadar. Belki de katil onun müşterilerinden biriydi." "Belki de. Ama başka bir şey bilmiyoruz. Teori üretmek gerçekten uzaklaştırır. Belki de sadece tesadüftü ve katil kendi adaletini sağlamaya çalışıyordu." Koridordan yüksek bir ses duyuldu. Gaz boruları patlıyordu. Yangın büyümeye devam edecekti. Oradan çıkmanın bir yolunu bulmalılardı. "Şu lanet şeyi nasıl çözeceğimizi söyleyecek mi yoksa burada duman zehirlenmesinden ölmemizi mi bekliyor?!" Ve sonunda yakındaki boru patladı. İkisi yere savruldu. Yangın büyüdü ve bulundukları koridora sıçradı. "John! İyi misin?" "Bu acıttı. Bir planın var mı?" "Camdan atlayacağız." "Sen delirdin mi?! Üçüncü kattayız!" "Bana güven." "Ama-" "Dediğimi yap! Bir kez olsun bana güven." Yanan plastiğin keskin kokusu koridoru sardı. John öksürmeye başlamıştı bile. Kaçacak yer yoktu. Tek seçenek vardı..
***
"Burası nasıl hastane? Neden bu kadar az pencere var?" "Konumuz bu mu Sherlock! Öleceğiz ve sen hala bunu mu sorguluyorsun?!" "Tamam gel bir tane buldum." Dedektif yerdeki boş yangın tüpünü aldı ve pencereye fırlattı. Cam kırıkları etrafa saçılırken temiz hava içeri girdi. İkisi de pencereye koştu. "Burası fazla yüksek." "Sorun değil. Altta çalılıklar var. Ölmekten iyidir değil mi sevgili dostum?" John gözlerini devirirken Sherlock kıkırdıyordu. "Tamam bu kadar yeter. Birlikte atlayacağız. Hadi!" John daha tek kelime edemeden Sherlock onun elini tuttu ve aşağı atladılar. Aynı anda çalılıklara düşerken John'un son hatırladığı şey itfaiye aracının sesiydi..
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.