278 28 27
                                    

• • 𝕄𝕪 ℂ𝕙𝕚𝕝𝕕 • •

𝐘𝐞𝐝𝐢

Üç hafta olmuştu...

Bu aşağılık küçük lanetle vakit geçirip, Sukuna'yı görmezden ve onunla daha az vakit geçirmenden beri üç koca hafta geçmişti. Sukuna, bu ani değişikliğin yüzünden sinirliydi. Eskiden sadece onla vakit geçirir ve saygıda kusur etmezdin. Ama artık o küçük tavşanla birlikteydin.

Uraume sana bu konuda küçük bir ipucu vermeye çalışmıştı ama sen o an gerçeği göremeyecek kadar kör olduğun için onun neyi ima ettiğini anlamamıştın.

Günlerden bir gün Haku'yla beraber dışarda oyun oynuyordun. Hiçbirşey seni rahatsız etmediği için gülüp, onunla beraber oyunlar oynuyordun. Uraume, senin bu küçük lanetten mutlu olduğunu görünce hafifçe gülümsedi. Ama Sukuna'nın o küçük lanete pek sabrının kalmadığının gayette farkındaydı.

Uraume her zaman ki gibi, yüzüne o ikonik poker suratını taktı ve sana doğru yürümeye başladı. "Y/N-sama..." Uraume'nin sana seslendiğini duyunca oyunu yarıda kestin ve ona döndün. "Ah! Merhaba, Uraume-san!" Diyerek ona o tatlı gülümsemelerinden birini verdin.

"Öğle yemeğiniz hazır olmuş bulunmakta."

Başını sallayarak onayladın ve küçük lanete döndün. "Tamam! Hadi, Ha-"

"Y/N-sama, hadi şimdilik biraz Haku'yu rahat bırakın ve babanızla yani Sukuna-sama'yla beraber öğle yemeği yiyin."

Uraume'nin bu sözlerine karşı kafanı yana eğdin ve ne dediğini anlamaya çalıştın. Ama anlamadın ve gülümsedin, "Sorun değil! Eminim babacığım Haku'nun bizimle beraber olmasını sorun etmez!" Haku'nun elinden tutarak onu içeriye sürükledin. Uraume ise senin arkandan bakarak iç geçirdi; "Çok ama çok sinirlenecek."

O gün Sukuna elinden geldiğince, Haku'yu gözlerinin önünde öldürmemeye çalışıyordu. Ama Sukuna onu beslediğini ve onunla konuştuğunu gördükçe bununla pek başa çıkamıyordu. Bu şey senin ve onun arasına giriyor ve tüm zamanını çalıyordu.

"Öğle yemeğinden sonra, benim temari topumla oynayalım, Haku!" Sevinçle haykırdın. Bu sözlere karşın Sukuna, elindeki çay bardağını nerdeyse tuzla buz edecekti. "Şu kahrolası alçak lanet bozuntusu..." Lanete karşı olan nefretini sürdürürken, aynen böyle düşündü.

Sukuna elini kendisiyle aynı renkte olan pembe saçlarına koydu. "Bu lanetle iyi vakit geçiriyorsun anlaşılan..." Dedi, yüzünde çok sahte bir gülümseme vardı. Heyecanla başını salladın ve ona parlak bir gülümseme verdin. "Evet! Gerçekten onunla çok eğleniyorum! Onunla vakit geçirmeme izin verdiğin için teşekkürler!" Gözlerin kapalı bir şekilde gülümsedin. Sukuna ise ne hissedeceğini, nasıl bir tepki vereceğini bilmiyordu.

Seni ondan uzaklaştıran, seni güldüren ve kızdıran bu küçük lanete şükür ediyordun. Ama Sukuna'nın kafası çok karışmıştı.

Öfke ve nefretin kendisine hakim olduğunun gayet farkındaydı.

Bu halini küçük bir kıkırtıyla örtbas etti. "Sen mutlu olduğun sürece, sıkıntı yok." Bu sözler kendini hızla onun kucağına atmanı ve kollarını boynuna dolamanı sağladı. Böylece onun Haku'ya attığı o ölümcül bakışı göremedin.

Sen ne olduğundan şüphelenmeden hızla Haku odayı terk etmişti bile.

❉ ╤╤╤╤ ✿ ╤╤╤╤ ❉

Battaniyenin altında ısınmaya çalışırken, öksürdün.

Uraume ateşini düşürmek için alnına ıslatılmış serin bir bez parçası koydu. Nefes nefese göğüsün inip kalkıyordu. Yüzün ise çoktan domatese çevrilmişti bile. Haku ise senin yanında oturmuş endişeyle sana bakıyordu.

Tabi, saatlerce soğuk havada oynamanın cefasını çekiyordun.

Sukuna'nın artık burasına kadar gelmişti. O lanet yüzünden yataklara düşmüştün. Yani artık onu elden çıkarmanın zamanı gelmişti.

Uraume yanından kalktı ve küçük lanete baktı. "Hadi, Y/N-sama'nın istirahat etmesi lazım." Lanet başını salladı ve Uraume'nin peşinden gitti. Odadan çıkar çıkmaz, bir el hızla Haku'nun küçük boynunu kavradı ve sıktı. Sukuna'ydı ve şuan dik dik Haku'ya bakıyordu. "Kızımın benden uzaklaşmasının ve hasta olmasının sebebi sensin. Burada böylece kalmana daha fazla tahammül edemeyeceğim." Sukuna yüzündeki şeytani sırıtışla, tir tir titreyen küçük Haku'ya baktı.

ZAMAN ATLAMASI---- (çünkü Haku için üzülüyorum 😭 'ben değil, yazar yazmış böyle.')

Sukuna hemen yanına oturdu, ve nefes nefese kalmış seni ve kıp kırmızı yüzünü inceledi. Eli istemsizce anlına gitti ve nazikçe parmaklarını gezdirdi. Sonunda Haku'dan kurtulmayı başarmıştı. Tekrar sen ve o beraberdiniz... Sadece ikiniz...

Sukuna'nın yanında kaşlarını çatmış şekilde oturduğunu farkettim. "Babacığım..." Gözlerin hala kapalıyken, hafifçe mırıldandın. Sukuna battaniyeyi etrafına sarıp, seni kollarının arasına aldı. Daha fazla sıcaklık arayarak, kendini onun göğüsüne dahada yasladın. "Babacığım..." Diyerek bir elinle onun kimonosunu kavradın.

"Şşşttt... Burdayım, küçük prensesim... Baban kimsenin seni almasına izin vermeyecek." Kulağına fısıldayarak, sırıttı ve seni dahada vücuduna yakınlaştırdı.

Senin hastalığın sayesinde, Haku'nun varlığını silme fırsatı ayağına gelmişti. Sana Haku'nun kaçtığını ve geri dönmeye çalışırken, lanet kovucular tarafından yok edildiği hakkında yalan söyleyebilirdi. Böylece büyücülerden dahada çok nefret edip, babana dahada çok bağlanacaktın.

"Sen benimsin, Y/N. Ne olursa olsun, beni asla ama asla bırakmayacaksın." Diyerek fısıldadı.

*ೃ༄

Gecenin 4ü ve ben bunu çeviriyorum. (Uykusuzluktan ölüyokooooommm)

.☘︎MƳ ƇӇƖԼƊ𖤓 𓊆ᵂⁱᵗʰ ᴿʸᵒᵐᵉⁿ ˢᵘᵏᵘⁿᵃ𓊇Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin