Ben onun boynundaki mühüre şok ile bakarken o başını tekrardan bana döndürüp dudaklarına alaycı bir gülümseme kondurdu.
"Sende beğendin dimi"
Tanrım ne diyordu bu, ben onunla mühürlenmek bile istemiyordum, bunu demesi ile tekrardan gözlerim dolarken o yavaş adımlarla yanımdan ayrıldı. Yanımdan ayrılmasını umursamayıp gözlerimde ki yaşların teker teker akmasına izin verdim.
Dizlerimi üst bedenime doğru çekerken başımı ise dizlerimin üstüne koyup hıçkırarak ağlamaya başladım. Böyle olmasını dahi istememiştim ben sadece bundan sonra mutlu olmak istemiştim. Yanıma gelen adım sesleriyle birlikte dudaklarımı birbirine bastırıp hıçkırıklarımı durdurmaya çalıştım.
"Kaldır başını"
Bunu demesiyle birlikte başımı yavaş bir şekilde kaldırıp dolu gözlerimle ona baktım. O ise elinde tuttuğu birkaç parça kıyafeti tahtın kol kısmına bırakıp elindeki ıslak bezi boynuma doğru yaklaştırırken ben kendimi geriye doğru çektim. Benim böyle yapmam ile derin bir nefes verip dikleşti.
"Beni gerçektende yoruyorsun"
Bunu demesi ile ben daha ne olduğunu anlamadan o beni kucağına alıp tahta kendisi oturup beni ise kucağına oturttu. Ben ona şaşıkın bakışlar atarken o ıslak bezi ile önce yüzümü sonra ise boynumu silidi.
O vücudumu silerken ben ona bakıyordum, beyaz teni, dolgun pembe dudakları, güzel çehresi ile gerçektende yakışıklıydı. Ve eğer o rivayetler gerçekse kesinlikle insanları yakışıklı yüzüyle kandırmış olmalı.
"Bana öyle bakmaya devam edecek misin?"
Onun sözleri ile başımı yüzünden çekip başka tarafa çevirip konuştum.
"Sana bakmıyordum."
O üst bedenimi tamamen sildikten sonra durup görmeme rağmen bana baktığına emin olarak onu dinledim.
"Hmm peki o halde neye bakıyordun."
Sesi alaylı bir şekilde çıkarken ben yakalanmanın verdiği utanç duygusunu iliklerime kadar hissettim ve büyük ihtimalle yüzüm renkten renge girmiştir. O bu halime gülerken kendini aşağıya doğru kaydırıp tahta tamamen yayılıp bana alttan baktı.
"İnmek istiyorum"
Konuyu değiştirmek adına konuştuğumda, kalçalarımı bacaklarından kaldırıp tam inmek üzereyken o iki elini belime koyup beni kasıklarının üzerine hiçte yumuşak olmayacak şekilde oturttu. Bununla birlikte kulaklarıma ulaşan inleme sesiyle gözlerimi kocaman açıp ona döndüm.
"Tanrım"
Bu dediğimle birlikte kendimi geri çekmeye çalışırken belimi bu defa daha sıkı tuttu.
"Ah, kendini sürtmeyi kes yoksa hiç iyi şeyler olmayacak."
Tanrım sen biliyorsun niyetimi, rezillik tamamıyla rezillik zaten kızarmış yüzüm morarmaya başlamıştı resmen ve ben hala onun kucağındayken işler benim için hiç ama hiç iyi gitmiyor.
"B-beni lütfen yere bırakırmısın"
Sesim olduğundan daha cılız çıkmasına karşı bu olayı atlattıktan sonra lanet edeceğimi aklımın bir köşesine yazdıktan sonra kızarmış yanaklarımla yüzüne baktığımda o fazla zorlanmadan belimdeki ellerini sıkılaştırıp sanki bir çocukmuşum gibi beni kucağından kaldırıp kendisinin oturduğu tahtan kalkıp beni tahta oturttu.
Ben hala karşımdaki şeytana bakmayı sürdürürken o bana doğru eğilip pantolonumun uçlarımdan tutup hafif bir şekilde çekmeye çalışırken ellerimi hemen onun ellerinin üstüne koyup onu durdurdum.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
fıend
Random"hiç tutsak şeytanın hikayesini duydunuz mu?" "tutsak şeytan mı?" "evet bilmiyor musunuz?" "hayır hiç duymadım" "dur anlatayım, bir rivayete göre bundan yüzyıllar önce bir mağraya esir tutulmuş" "neden?" şeytan=jimin omega=junkook