Birden, kapı şiddetli bir sesle açıldı ve bembeyaz bir odada buldum kendimi. Sersem gibiydim. Hâla kendime gelememişken o beyaz odanın kapısından hızlı adımlarla içeriye doğru ilerleyen bir kadın silueti ve onun arkasından beyaz önlüklü, geniş omuzlu bir adam belirdi. Açık olan pencereden giren ılık rüzgar, üzerimde incecik çarşaf benzeri açık mavi bir elbiseye rağmen, vücudumu korumaya yetmiyordu. İnce, elbiseye benzeyen bu mavi çarşafımsı kumaş ve incecik pike, beni yeterince koruyamıyordu. Üşüyordum. Tam karşımda demirlerle yükseltilmiş tahta bir masa, yanı başımda yıpranmış bir sandalye ve odanın çıkış kapısının yanında eski püskü bir dolap duruyordu. Kalktım. Panik içindeydim.
"Lütfen sakin olun," dedi içeride olan beyaz önlüklü kadın ve beni kolumdan tutup tekrar yatağa oturttu. Kafam karmakarışıktı. Neredeydim? Neler oluyordu? Az önce yüksek bir yerdeydim ve şimdi bu yatağa nasıl gelmiştim? "Siz kimsiniz, burada ne yapıyorum?" diye sordum. "Lütfen arkanıza yaslanın," dedi odadaki beyaz önlüklü adam beni sakinleştirmeye çalışarak. "Hemşire iğne lütfen" derken, sesinde onlara vermiş olduğum gerginlik kendini belli ediyordu. İğne sözünü duyunca, korkuyla arkama yaslandım ve gözlerimi kapattım. Aniden koluma batan iğneyle irkildim. Canım yanmıştı. O anda, odada oluşan sessizlik içimi ürpertti. Hangi tuhaf ve bilinmez bir serüvenin içine düşmüştüm? Kafamın içi, cevap veremediğim sorularla doluydu. İçimde oluşan bu belirsizliklerle, bu sıra dışı yolculuğa adım atmıştım ve artık geri dönüşü yoktu. Beyaz önlüklü adam uzun bacaklarıyla ayak ucumda duran masanın üzerindeki kağıtlara bir şeyler yazdı ve odanın kapısından başka hiç bir şey söylemeden çıktı. İğnenin vermiş olduğu sersemlikle, bomboş etrafı izlemeye başladım. Bir hastanede olduğumu anlamıştım. Etrafımda hızlı, hızlı hareket eden kadın, "Merhaba, ben Gözde hemşire, hatırladınız mı?" Hayır der gibi başımı iki tarafa hareket ettirdim. "Evet, hatırlamamanız normal. Dokuz gün önce buraya geldiniz ve şuurunuz kapalıydı. Yüksek bir yerden kafanızı yere çarparak düşmüşsünüz. Diğer tarafa düşseydiniz, şuan burada olamazdınız. Sizi buraya baygın bir şekilde getirdiler. Sahi, neden kendinizi öldürmek istediniz?"Şimşekler çaktı o an kafamın içinde. Demek rüya değildi. Herşey gerçekti. Ben, o yüksek binanın üzerindeydim. Ve, ölmeye çalışmıştım...
İki elimle başımı tuttum. O korkunç an geldi gözümün önüne. Bunu neden yapmak istemiştim? Bir insan böyle bir şeyi neden yapmak istesin? Beni o ana götüren, bu hayattan kopartmak isteyen şey neydi? Ulaşamadığım bir sürü cevapsız soru bir perdenin arkasında saklanmış gibiydi. Ellerimle başımı tutarken, sol elime gelen, hafif bir acı ve şişlik hissettim. "Burada saçım yok!" dedim endişeyle. Şişliğin olduğu yere altı dikiş atmışlar. Dikişi atabilmek içinde, ameliyat esnasında saçımı tıraş etmişler. Hemşire beden hareketlerime bakarak ben sormadan cevaplar veriyor, ne yapıldığıyla ilgili beni bilgilendiriyordu. Hemşirenin konuşmaları kafamın içinde yankılanmaya başladı, doktorun yaptığı iğneden dolayı gözlerimin ağırlaşmaya başladığını hissettim. Tam gözlerim kapanacak gibiydi ki, Gözde hemşire, "Ben artık çıkıyorum, gece yanınıza vardiyayı teslim alan arkadaşım gelecek. Bir isteğiniz var mı?" diye sordu. Dilim damağıma yapışmıştı. "Su istiyorum," dedim. Sanki, bir çöldeydim ve günlerdir su içmiyordum. "Ben hasta bakıcılara söylerim, size getirirler, siz sakın odadan dışarıya çıkmayın," dedi ve odadan çıktı.
İğnenin vermiş olduğu hissizlik ve uykuya rağmen hemşire odadan çıkar çıkmaz kalktım yataktan. Yatağın hemen yanındaki sandalyeye oturdum. Olanları düşünmeye çalışıyordum fakat buna fırsat bile kalmadan, odanın kapısı açıldı. Olduğum yerde sıçradım. İçeriye, hızlı hareketlerle bir çocuk girdi. Beni görünce de tekrar hızlıca dışarıya çıktı. Yüzünde panik ve endişe vardı. Neden bilmiyorum, arkasına düştüm. Teker teker odalara girip çıkıyordu. Az zaman sonra yolunu kaybettiğini ve birini aradığını anlamıştım. Hastane koridorlarında o önde ben arkasında ilerledik, bir süre sonra yorulup "Dur" dedim. Çocuk durdu ve bana doğru döndü. Yaklaşık bir kaç metre kadar mesafeden göz göze geldik. Hafif cılız, henüz on iki, on üç yaşlarında afal - tafal bir çocuk. Ağlamakla, ağlamamak arasında kalan iri gözleri dikkatimi çekti. Üzerinde eski püskü kazaktan kalp atışlarını görebiliyordum. Ve tabii, çok fakir olduklarınıda. Ben hiç birşey söylemeden, "Bana yardım eder misiniz? Annemi arıyorum," deyiverdi. İri gözleri daha da büyümüştü. Yanına doğru yürüdüm. Kalbi bir kuş gibi çarpıyordu. "Korkma evlat, sana zarar vermem. Şimdi düş yanıma, nöbetçi bir hemşire bulup aradığın yeri bulalım." Beraber koridorun diğer tarafına dönerek, bize yardımcı olabilecek birilerini aramaya koyulduk. O koca gözleriyle bir yandan bana bakıyor, bir yandan da koridorlarda bize yardımcı olabilecek birilerini arıyorduk. "Aferin sana evlat, annen sana insanlara karşı temkinli olman gerektiğini öğretmiş." Sessizce yüzüme baktı sadece, cevap vermedi. "Peki, sen, tek başına ne yapıyorsun hastane koridorlarında, bu defa cevap vereceksin değil mi?"
"Hastane odalarına az su bırakıyorlar, iki kişi olduğumuz için su bize yetmiyor. Görevli amca ve ablalara söylüyorum, fazlasını bırakmıyorlar. Böyle fırçalar gibi, ters ters bakıyorlar. Bu yüzden çıkmıştım efendim."
"Peki, senin kalacak başka bir yerin yok mu?"
"Bizim kimsemiz yok efendim. Bir binanın kapıcı dairesinde yaşıyorduk. En son annem daha çok hastalanınca, oradan da çıktık ve bu hastaneye geldik. Onun benden başka kimsesi yok. Ve tabii benimde ondan başka. Doktorlar, annemin artık sayılı günleri kaldığını söylüyor. O kanser hastası ve son evresiymiş. Son evre demek, onu artık hiçbir ilaç kurtaramazmış."
"Peki, ya baban?"
"Babam üç yıl önce bizi bırakıp gitti. Ben onun nerede olduğunu bilmiyorum efendim," diyerek boynunu önüne eğdi.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
SARMAL 'Bir Hayalim Vardı,
AdventureBir sevgi siz de ne ifade eder? Bence sevgi, bir insanın kaderini ve kişiliğini şekillendiren tek gerçektir... Üvey bir babayla yaşamak zorunda kalan, ve bu süreçte anne sevgisini hiç göremeyen genç kızın hüzün dolu hayatı. Kitabı okurken, içinde...