Hiç gözyaşı dökmeden ağlar mıydı insan ?
Hiç tek kelime etmeden feryat edebilir miydi insan ?
Hiç nefes alırken boğulur muydu insan ?
Ağlarmış.
Feryat edermiş.
Boğulurmuş.
Olmaz dediği her şeyi başka bir insan ona tattırabilirmiş.
Zira ben şuan ağlıyordum, feryat ediyordum, boğuluyordum.
Ama ne kimse göz yaşlarımı görüyordu, ne feryadımı dinleyebiliyordu ne de boğulduğumu anlayabiliyordu.
Hepsi bir saniye içinde, hepsi benim içimde oluyordu.
Yanaklarım ıslak değildi, kelimeler boğazımda düğümlenmişti, nefesi kesik kesik alıyordum.
Telefonun ardındaki adamın söylediği her kelime yüreğime bir ok gibi saplanmıştı. Boğazımda oluşan yumruyu kaç kere yutkunsam da geçiremiyordum. Ellerim ayaklarım zangır zangır titremeye başlamıştı.
Yatağın ucuna oturmuş telefonla bakışıyordum. Yaşadığım şeyin gerçekliğini sorguluyordum. Aylar sonra ilk defa telefonum çalıyordu ve aldığım haber... Oysa ben daha farklı şeyler hayal etmiştim.
Gözlerimi kapatıp zihnimin kontrolünü elime almaya çalıştım. Şuan kafamda binbir tane farklı düşünce geziyordu, binbir tane farklı senaryo gözümün önünde canlanıyordu. Ve bunların hepsi canımı yakmaya fazlasıyla yetiyordu.
Aldığım bu haberi evdekiler de biliyor olsaydı, şimdiye ortalık yangın yeri olurdu. Demek ki evdekilerin haberi yok.
Peki ya onlardan önce neden benim haberim oldu ?
Birisi benimle mi oynuyordu ?
Her şey çok karışıktı. Çok karışık.
Bunun gerçek olup olmadığını bir şekilde sağlamasını yapabilirdim. O da evin içinde Hamza'nın olup olmadığını öğrenmek. Onu en son gördüğümde dışarda oturup sigara içtiğini hatırlayınca hemen yataktan kalkıp pencerenin yanına gittim. Perdeyi aralayıp onun oturduğu tarafta göz gezdirdim.
Yoktu. Bahçede simsiyah giyinmiş korumalardan başka hiç kimse yoktu.
Pencereden uzaklaşıp koltuğun üzerindeki koyu yeşil feraceyi hemen giydim. Telefonumu da ne olur ne olmaz diyerekten cebime attım. Saçımı topuz yapıp kare örtümü önden bağladığım gibi odanın kapısına doğru koşar adım ilerledim. Yandaki odanın kapısının önüne geldiğimde hiç beklemeden sert bir şekilde kapıya vurmaya başladım.
"Hamza, içeride misim ? Hamza !"
İçeriden ses gelmediğinde kapıyı açıp içeriye girdim. Gözlerimdeki onu bulma umuduyla odanın her köşesine baktım. Yoktu. Banyoya baktım. Yoktu.
Odadan çıkıp bu sefer evin içinde koşturmaya başladım. Uzun bir merdiveni ikişerli inerek ikinci kata geldim. Burada Diana'nın odasını biliyordum sadece. Öbür kapıları hızla geçip Diana'nın kapısının önüne geldim. Üstüme başıma çeki düzen verdikten sonra yüzümde inandırıcı olmasını umduğum bir gülümseme kondurdum. Daha hiçbir şey kesin değilken Dianayı da telaşlandırmak istemezdim. Ona duyduğum ve gerçekliğinden emin olmadığım bu haberi söylemeyecektim.
Kapısını yumuşak bir şekilde tıklatıp içeriden cevap gelmesini bekledim. En nihayetinde kapı açıldığında karşımda saçı başı karışmış, göz bandanasını alnına sabitlemiş, gözleri yarı açık bir Diana vardı. Uykudan uyandığı belliydi. Beni görmesiyle şaşkınlıkla gözleri daha da açılmıştı.

ŞİMDİ OKUDUĞUN
ORKİDE
Teen FictionEsila'nın 5 yıl önce aldığı kararla hayatı altüst olur. Ama yazarın da dediği gibi: "Hayatım altüst olur diye korkma nereden biliyorsun altının üstünden daha iyi olmadığını" ~ALINTI "Zor olmuyor mu ?" "Ah şu sorularını direkt sorsan da beni uğraştı...