xiii.

53 9 15
                                    

sinan düne göre kendini daha iyi hissediyordu, boğazı acıyordu sadece. yattığı yerden doğrularak kalktı ve rutin işlerini tamamlayıp okulun yolunu tuttu. etraftaki her şeyin üzerinde bir durgunluk vardı. ağaçların üzerindeki yapraklar hareket etmiyor, sokaktan arabalar geçmiyor ve insan varlığına dair hiçbir ize rastlanmıyordu. 

sabahın yedisinde dünya hareket etmeyi reddediyordu sanki.

kulaklıklarını takıp sessizliği şarkılarla bastırdı ve okula vardı. sınıfa girdiğinde gözü hemen sırasına bırakılmış karton bardağa takıldı. adımlarını hızlandırarak sırasına gitti ve bardağı kavradı, hala sıcaktı. içinde bitki çayı vardı. sınıftakilere göz gezdirdi ama sadece üç kişi vardı ve bunlardan hiçbiri osman değildi. onun hasta olduğunu bilen tek kişi oydu, başkasının koyma ihtimali yoktu. 

önemsiyordu işte onu, aralarına mesafe koyma nedenini düşünmekten kafası patlayacak gibi hissediyordu artık. o kadar uzun zaman bunun üzerine düşünmüştü ki. buna rağmen hiçbir sebep aklına gelmiyordu. kaşları çatık biçimde oturarak çayını yudumladı ve bir süre sonra sınıfın sessizliğinden faydalanmaya karar verip çantasından çıkardığı kitabı araladı. 

ders başlayana kadar böyle oyaladı kendini. eda, yanına oturduğunda başını kaldığı sayfadan kaldırıp ona baktı. ''günaydın!'' dedi kız neşeyle. ''sabahın sekizinde bu enerjiyi kendinde nasıl buluyorsun?'' diye sordu sinan gülümseyerek. ''çünkü enerjik olmazsam asla çekilecek gibi değil bu okul.'' sinan kafasını salladı onaylarcasına. birkaç dakika sonra osman sınıfa girdiğinde gözleri bir anlığına buluştu ve osman'ın gözleri kontrol edercesine boş bardağa kaydı. sırasına otururken yüzünde minik bir tebessüm oluştu ve hemen kayboldu, ama yakalamıştı sinan bunu. 

ders başladı ve bitti. gün böyle geçiyordu, osman ders vaktine yakın sınıfa geliyor, sonra kayboluyordu. nereye gittiğini, ne yaptığını merak ediyordu sinan. arkadaşlarıyla konuştuğunu görüyordu ve derse her zamanki gibi minimum düzeyde katılıyordu, minimum ama yeterli. her şey düzgün gibi gözüküyordu aslında ama sinan onu tanıyordu. üzerindeki durgunluğu tanıyabiliyordu, samimiyetinin gerçek olup olmadığını anlayabiliyordu. neyin rol, neyin gerçek olduğunu ayırt edebiliyordu.

yine bomboş bir gün geçip gitmişti. eda'nın eşyalarını toplamasını ve makyajını tazelemesini beklerken okulda kimse kalmamıştı. ''eda hadi, okulu üzerimize kilitleyecekler.'' 

''kantinin camlarını kırıp karnımızı doyurur, gece de spor salonundaki minderlerde yatardık, eğlenceli olabilirdi.'' dedi eda. sinan yüzünü buruşturdu, ''tercihen sıcak evimde kalmayı yeğlerim, hadi.''

''of tamam gidelim.'' okulda cidden kimse kalmamıştı. ön kapıyı kilitledikleri için arka bahçe kapısından çıkarlarken ilerideki sokaktan gelen bağrışma sesleriyle duraksadılar. sinan ne olduğunu görebilmek için oraya yöneldi, ''sen burada kal.'' 

üç oğlan vardı, ikisinin arkası sinan'a dönüktü ve diğerinin yüzünü seçemiyordu. ''yapmadım mı lan istediğini daha ne istiyorsun orospu çocuğu!'' yüzünü seçemediği çocuğun sesini duymasıyla hemen kim olduğunu tanımıştı; osman. ''okulumda senin gibi kanı bozuk bir ibnenin olmasını istemiyorum, siktir olup gitmeni istiyorum.'' dedi karşıdaki çocuk osman'ı sertçe iterken.

sinan koşar adımlarla oraya giderken osman yumruğunu karşısındaki çocuğa geçirdi, ''ağzını topla, toplayabilirsen.'' diyerek güldü. çocuk geriye doğru savrulurken dudağı patlamıştı. diğer çocuk da osman'a doğru saldırmak üzereyken sinan onu hızla tuttu ve geriye savurdu. osman kaşlarını çatarak sinan'a baktı, ''ne işin var burada?''

''sesleri duydum.'' diye geçiştirdi sinan. ''sevgilini korumaya mı geldin?'' yerdeki çocuk ağzındaki kanı yere tükürürken alaycı bir ifadeyle ona bakıyordu. sevgili yorumunun üzerinde durmayarak karşılık verdim, ''korunulmaya pek ihtiyacı yok gibi duruyor sanki,'' üstten bakarak gülümsedi ve devam etti, ''ama senin için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.'' çocuk ayağa kalkıp sinan'a saldırmaya yeltenirken diğeri de osman'ın üzerine geliyordu. sinan karşısındaki çocuğu yumruğuyla devirirken üstüne çıkıp hareketlerini kısıtladı. birkaç yumruk daha sallarken osman'a saldıran çocuğun elindeki bıçağı fark etmesiyle gözü korkuyla büyüdü ve vücudu kaskatı kesildi. osman fark etmemişti.

''osman, dikkat et bıçağı var!'' diye bağırdı sinan. osman'ın bakışları çocuğun elindeki parlak metal cisme kayarken gerilemeye başladı, ''pişman olacağın bir şey yapma.'' diyerek uyardı karşısındaki çocuğu. ''noldu sindin köşene korkak gibi? dayılanıyordun az önce.'' manyak gibi gülümsüyordu ve sinan altındaki çocuğu yumruklarıyla zapt etmekten diğerine engel olamıyordu. eli kolu bağlıydı ve çocuk osman'a giderek daha çok yaklaşıyordu. 

gelen ince sesle duraksadılar ve hepsinin bakışları oraya döndü, ''polisi aradım birazdan burada olurlar, aptalca bir şey yapmayın.'' eda sokağın başında duruyordu ve bakışları bıçağı tutan çocuğun üzerinde kilitlenmişti. çocuk arkadaşına baktı ve aralarında sessizce anlaşmış gibi gerilediler, ''burada bitmedi ikinizin de burnundan getireceğim bunu soktuğumun ibneleri!'' dedi bıçağı tutan çocuk ve uzaklaştılar. 

uzaklaşmalarıyla beraber sinan olduğu yerden doğrulup duvara yaslanmış, nefes nefese kalmış çocuğun yanına yaklaştı. dizlerinin üstünde çöküp yüzünü inceledi, kaşıyla şakağı arasında yeni yeni oluşmaya başlayan bir morluk vardı ve dudağının kenarı hafifçe kanıyordu. parmağı usulca morluğun üstünde gezinirken dudağına dokunmaktan kaçınıyordu, yanlış bir şey yapmak istemiyordu. gözleri sinirle yanıyordu, ''orospu çocukları.'' dedi dişlerinin arasından. osman hiçbir şey demeden onu izliyordu sadece. 

''geçen sefer yüzünde morluklarla okula geldiğin zaman yine bunlarla mı kavga etmiştin?'' diye sordu sinan, kafasını sallamakla yetindi kumral çocuk. ''anlat osman, her şeyi doğru düzgün başından anlat.'' osman pes etmişçesine nefesi verdi ve başını eğdi, ''anlatacağım ama önce buradan uzaklaşalım,'' bakışları eda'ya döndü, ''aradın mı gerçekten polisleri?''

''e aradım tabii ki! bıçak çekmişti manyak herif.'' osman, kafasını salladı. ''hadi gidelim.'' oradan uzaklaştıklarında eda evine giden yola sapmadan önce endişeyle ikisine baktı, ''dikkatli olun tamam mı?'' onayladıklarında istemeye istemeye de olsa onlardan ayrıldı. 

''benim eve gidelim?'' diye sordu sinan. ''gidelim.'' 

osman'ın anlatacakları sinirini bozacaktı, buna emindi ve kendini hazırlamak için sessizliğe gömüldü ve eve varana kadar bu sessizliği bozmadı. tıpkı sabah olduğu gibi dünya yeniden dönmeyi bırakmıştı.


yaşayan var mı draftlarda bunu buldum yazdığımı unutmuşum duygulandım dhsfjhsdkjfes

bence bir sene bölüm atmadım diye bana beddua ettiniz ve onlar da ucundan tuttu ama neyse.. arada gelirim böyle hala okuyan varsa özledim yazmayı



Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Dec 07, 2024 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

weakness & love • sinmanHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin