Yıllar boyunca somurtarak yaşayan Angelina, bu zalimlikten kurtulmak için arkasındaki cesetlerle evden kaçar ve kendini gülümseten mucizeyi bulmak için çabalar.
Angelina odasına hızlıca girdiği gibi kapısını çarptı. Artık emindi. Bu evdekiler ondan nefret ediyordu.
Yaptıkları tek şey "Angelina git biraz Brown'a yardim et.", "Angelina misafirlere hizmet et." Resmen evin hizmetçisi gibi davranılıyordu. Onları öldürmek istiyordu. Bu evin hizmetçisi bile ondan daha değerliydi. Üvey annesini, üvey kardeşlerini, annesinin ölümünden sonra bulduğu ilk kadınla evlenen babasını, evdeki herkesi öldürmek istiyordu. Yüzündeki yıllardır silinmeyen duygusuz yüzüyle aşağıya indi.
Mutfağa girerken yine o ailenin rahatsız edici sesleri geliyordu. Angelina içinden onlara güldü. Birazdan olacaklar için acıdı onlara. Mutfağa girdiğinde ilk gözünü alan şey bangonun üzerinde, parıldayan keskin bıçak. Eline alıp parmağını sürtdü. Acaba kaç litre kan çıkaracak bu bıçak diye düşündü.
Gece olduğunda herkes uyuyordu. Angelina hariç. Aklındaki tek plan öldürmek olduğu için doğru düzgün plan yapmamıştı. Eline bıçağını aldı ve babasının odasına doğru yürümeye başladı.
Kapıyı açtığında üvey annesiyle uyuyanlardı yanında da beşikte olan küçük Lily. Yatağa atladı. Sessizce babasının göğsünü buldu. Bıçağı yavaşça bastırdı. Bastırmasıyla adam gözünü açıp bağırmaya başladı. En sonunda yavaş olmayı bırakıp her yerine delikler açmaya başladı.
Babası acıdan bağırırken üvey annesini uyandı ve bağırıp kapıya doğru kaçmaya çalıştı. Yüzü duygudan yoksun olan Angelina hızla ona dönüp bıçağı sırtına attı. Tam on ikiden. Bunlar olurken bebek Lily ağlamaya başlamıştı. Tabii ki onu öldürmeyecekti. Bu ailede onu seven bir tek Lily vardı.
Üvey annesi Betty'nin yanına gitti ve sırtındaki bıçağı çıkardı. Kadın bıçağı yediği gibi yere çakilmisti. Dayanıksız.
Elindeki bıçak ile babasına geri döndü. Göğsünün üstünden başlayarak aşağıya doğru büyük bir yarık oluşturdu. Organları gözüküyordu. Angelina elini kalbinin olduğu yere doğru batırdı. İğrençti ancak o bunu düşünmüyordu. Kalbi tuttuğu gibi çıkardı. Zamanında Angelina'nın annesinin yani Maria ve Angelina'nin kalbini birden fazla parçalamıştı. Sıra ondaydı.
Angelina kalbi çıkardığı gibi sıkmaya başladı. Kalp kendisi gibi sert olduğu için parcalanmıyordu. En sonunda kalbi parçaladı ve her yere kanlar sıçradı. Angelina zevkten deliye dönmüştü. Ancak yüzünde her zamanki gibi hiç bir duygu yoktu.
Betty onun için neredeyse yok gibiydi. Onun için bu kadar havalı bir ölüme gerek duymadı. Bıçağını ve bebek Lily'yi kucağına aldı ve odadan dışarı çıktı. Sadece üvey kardeşleri Julia ve Candy kalmıştı.
Kapıyı kapatmadan önce odada bir ses duydu. Pencereden gelen. Ancak acelesi olduğu için bakmadı bile. Bebek Lily sürekli ağlıyordu. Susması lazımdı yoksa güvenlikleri uyandıracakti.
Belki güvenlikler Betty'nin çığlığı ile uyanmıştı bile.
Lily'i kendi odasına bıraktı ve bıçağını alarak Julia'nin odasına gitti. Zavallı Julia. Angelina uğraşmak istemediği için kafasına direkt bıçağı sapladı ve arkasını dönüp Candy'nin odasına doğru yürüdü. Candy ile hiç iletişimleri yoktu. Bu yüzden onu da aynı şekilde öldürüp bıçağını geri çekti.
Aslında bu ikizleri öldürmesine gerek bile yoktu. Ancak bu aileden arkada iz bırakmak istemiyordu.
Hemen odasına koşmaya başladı. Bebek Lily uyumustu. Neyseki babasını ve annesini öldürürken beşikteydi ve hicbirşey görmedi. Angelina üzerini değiştirip üzerindeki kanlı kıyafetten kurtuldu.
Ancak yüzü hâlâ kan içindeydi. Hızla banyoya gidip yüzünü yıkadı. Daha iyi.
Oops! Bu görüntü içerik kurallarımıza uymuyor. Yayımlamaya devam etmek için görüntüyü kaldırmayı ya da başka bir görüntü yüklemeyi deneyin.
(Giydiği elbise aslında gecelik ama çok seksi durduyo o yuzdennnnnn)
Lily'e de kalın bir hırka giydirdi. Üzerine ceket alarak ayakkabı bile giymeden kucağındaki bebek ile dışarı çıktı. Arkadaki kömürlüğe doğru ilerledi ve kanlı elbisesi ile bıçağı attı. Kibriti yakarak kömürlüğü ateşe verdi.
Zaman kaybetmeden Lily ile bilmediği yollara girmeye başladı. Amacı eskiden annesi ile birlikte kaldığı evi bulmaktı. Ancak nerde tam olarak bilmiyordu. En az 2 saattir yürüyordu. Kollarındaki Lily ile bu yol daha da geçinilmez oluyordu. En son yorulduğunda bir banka oturdu. Etraf çok sessizdi kimseler yoktu. Arkasında bir orman vardı. Bir de bankın üstünde duran rahatsız edici ışık.
Burası tanıdık gelmişti. Düşündükten sonra annesi ile 5 yaşındayken geldiği parktı burası. Arkasındaki ormanın girişinde park olması lazımdı. Banktan kalktı, arkasini döndü ve ormana adımını attı. Girer girmez küçükken oynadığı parkı buldu. Paslanmıştı, belli ki yıllar boyunca başı boş kalmış.
Eğer park buradaysa evide buralardaydı.
Gözünü etrafta evi aramaya zorladı. Fazlasıyla uykusu gelmişti. Gözünü çevirirken parkın sağında bir ışık gördü. Yavaşça ışığa doğru yürümeye başladı. Her bir adımında dallar çatırdıyor, baykuşlar bağırıyordu. Fazlasıyla ürkünçtü.
Işığın yanına ulaştığında, bunun bir ateş böceği olduğunu gördü. Tek sorun, mevsim sonbahardı. Ancak ateş böcekleri yazın ortaya çıkarlardı. Angelina bunda bir terslik olduğunu anladı. Etrafına daha dikkatli bakmaya başladı. Küçük Lily uyanmaya başlıyordu. Angelina gözünü kısarak bakarken bir çift göz gördü.
"Sen kimsin?" Diyerek sordu. Sesi çatlamıştı. Korkudan değil. Şaşkınlıktan.
Çünkü bu varlık her neyse. Gözleri olamayacak kadar kara, dibi gorunmeyen kuyu gibiydi...
...
İlk defa bir yazdığım saçma sapan şeyi yayınlıyorum. Hadi bismillah